Açık Kültür, Sosyal Bilimler

21. Yüzyılda Roman Okumak Üzerine

Goodreads’te yıllık okuyacağım kitapları belirlerken uzun süre yarısı roman, yarısı düşünce/bilimsel olmasına dikkat ettim. Zaman geçtikçe romanlara daha az sabredebildiğimi fark ettim. Geçmişte okuduğum birçok kalın romanı bugün okuyabilir miydim emin değilim. Belki de o günlerde bu kült romanları okumuş olmak beklentimi yükselttiği için romanlarla aram biraz bozulmuş da olabilir.

Geçen gün bir arkadaşım Orhan Pamuk’un Sessiz Ev romanını okuyup okumadığımı sordu. Okumadığımı söyledim fakat o anlattıkça kitabı okuduğumu sonradan hatırladım ve ona beni etkileyen bazı yerlerini anlattım. Okuyup, üstüne etkilendiğim bölümler olan bir kitabı okuduğumu bile unutmuştum. Kitap okuyan çoğu kişi bu unutma probleminden yakınır zaten. Konuyu, zaten unutuyoruz ve boşuna okumuş oluyoruz noktasına getirmeyeceğim. Bu önemsiz ve nedenlerinden bahsetmeye değmeyecek sıradan bir konu olurdu.

Benim romandan soğumam bazı kişisel beklentilerimle ilgili olarak değişmişti. Bir yazarı sevdiğinizde veya konuyu sevdiğinizde, onda kendinizden bir şeyler bulduğunuzda kısaca neden okuduğunuz sorusuna ilgimi çekiyor yanıtını verdiğimizde arkada başka soru aramaya gerek yoktur. Roman okumamızın nedeni kitap okumaksa, bir ödev ihtiyacı içinde elimize kitap almaksa yani kitabı okumuyor da ona katlanıyorsak sanıyorum burada yeniden düşünülmesi gereken bir konu vardır. Hoş bu durum sürdürülemezdir ve bir noktadan sonra kişinin kitaplarla ilişkisini kesmesine neden olacaktır.

Hobilerimizin ödevlere dönüşmeye başladığı bir zamandayız. Bizi eğlendirmesi veya bir şekilde mutlu etmesi gereken, bize iyi gelmesi gereken şeyleri bile artık ödev olarak görmeye başlıyoruz ve kendimizce performans ölçüleri belirleyerek onları bir iş haline getiriyoruz. Dahası artık sanat eserlerinin kendileri bile formülasyona dayanıyor ve başarılı formüller yeniden ve yeniden karşımıza çıkıyor.

Romandan Beklentiler

Üniversitede Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü okuduğumda artık kitap okumayı bırakmayacağımı düşündüm. Okumaya böyle bir kitap bulma ihtimali için bile devam edilebilirdi. Kitabın düşünsel değil mizahi boyutu çekmişti beni ilk başta. Diğer Ahmet Hamdi TANPINAR kitaplarından aynı etkiyi alamadım mesela. Ama kitaplar da şiirler de filmler de resimler de müzikler de böyledir. Bir eseri beğenmek sanatçının tüm işlerini beğenmek anlamına asla gelmemektedir. Bir şairin bir şiirini çok sevip kalan şiirlerini sıradan bulabiliriz. Diğer sanat dalları için de geçerlidir bu.

Romanlarda da durum böyle. Bir roman çok farklı sebeplerle sevilebilir fakat artık o kadar çok roman var ki ve o kadar çok kurgu var ki seçenekler de çok, vaktimizi ayırmak istemeyeceğimiz sıradan işler de. Sevdiğimiz bir yazar bulmak ve onun zihninin içinde yolculuk yapmak çok değerlidir. Konu fazlasıyla ilgimizi çekmiş de olabilir. Bence bunlara ek olarak artık romanlarda bulmaktan memnun olduğum bir başka şey var. Romanın içine tarih, mitoloji ya da felsefe gömerek paralel bir anlatımla iki farklı konuyu ele almak. Bu ciddi bir emek gerektiren bir iş ve romana çok olumlu bakmamı sağlıyor. Roman ararken bir kritere bile dönüşebiliyor.

Demek istediğimi birkaç roman adı vererek anlatmak istiyorum. İskender PALA’nın Şah ve Sultan romanıyle Od romanı ya da Amin MAALOUF’un Semerkant kitapları tarihi de romana katan iyi örnekler. Ne kadar kalitesi tartışmalı olsa da Mevlana ve Şemsi anlatıya katan romanlar da öyle. Orhan Pamuk’ın Benim Adım Kırmızı romanındaki gibi geçmiş kültüre de fener tutan romanlar. Umberto ECO romanları bu bağlamda eşsiz kitaplardır ilgilisi için. Örneğin son zamanlarda bu işin iyi iki örneği olarak Ömür İklim DEMİR’in Kum Tefrikaları ve Ahmet ÜMİT’in Kayıp Tanrılar Ülkesi romanları.

Yukarıda bahsi geçen romanlar ve elbette çok daha fazlası bir kurguyu takip ederken başka bir alanla ilgili ciddi bilgiler edinebileceğimiz romanlar. Bu tür romanları seviyorum ve okumak için roman ararken olumlu baktığım romanlar. Bir romanı okurken Orta Asya mitolojisinden bir hikayeyi de öğrenmek hoşuma gidiyor. Bu tür romanların ciddi emek ve zaman gerektiriyor. Diğer romanlar da öyledir elbette fakat dediğim gibi benim için roman ararken artı haneye yazılacak bir şey bu. Sadece kurgu okuyacaksam ve okuduğum metnin düşünsel ağırlığı ya da bana kattığı yeni bir şey yoksa onu okumak yerine dizi izlemeyi tercih edebilirim. Elbette aynı şartları taşıyan bir diziyi.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: