Sinema

Ahlat Ağacı : Gidişata Kapılmak

Taşrada yaşayan bir çocuk büyükdükçe çevresindeki insanlara benzemeye başlar ve gidişata bir defa kapıldıklarında bundan kurtulmaları oldukça güçtür. Sadece taşrada böyle değildir elbet bunu genellemenin de filmde mümkün olduğunu görmekteyiz. Fakat film taşrada geçtiği için bu kelimeyi daha uygun buldum. Peki kurtuluş nasıl mümkün olabilir? İşte filmde de cevabı aranan konulardan biri de bu.

Filmi izlediğimde benim aklımda kalan basit bir baba-oğul çatışmasından ziyade insanın yaşamını geçirdiği yere benzemesi ve bu benzemenin bir çok zorlayıcı sebebi olmasıdır. Bu benzemeden, sürekli başka patikalar bularak sonsuza dek kaçmak mümkün müdür? İzlenimime göre filmde bu sorunun cevabı da aranmıştır. Fakat sadece aranmıştır zaten fazlasına gerek bırakmamıştır yönetmen. Bu soruya bir cevabı belki de ahlat ağacı üzerinden aramak gerekir. Ahlat ağacı kuraklığa çok dayanıklı ve köklerini oldukça sağlam tutan, suya ulaşmak için 10 metrenin üzerinde köklerini salan bir ağaçtır. Ahlat ağacından verim almak içinse yani anaç bir hale getirmek için aşılanması gerekir. Bu metaforu filmde kişiler üzerinden okumak mümkündür. İşte bu yazıda da daha çok filmi bu açıdan okumaya çalışacağım.

Filmi okumaya devam etmeden önce kısaca konusuna bakacak olursak: Sinan üniversiteyi bitirdikten sonra Çanakkale’ nin Çan ilçesine gelir ve burda öğretmen olarak atanmayı bekler. Bu süreçte yazdığı kitabı bastırmak için uğraşır. Filmde bu uğraş üzerinden gitsede benim görebildiğim kadarıyla filmin üzerinde durduğu bu süreç değil.

Filmin Gerçekciliği Nereden Gelmektedir?

Nuri Bilge Ceylan’ ın filmlerinde hep bir gerçekcilik vardır ve zorlama sahneler yok denecek kadar azdır. Bu filmde de bunu söylemek mümkün fakat bu filmin gerçekçiliği filmin üç senaristinden biri olan Akın Aksu’ nun yaşamına da dayanmaktadır. Kendisi de öğretmen olan Akın Aksu denebilir ki bu yaşanan olayların büyük bir kısmını yaşamıştır. (Filmde Veysel adında ki imam rolünde oynamıştır.)

Sinan karakterinin bazı sivri yerlerinin zamanla törpülenmesi ve bu süreçte çevresine benzeme süreci filmde oldukça sert bir şekilde işlenmektedir. Sinan üzerinden tüm toplumu okumak mümkündür. Daha özelde de tüm sivri uçları. Sinan aslında denebilir ki bir ahlat ağacı olmak istiyor, kitabı ise bu kurtuluş için sadece bir imge. Bu arada kitabın ismi de Ahlat Ağacı.

Sinan’ın çırpınışlarını ya da köklerini uzatma isteğini çevresi ile durmadan çatışmasından anlamak mümkündür. Sinan kalın toprak örtüsünün içinden kendine yer açmak istemektedir. Fakat tartışmalarında bile yavaş yavaş çevresine benzediğini görmekteyiz. Bunu kardeşiyle, annesiyle, yerel bir yazarla ve kum satıcısı ile olan tartışmalarında görmekteyiz.

Sinan’ın babası İdris de zamanında Sinan gibi bazı çırpınışlarda bulunmuş ve hala bazı canlı kökleri bulunduğunu filmde görmekteyiz. Toplumdan uzak yaşaması, bir kuyuya kafayı takıp toplumu bazı noktalarda dinlememesi gibi sahneler üzerinden bunu okumak mümkün. Babası içinde kuyudan su çıkarmak bir kaçıştır. Sinan’ı aslında en iyi anlayan da babasıdır her ne kadar yarım yamalak olsa da. Örneğin Sinan’ ın yazdığı kitabı çevresinde bir tek babası okumuştur. Okumakla kalmamış bazı çıkarımlar bile yapmıştır.

Sonuç: Akışa Kapılmak

Bir insan çevresindeki akışa nasıl kapılır? Nasıl olur da bir insan kendi kişiliğini oluştururken, tıpkı bir cevherin heykeltraşın darbelerine maruz kalarak değişmesi gibi benliği değiştirilir? Filmde Sinan karakteri çevresinde kimle karşılaşsa artık o melankolik hal gittikçe kaybolur ve gün geçtikçe yenilmeye başlar.

Filmde Sinan’ın kendi kitabını basma isteği onun kurtuluş umutlarından biridir. Kitabı bastırır fakat feda ettikleri kazançlarını karşılamaz. Sinan bu durumu artık umursamaz bir tavır takınır. Çevresinin etkisi ise artık kendisinde belirginleşmeye başlar belki de artık kaçmaktan yorulmuştur. Patikalar aramaktan vazgeçer.

Filmin son sahnesinde Sinan babasının belki de son dayanağı olan köy evinin yanında bulunan kuyunun dibinde, elinde kazma ile su çıkartmaya çalışmaktadır. Sinan film boyunca babasına yardımı reddetmiştir ama yaşadıkları onu kuyunun dibine yollamıştır. Sinan’ ı kuyunun dibinde görmeden önce sanki kuyuda kendisini astığı bir sahne görülür fakat daha sonra kuyuda olduğu görülür. Bu noktada artık Sinan’ın akışa kapılarak çevresindekilere teslim olduğunu görmekteyiz. Artık kökleri birer birer kopmuş ve sadece babası gibi kendisinin de elinde kuyu kalmıştır.

Elbette bu yazıdaki çoğu şey öznel açıklamalardır. Filmin bir umutla bittiği şeklinde yorumlarını da gördüm fakat bendeki intibası yazımda da anlaşılacağı üzere bu yönde değil.

Son bir not, filme adını veren Ahlat Ağacı ile ilgili: Bu ağacın diğer bir adı Anadoluda “Gelinboğan”dır. Nedeni ise Ahlat ağacının bir çeşit armut olan meyvesinin boğazda kalabilmesi ve zor yutulmasıdır. Filmi çözümleyebilmek bu meyve kadar zor.

Bir Cevap Yazın