Ruhun Üç Parçası: Akıl, Arzu ve Thymos

Thymos Sokrates’e göre insan ruhunu oluşturan üç şeyden biridir. Günümzüde özdeğer, öz saygı kelimelerine yakın gibi fakat bu kelimelerin tam karşılığı değil. J.J Rousseau’nun “amour-propre” si ile ilişkilidir. Diğer insanların gözündeki değeriniz ve sizin kendinize verdiğiniz değere ilişkindir. Sokrates’in aktardığı bir hikaye ile giriş yapalım:

Sokrates, cellatın yanındaki ceset yığınını seyretmek isteyen Leontius adlı bir adamın öyküsünü anlatmaya başlar: Canı bakmak istiyordu, ama aynı zamanda içinde bir isteksizlik doğdu ve geri döndü. Bir süre kendisiyle mücadele etti, elleriyle yüzünü kapadı. Sonra arzusu ağır bastı, gözlerini açarak koştu, cesetlerin yanına gitti ve haykırdı: “Bak, Allah’ın belası bak, gözün bayram etsin!

Leontius’un iç mücadelesini yalnızca iki içgüdü arasındaki bir mücadele olarak yorumlayabiliriz: Ceset yığınını seyretme arzusu doğal iğrenme duygusuyla mücadele etmektedir. Ama Leontius’un davranışının iki arzu arasındaki mücadeleye indirgenmesi kendisine duyduğu öfkeyi açıklayamaz. Çünkü kendisine hâkim olsaydı herhalde öfkelenmezdi, tam tersine farklı ama yakın bir duygu hisseder, gurur duyardı.

Leontius’un öfkesi ruhunun ne arzu eden, ne de düşünen yanından kaynaklanmaktadır. Çünkü kendisi iç mücadelesinin sonucu karşısında kayıtsız değildir. O nedenle öfkesi ruhunun üçüncü, tamamen farklı bir yanından kaynaklanıyor olmalıdır. Sokrates bu yanı thymos olarak adlandırır. Thymos’dan kaynaklanan öfke, Sokrates’e göre, yanlış ya da delice arzuları bastırmak gerektiğinde aklın potansiyel bir müttefiğidir, ama gene de akıldan farklı bir şeydir. Eflatun’un Devletindeki yaklaşıma göre, thymos insanın kendisine biçtiği değerle, bizim bugün “özsaygı” diye adlandırabileceğimiz şeyle bağlıdır.

Leontius kendine neden kızdı?

Leontius kendisinin belli bir onura sahip olduğuna ve kendisine hâkim olabileceğine inanıyordu. Davranışı bu beklentiye uymayınca kendisine çok öfkelendi. Sokrates öfke ile özsaygı arasında bir ilişki olduğunu kabul eder: Bir insan ne kadar soyluysa, yani kendine ne kadar yüksek bir değer biçiyorsa, kendisine haksızlık yapıldığını hissettiğinde o kadar çok öfke duyacaktır. “Açlığın ve soğuğun ve bütün benzer acıların ağır yükü omuzlarında olsa da, öfkesi içinde kabarır ve kendisine doğru kabul ettiği şeyin yoldaşı olur.”

Thymos insandaki bir tür doğuştan adalet duygusudur: İnsanlar belli bir değere sahip olduklarına inanır. Başkaları kendilerine daha az değer verdiğinde, değerlerini tam kabul etmediğinde, öfkelenirler. Özdeğer duygusuyla öfke arasındaki iç bağlantı, İngilizce’de öfkeyle eş anlamlı bir sözcük olan “indignation” örneğinde görülebilir: “Dignity” (onur) kişinin özdeğeriyle ilgilidir. “Indignation” ise özdeğeri zedeleyen birşey olduğunda duyulur. Tersine, başkaları kendi özdeğerimize uygun bir davranış içinde olmadığımızı fark ettiğinde, utanç duyarız. Ve adil (hakiki değerimize uygun) değerlendirildiğimizde ise gurur duyarız.

Buna göre öfke, bizi olduğundan az değerli sayan birisinin görüşünü değiştirmesini ve bizi kendi’ değerlendirmemize uygun bir şekilde kabul etmesini arzu etmek olur. O nedenle Eflatun’un thymos’u, Hegel’İn kabul görme arzusunun psikolojik mekânından başka birşey değildir:

İnsan kendisinin belli bir değere sahip olduğunu düşünür. Bu değer, kendisinin, korkusu ve ihtiyaçları tarafından yönlendirilebilen korkak ve muhtaç bir hayvandan daha fazla birşey olduğuna ilişkin inancıyla bağlantılıdır. Bu inancını ifade edemese bile, kendisinin ahlâki bir etmen olduğuna, seçim yapabildiğine ve ilkeler söz konusu olduğunda doğal ihtiyaçlarına karşı durabileceğine inanmaktadır.

Politik düzen ve thymos arasındaki ilişki

Platon’a ve Havel’e göre iyi bir politik düzen salt bir karşılıklı zora başvurmama anlaşmasından öte birşey olmalıdır. İyi bir politik düzen. İnsanın onurunun ve değerinin kabul görmesi haklı arzusunu tatmin edebilmelidir.

İnsanlar yalnızca akıl ve arzudan oluşsaydı, piyasa ekonomisi yönelimli otoriter devletlerde, örneğin Franco İspanya’sında da ya da Güney Kore ve Brezilya’daki askeri rejimlerde yaşamayı benimseyebilirlerdi. Ama insanlar bunun dışında özdeğerleri konusunda timotik bir onura sahiptir ve bu nedenle de özgür bireyler olarak özerkliklerine saygı duyan ve kendilerine çocuk gibi değil, yetişkin gibi davranan demokratik hükümetler talep etmektedirler.

Liberal bir demokraside yaşamayı tercih ettiğimizde söz konusu olan yalnızca para kazanma ve ruhumuzun arzu eden yanını tatmin etme özgürlüğü değildir; daha önemli ve daha tatmin edici olan, liberal devletin bize onurumuzun kabul görmesini sağlamasıdır. Liberal bir demokrasideki yaşam büyük maddi zenginlikler sunabilir, ama aynı zamanda bize özgürlüğümüzün kabul görmesi gibi kesinlikle maddi olmayan bir amaç da gösterir. Liberal demokratik devlet bizi kendi özdeğer duygumuza göre değerlendirir. Bu şekilde, ruhun hem arzu eden, hem de thymotik yanı tatmin olur.

Alıntılar Tarihin Sonu ve Son İnsan kitabındandır.

1 yorum

  1. Sayın
    Daha önce de yazılarınızdan bazı alıntıları kaynak göstererek MEDENİYET VE PEDAGOJİ TARİHİ adlı kitabıma almama izin vermiştiniz. Bu cümleden olarak bu yazıyı da almak istiyorum. Bilginizi rica ederim. Saygılarımla. Dr. Nusret Alperen
    Not: Adını yazılı kitabın yazarının adı yazılmamıştır. :

Bir Cevap Yazın