Açık Kültür, Sosyal Bilimler

Ana Hatlarıyla Edebiyat Sosyolojisi

Edebiyatın diğer disiplinlerle olan ilişkisi ağırlıklı olarak sosyal bilimlerledir. İlk akla gelebilecek yakınlık hiç şüphesiz tarih olacaktır. Bunun yanında psikoloji, sosyoloji ve felsefe de sayılabilir. Disiplinlerarası ve multidisiplinler çalışmalarının arttığı son dönemlerde edebiyatın diğer disiplinlerle olan ilişkisi de artmıştır. Edebiyat tarihi, edebiyat psikolojisi, edebiyat mimarisi, edebiyat felsefesi ve edebiyat sosyolojisi.

Edebiyat sosyolojisi bizde yeni bir alan. İlk olarak sanat sosyolojisi olarak tanımlanan ve ciddi çalışmalar yapan ilk isim Hilmi Ziya Ülken’dir. Hilmi Ziya Ülken Milletlerin Uyanışı ve Uyanış Devirlerinde Tercümenin Rolü adlı eserlerinde edebiyat sosyolojisinin önemine vurgu yapmış ve edebiyat eserlerine sosyolojik bir bakış açısıyla yaklaşmak gerektiğinin altını çizmiştir. Sadık Tural da “Okuyucu Zümreleri Açısından Safahat’ın Gördüğü İlgi” adlı çalışmasında bir edebi esere sosyoloji perspektifinden bakmıştır.

Edebiyat sosyolojisi Batıda bizden çok önceleri tartışılmaya başlanmış bir konudur. Edebiyat ve cemiyet meselesini sisteme oturtmaya çalışan ilk eser 1800 yılında Mme de Stäel’in sosyal Kurumlarla Münasebetleri Bakımından Edebiyat adlı çalışmadır.

Edebiyat sosyolojisi özünde dört temel unsura dayanır. Bunlar yazar, eser, okur ve yayın dağıtımdır.

Yazar

Edebiyat sosyolojisi öncelikle yazarın doğum yeri ve yaşadığı coğrafyayı merak eder. Yazarın şehir kökenli mi yoksa köy kökenli mi olduğu önemlidir. Bir eseri anlamanın en önemli yolu yazarından geçer. Yazarın sahip olduğu değerler, yazarın yaşadığı toplum muhakkak eserine yansımaktadır. Yazarın doğduğu çevreyi bilmek, kültürü özümsemek eserindeki ayrıntıları daha açık görmemizi sağlar.

Yazar eserini oluştururken sadece iç dünyasıyla baş başa değildir. Sürekli olarak dış dünyadan uyarıcılara maruz kalır. Bundan dolayı da dönemin baskın edebiyatı baskın siyasetiyle yakından ilişkilidir. Uyarıcılar bazen olumlu bazen de baskıcı olabilmektedir. Örneğin Hürriyet Kasidesi üzerinden gidelim. Namık Kemal yenilik arzusundadır ancak dönemin baskın edebiyat geleneği dışına çıkamaz. Bunun sebebi de dönemin baskın siyasetiyle alakalıdır. Namık Kemal kaside kurallarıyla yazar ama biçimde yapamadığı yeniliği içerikte gerçekleştirir.

Edebiyat sosyolojisi için yazarın geçim kaynağı da çok önemlidir. Yazarak mı geçimi sağlamakta yoksa farklı bir işi var mıdır? Bu soruların cevapları da çok önemlidir. Çoğu yazar geçim sıkıntısı çekmiş ve para kazanmak, hayatını idame ettirebilmek için takma isimlerle yazmak zorunda kalmıştır. Edebi değeri olan ve sanat yapmak gayesiyle yazdıkları eserleri kendi isimleriyle, parasal çıkar gözeterek yazdığı dönemin ihtiyaçlarına yönelik yazdığı eserleri sanat kaygısı gütmez. Maddi getiri ön plandadır. Bundan dolayı da toplumun arzu ettiği konulara yönelim vardır. Örneğin Peyami Safa’nın Server Bedi takma adıyla yazdığı polisiye serisi veya Mehmet Rauf’un yazdığı erotik hikâyeler dönemin sosyolojisiyle alakalıdır.

Edebiyat ödülleri de edebiyat sosyolojisinin alanına girmektedir. Bir yazarın veya şairin ödül alması ideolojisiyle alakalıdır. Devlet desteği, devletin ideolojisine yakın durma ödüle giden yolda birinci kuraldır. Her hükümetin ideolojisi farklıdır. Devlet sanatçısı payesi her sanatçıya verilmez. Bu payeyi alan sanatçıların o dönemki hükümetin ideolojisiyle aynı olması şaşırtıcı olmasa gerek. Bu bağlamda Cumhuriyet’in ilk yıllarında verilen CHP Roman Ödülleri örnek gösterilebilir. Cumhuriyet’i her şeyiyle savunan, olumsuzlukları gören ama görmezlikten gelen, inkılapları yücelten romanlar daima bu ödüle layık görülmüştür.

Biraz daha eskiye giderek örnek verecek olursak Servet-i Fünun Dönemi yazarları, şairleri daima suya sabuna dokunmadıkları için eleştirilirler. Sansüre boyun eğip pek bir şeye karışmazlar. Bunun özündeki sebep ise yine maddi çıkarlardır çünkü o dönemin edipleri genellikle devlet dairelerinde çalışmaktadır. Devleti kızdıracak eserler yazdığı takdirde işinden olacağını bilir ve bundan dolayı daha lirik konulara yönelir.

Edebiyat sosyolojisi açısından bu konu önemlidir. Yazar eğer maddi kaygılarla bir eser ortaya çıkarıyorsa piyasaya, toplumun o anki istek ve arzularına göre kalemini oynatmak zorundadır. Aktüel olanın popüler olanın nabzını tutmak zorundadır ki yazdıkları satılsın.

Eser

Edebiyat sosyolojisinin ikinci temel unsuru eserdir. Bu roman, öykü, şiir, tiyatro vs. her türden eser olabilir. Bu eserler aslında gizli birer tanıktır. Biz romanları bir sosyolog veya bir tarihçi gözüyle okuduğumuz zaman o romanlar bize yazıldığı döneme ayna tutarak gerçekleri gösterir. Hem kültürel, hem de siyasi ipuçlarıyla dolu olan bu eserler farklı perspektiflerden incelenmelidir.

Bu konuya bir örnek verecek olursak özellikle televizyon dizisi yapılan ve bir anda dillere dolanan Aşk-ı Memnu romanını ele alalım. Yıllardır eleştirilmiş, Bihter ile Behlül’ün yasak aşkı dilden dile dolaşmıştır. Özellikle muhafazakâr kesim ensest ilişki diye çok eleştirmiştir. Bu romanı bir de edebiyat sosyolojisi perspektifinden okuyacak olursak Halit Ziya mecburdur Bihter’i Behlül’e âşık etmeye. Çünkü dönemin kültürü bir yabancı erkeğin eve böylesine rahat girip çıkmasına müsaade etmez. Halit Ziya bundan dolayı uzaktan akrabası olan Behlül’ü seçmiştir. Sıradan bir yabancı erkek eve o şekilde girip çıkamayacağı için Bihter’i görüp âşık olma şansı yoktur. Bundan dolayı Behlül akrabadan seçilmiştir ki eve rahat girip çıkabilsin, ev ahalisiyle yakın ilişkiler kurabilsin.

Çeviri eserler de aslında büyük bir sosyolojik hazinedir. Bir dönem aralığında çeviri eserler edebiyat sosyolojisi gözünden değerlendirildiğinde hangi dönemde hangi kültürlerden daha çok çeviri yapılmış tespit edilebilir. Bu tespitlerde hangi dönemde hangi ideoloji baskındır gösterebilir. Çünkü her hükümet yakın olduğu ideolojinin kültürlerine yakın durur ve o kültürün, o ülkenin veya o dinin yabancı eserlerinin çevrilmesini destekler. Ayrıca devlet eliyle desteklenen kitaplara bakarak hangi dönemlerde hangi ideolojiler baskın gelir öğrenilebilir.

Edebiyat sosyoloji eseri çok önemser çünkü bu eserler topluma yön verebilecek güçtedir. Moda kavramı da bu durumun anahtar kelimesidir. Bu durumu öncelikle dünya klasiklerinden bir örnekle açıklayalım. Turgenyev’in Babalar ve oğulları. Bazarov üzerinden bir nihilizm anlatılır ve bu romandan sonra nihilizm moda olmuş ve gençler arasında yayılmıştır. Devletler de bunun bilincindedir ve gerektiği durumlarda bu modanın yayılmaması için sansür uygulamıştır. Örneğin polisiye roman çok uzun yıllar suça teşvik ediyor gerekçesiyle yasaklanmıştır.

Türk edebiyatından örnek verecek olursak isimler konusu çok önemlidir. Halit Ziya romanlarında kullandığı isimleri genellikle kendisi uydurmuştur. Bu romanlardan sonra o isimler moda olmuş ve kullanılmıştır. Örneğin Bihter ismi bu romandan sonra yaygınlık kazanmıştır. Hüseyin Nihal’in romanlarından sonra da Kürşat isminin kullanılması benzer bir durumdur. (Günümüzde bu durum daha çok dizilerde görülmektedir.)

Okur

Edebiyat sosyolojisi aslında bir masa gibidir. Bu dört unsur ise masanın ayaklarıdır. Masanın ayakta kalabilmesi için bu dört ayağa da ihtiyacı vardır. Bu ayaklardan biri de okurdur. Her edebiyat eseri belli bir zümreye hitap eder. Bu zümrenin tespit edilmesi ve ona göre hareket edilmesi hem yazara hem de yayıncıya yarar sağlamaktadır. Yayıncılar bu zümreleri tespit ederek başlar işe. Bu tespitler ışığında basacakları kitaplara karar verirler.

Okur bir noktada hayati bir önem taşır çünkü yazar eserini yayımladıktan sonra iş yayıncı ve okura kalmaktadır. Bir eseri hayatta tutan ana damar okurdur. Okurun talebi de önemlidir. Günümüzde bazı yazarlar bu talebi harfiyen takip etmekte ve kalemini bu talebin emrine vermektedir. Böylece okur garantisi ve satış garantisi sağlanmış olur. Buna bir örnek olarak romantik İslam olarak ifade edilen bir anlayışın popülerlik kazanmasıdır. Bazı yazarlar bu popülerliği lehine çevirmek için romantik İslamcı âşıkların romanlarını yazmaktadır.

Okurun cinsiyeti ve yaş aralığı da çok önemlidir. Bu da bir yayıncılık hilesi olarak değerlendirilebilir. Özellikle günümüzde aynı romanlara farklı kapakların tasarlanması her cinsiyete de hitap etmesini sağlamakta ve böylece daha çok kesime ulaşabilme olanağı getirmektedir.

Yayın-Dağıtım

Genellikle salt okurların pek bilmediği bir camiadır yayın ve dağıtım. Yazarın kaleminden çıkan kitabın okur eline ulaşana kadarki süreç yayın ve dağıtım ayağının kontrolündedir. Bu noktada derin bir sosyolojik araştırma yapmak gerekir. Reklam ve toplumda bir algı yaratmak çok önemlidir. Bundan dolayı artık bir roman çıkmadan önce reklamları verilmektedir. Böylece okurda bir merak yaratılmış olur. Kitabın basılması, hangi kapıda, hangi ölçülerde ve hangi yazı şekline göre basılması da yine okur ile alakalı bir süreçtir. Okurun yaş aralığı, cinsiyeti ve yazarın seçtiği tür baskı işini şekillendirmektedir.

Kapak tasarımı aslında eserin vitrinidir. Ne kadar cazip olursa o kadar etkili olur. Yayıncıların en önemli kozu kapaklardır. Elif Şafak’ın Aşk romanı hem pembe hem siyah kapakta basılmıştı. Bu önemli bir yayıncılık stratejisidir.

Kitaba verilecek telif, kitabın fiyatı, dağıtımı, dağıtım hızı ve dağıtım bölgeleri de edebiyat sosyolojisiyle şekillenen önemli noktalardır.

Bir Cevap Yazın