Açık Kültür, Sosyal Bilimler

Aristoteles:”Kimileri her yerde köledir, kimileri hiçbir yerde”

KÖLE PAZARI (1882) Gustave Boulanger

Köle Pazarı , 19. yüzyıl Fransız sanatçı Gustave Boulanger tarafından klasik ve Oryantalist bir tarz kullanılarak 1882’de çizilmiştir. Tablo Antik Roma da bir köle pazarını tasvir etmektedir. Çocuklardan yetişkinlere kadar değişen yedi kişi köle olarak sunulmaktadır. Bütün köleler yakalarında yaşlarını, niteliklerin ve fiyatlarını belirten yazılar taşımaktadır. Sağ köşede bulundukları durumdan utanarak kendilerini gizlemeye çalışan iki kadının aksine sol taraftaki grup, durumu olağan ve sakin bir şekilde karşılamaktadır. En solda bulunan çocuk köle duruma alışkın tavrı ile etrafındakileri süzmektedir. Arka planda soluklaşan renk paleti ön planda bulunan tüccar ile kendini vurgulamaktadır. Sarı renk onu gruptan daha da ayırarak görsel olarak ön plana çıkartmaktadır. Gözlerini kapatarak yemeğin hazzını yaşayan tüccarın kolunda asılı bir kırbaç bulunmaktadır.

Afrika’dan getirilen siyahı kölenin ayakları , diğerlerinden farklı olarak, ona vergi ödendiğini ve ithal olduğunu göstermek için tebeşirle beyazlatılmıştır. Hemen arkasındaki duvarda “Storax Servorum Mango” temizlenmiş kölelerin satıldığı bir yer olduğunu belirten bir yazı bulunmaktadır. Köleler her zaman için hastalık taşıma riski en yüksek grup olmuştur. Boulanger İtalya ve Kuzey Afrika’yı ziyaret etmişti, resim kültürel olarak doğru detayları ve kadın formunu oluşturma becerisini yansıtıyor.

Gustave Boulanger

Gustave Clarence Rodolphe Boulanger (1824 – 1888), klasik ve Oryantalist konularda yaptığı resimler ile tanınan bir Fransız ressamdır. Boulanger, 1824’te Paris’te doğdu. 14 yaşında yetim kalan Boulanger’in amcası vekaletini alarak onu Pierre-Jules Jollivet’in stüdyosuna ve ardından da 1840’ta Delaroche’a gönderdi. Boulanger 1849’da Ulysses adlı tablosuyla Roma Prix ödülünü kazandı. Klasik yaklaşımı Oryantalist tonlarla birleştiren çalışmalarıyla tanındı. Genç yaşında ilk ziyaretini 1845’te olarak Cezayir’e gerçekleştirdi. Bu ona daha sonra arkadaşı Jean-Léon Gérome tarafından ele alınan Oryantalist temalara ilgi duymasını sağladı. Boulanger’in École de Rome’da okurken ziyaret ettiği Pompeii hakkındaki bilgisi de ona gelecekteki birçok resim için fikir verdi. Resimleri zamanın akademik sanatın ve özellikle de tarih konulu resimlerin öneminin artmasına neden oldu.

Boulanger daha sonra İtalya, Yunanistan ve Kuzey Afrika’yı ziyaret ederek, resimlerini kültürel olarak doğru ayrıntılarla ve en doğru kadın formu ile oluşturmaya çalışmıştır. En önemli eserleri arasında Rubicon’daki Cesar (1865) ve Köle Pazarı (1888). bulunmaktadır. Boulanger 1882’de Institut de France’da öğretmenliğe başladı ve tanınan etkili bir öğretmen oldu. Etkilediği sanatçılar arasında Osman Hamdi Bey’de yer almaktadır.

Antik Roma’da Kölelik Üzerine

Kölelik kurumu Antik Roma toplumun her aşamasında devlet ve tolumun temel direğini oluşturmuştur. O dönem için Roma’nın nüfusunun 5’te 1’i köleydi ve bu zorunlu çalıştırma temeli üzerine Roma devletinin ve toplumunun tüm yapısı inşa edildi. Köleler, beş kategoriye ayrılabilen çok çeşitli mesleklerde çalıştı: ev işleri, imparatorluk yani kamu, el sanatları, tarım ve madencilik. Roma’da kölenin hiçbir hakkı yoktu. Evlenemiyorlardı ve bu yüzdende bir aileye sahip değillerdi, birçoğunun adı bile yoktu ve mülk edinmeleri yasaktı.

Çoğu köle Roma’nın yaptığı çeşitli savaşlar sırasında ele geçirilmişti. Roma’nın düşmanları, ele geçirilirlerse kaçınılmaz olarak köle pazarına düşeceklerinin farkındaydı. Dahası, bazılarının özgürlüğünün ancak diğerlerinin köleleştirilmesi nedeniyle mümkün olduğuna inanılıyordu. Bu nedenle kölelik Roma vatandaşları tarafından bir gereklilik olarak görülüyordu. Savaşı kaybedenlerin köle olarak alınması gerçeği Roma’nın kültürel üstünlüğünün ve başkalarına hükmetme ve sömürme hakkının bir gerekçesiydi.

Kölelerin toplumda algılanma ve muamele edilme biçimiyle ilgili önemli farklılıklar vardı. Filozofların kentinde, “barbar” statüsünde olduklarından dolayı, köleler özgür insanlardan farklı bir doğanın varlığı olarak görünmekteydiler. Sosyal piramidin dibinde köleler bireyler olarak değil, kendi başlarına birer maddi mal olarak görülüyordu. Bu nedenle, temel bir haktan, aile edinmekten mahrumdular. Yunanlılar, hem yeni bir çocuğun gelişiyle bağlantılı olarak artan maliyetlerden hem de aralarındaki bağların onları teşvik etmediğinden dolayı çıkabilecek isyanları ve erkek ve kadın köleler  üremelerini önlemek için çoğunlukla onlara özel alanlar ocaklar içinde farklı mahalleler ayrıldı. Bu nedenle, filozof Xenophon onlara küçük köpekler gibi davranılmasını önermiştir. Terk edilmiş çocuklar da köle olarak kullanıldı. Roma yasaları, babaların yetişkin çocuklarını köle olarak satmalarına izin verdi. Bu hak, Roma’nın kurucusu Romulus tarafından verildi.

Bazı tarihçiler, kölelere efendileri tarafından yapılan acımasız muameleyi kaleme almıştır. Bununla birlikte, Roma İmparatorluğu’nun sonraki dönemlerine doğru, reformlar kölelerin durumunu iyileştirdi ve onlara birçok hak verildi. Romalı köleler mülk sahibi olabilirdi ve Roma İmparatorluğunun sonraki yıllarında efendilerine karşı şikayette bulunabilirlerdi. Serbest bırakılan kölelere ‘Libertus’ adı verildi. Bir köle, ya efendisi tarafından verilen hizmetler karşılığında özgürleştirilebilir ya da özgürlüğünü kendi kazançlarından satın alabilirdi. Ancak, kölelerin çoğunun para tutmasına izin verilmedi. Kölelerin özgürlüklerini satın alma örnekleri çok nadirdi. Köle olarak doğan tüm çocuklar da köle olarak kabul edildi ve ebeveynleri gibi efendilerinin malıydı. Ancak serbest bırakılan kölelerde doğan çocuklar, bir Roma vatandaşının tüm haklarıyla özgür kabul edildi.

Aristoteles- Politika (1254b)

“Kölelerin ve evcil hayvanların kullanım amaçları birbirine benzer. Her ikisi de bedensel ihtiyaçlarımızı karşılamaya yararlar. Doğa özgür insanların ve kölelerin bedenlerini farklı şekilde yapılandırmıştır. Kölelerin bedenleri elle yapılan işler için güçlüdür, özgür insanların bedenleri bu türden işlerde bir varlık gösteremez, ancak onların yaşamı normal bir vatandaşın yaşamına, savaş ve barış arasında geçen bir dönemin yaşamın koşullarına uygundur. Her ne kadar doğanın böyle bir amacı olsa da sık sık farklı durumlarla da karşılaşmaktayız. Özgür insanlara uygun bedene sahip ama aklı uygun olmayan ya da aklı uygun ama bedeni uygun olmayanlar da vardır. Ancak bedenleri bir tanrı heykeli gibi haşmetli olan insanlar diğerlerinden daha üstün olsaydılar herkesin onların kölesi olması gerekirdi. ”

Bir Cevap Yazın