Açık Kültür, Sosyal Bilimler

Aşağılık Duygusu ve Üstünlük Kompleksi

Alfred Adler insan davranışlarının nedenini anlamak için kurduğu teorisinin temeline bu iki kavramı alır. Felsefede güç istenci olarak karşımıza çıkan bu kavramın insan hayatına etkilerini yansıttığı için aşağılık duygusu ve üstünlük kompleksi üzerine düşünmek hayatın kendisi ile doğrudan ilgili. Bu yüzden değerli, gevezelik olarak adlandırılamayacak bir konu bu.

Literatürde aşağılık kompleksi, üstünlük duygusu ya da üstünlük çabası gibi farklı kullanımları var bu kavramların, ben duygu ve ve kompleks tabirlerini kasıtlı seçtim. Aşağılık kopmleksi değil de aşağılık duygusunu tercih etmemin nedeni kompleks dediğimizde aklımızda hastalık anlamında olumsuz bir çağrışımın olması. Duygu dediğimizde ise tüm insanlara özgü, hoşgörülebilir bir durum aklımıza geliyor. Bu anlamda aşağılık duygusu, kendini yetersiz hissetme son derece insani bir duygudur. Üstün hissetme de elbette insani bir duygudur fakat burada kompleks olarak değerlendirilen bu duygunun insanın kendi hayatını ve çevresindeki insanların hayatını zorlaştırmasıdır.

Aşağılık Duygusu

Aşağılık duygusu kişinin doğuştan kendini yetersiz hissetmesi sonucu üstümüze yapışan bir duygudur. Daha doğar doğmaz annemize ve babamıza tam muhtaç oluşumuz, büyüdükçe de hep bir şekilde topluma muhtaç oluşumuz bizde bu duygunun çok köklü olmasını sağlar. Alfred Adler bu duygunun ilk çocukluk yıllarında çok etkili olduğunu düşünür. Ailedeki kaçıncı çocuk olduğunuz bile önemlidir. Çocukluk olayların akıl süzgecinden tam geçirilmeden, aşırı duygularla değerlendirilen bir dönem olduğu için aynı zamanda insanın gelişim süreci bazı kritik dönemlerden oluştuğu için bu zamanların insan psikolojisi üzerinde derin etkiler bırakması elbette olasıdır. Yine de bütün ömrün rotasının birtakım çocukluk anısını veya izlenimlerinin etrafına kurulduğunu kabul edilmesi tartışmalıdır.

Yaşam ard arda deneyimlerden oluşur ve hafıza çok zayıftır. Eski olayları hatırlamayız, yanlış hatırlarız ya da olayların bizde yarattığı duygu zamanla değişir. Hayatta travmatik durumlar elbette vardır fakat herhalde insan sürekli dönüşen ve değişen bir canlıdır demek yanlış olmaz. Aşağılık duygusunu kendimizden biliriz ve bu duygu başedilmesi zor bir duygu değildir. İnsanın kendini aşağı görmesi ve daha iyi olması gerektiğine dair inancı hep oradadır. Tüm bu yerli yersiz kendini geliştirmek edebiyatı da buradan doğmuş olmalıdır. Fakat bu aşağılık duygusu bazen çok güçlü olabilir. Özel sebepleri olabilir ve yaşantıya bağlı sebepleri olabilir. Bir şekilde bu duygu az ya da çok hepimizde vardır. Herkes imkanlarını iyileştirmek ve daha fazlasını ister.

İnsan arzular, dahası başkalarının arzularını arzular

Sosyal bir varlık olan insan değerini diğer insanların ilgi ve sevgisine göre biçer. Doğuştan çevresinin ilgisini kazanmak için çaba sarf eder. Başkalarının ilgisini ve sevgisini kazanmasının yolu da toplumsal hiyerarşide iyi bir yer edinmektir. Hiyerarşide iyi yer edinen insan toplumun ürettiği kaynaktan hem daha fazla alacak hem de toplumun saygısını, ilgisini ve sevgisini kazanacaktır. Toplumdaki konumu diğer insanlara göstermenin yolu da toplumun ortak arzularına sahip olduğunu göstererek değerli olduğunu düşündürtmektir. Öyleyse artık arzulanan şey bir kıyafet, telefon, araba ve evden fazlasıdır. Arzulanan şey başkalarının arzu ettiği şeylere sahip olmaktır. Yönelim bu yönde olacaktır.

Üstünlük Kompleksi

Sorun nerede başlamaktadır? Bir insanın aşağılık duygusuna sahip olması ve hep kendini daha iyiye taşımaya çalışması normaldir fakat bu duygunun bireyler arasındaki bir güç mücadelesi olarak algılanıp, tüm hayatı bu duygu ekseninde yaşamak bir hastalık belirtisi olarak kabul edilebilir. Alfred Adler İnsan Tanıma Sanatı’nda kahramanlık sendromuna kapılan bazı insanların, üstünlüklerinin kabul edilmeyeceği ortamlara girmediğini hatta bu durumun bazı durumlarda bireylerin artık evden dışarı çıkmadığı durumlara bile dönüştüğünü söyler. Hırslı yetiştirilen bir çocuk okulunda hep birinciyken girdiği ortamlarda bazı konularda tamamen bilgisiz olduğunu fark eder ve bu onun her şeyi salmasına hatta evden bile dışarı çıkmamasına kadar gider.

Üstünlük kompleksi elbette bir aşağılık duygusundan kurtulma ya da onu telafi etme çabası olarak ortaya çıkar fakat kişi artık kendi hayatını ve diğerlerinin hayatını zorlaştırmaya başlamıştır. İnsan elbette hep “üstün” olamaz. Bunu kabul etmek ve başta kendimizi ve her insanı olduğu gibi kabul etmek sorunları çözebilecektir fakat üstünlük kompleksine kapılmış kişi artık tüm hayatını “iyi” olduğu konuya verebilir. Yaşamın kendisi ıskalanabilir. Yine aynı kitapta evindeki otoritesi kabullenilmediği için toplu taşımaya binmeyen, evden dışarı çıkmayan bir kadını anlatır Adler. Çünkü metroda herkesle eşit olacaktır ve bu onun için baş edilmesi zor bir durumdur.

Üstünlük kopmleksine sahip kişi üstelik her zaman kendini değil çevresini de rahatsız edecektir. Kendini üstün hissetmek için diğerlerini aşağılama yoluna gidebilir. Hakaret, dedikodu, küçümseme ve dışlama gibi davranışlarla diğerlerini aşağıya çekmeye çalışarak üstün hissetmeye çalışabilir. Kin, nefret ve haset gibi duyguları tetiklenebilir. Diğer insanlarla ilişkisi neredeyse tamamen sağlıksız olabilir. Az gelişmiş toplumlarda erkeğe daha fazla saygı gösterilmesi kadınların erkeksi davranışlar sergilemesine ve erkeklerin daha “erkeksi” görünmek adına abartılı davranışlara başvurmasına neden olabilir Adler’a göre.

Alfred Adler ve düşlerin yorumu

Psikoloji alanında yazmış birinin düşüncelerini anlamanın en iyi yolu belki de düşlerle ilgili yazdıklarına bakmaktır. Orada teorilerinin özü vardır. Freud’un iki cilt Düşlerin Yorumu kitabında da düşüncelerin dayanağı çok net olarak oradadır. Alfred Adler’ın düşlerin yorumuyla ilgili şu alıntısına bakarsak aşağılık duygusu ve üstünlük kompleksi ile ilgili düşüncelerini daha iyi anlarız.

“Hastamızın yaşamı yirmi sekiz yaşına kadar böylece sürüp gitmişti. Ruhunu baştan başa kaplayan o güçlü aşağılık duygusunun etkisiyle görülmedik bir hırs, dizginlenemeyen bir saygınlık ve üstünlük eğilimi yakasına yapışıp bir türlü koyvermemiş, toplumsallık duygusunu görülmedik ölçüde zayıflatıp azaltmıştı. Ne kadar az konuşursa, ruhsal yaşamı o kadar çalkantılı durum almış, gece ve gündüz içi her türünden zafer ve başarı düşleriyle dolup taşmaya başlamıştı.”

İNSANI TANIMA SANATI / ALFRED ADLER

Yani çocukluk dönemindeki olumsuz deneyimleri nedeniyle aşağılık duygusuna kapılan bu şahıs bunu telafi etmek için hırsla dolmuş ve en son toplumdan kopmuştur. Rüyalarında ise üstünlük duygusuna kavuştuğunu görmektedir. Üstünlük kompleksi her zaman kötü müdür? Belki de değildir. Üstünlük kompleksi için sürekli iyi olduğu işi yapan bazı kişiler bir spor dalında ya da mesleki anlamda çok başarılı da olabilirler. Bir açıdan olumsuz olan şey başka açıdan olumlu olabilir.

Bir Cevap Yazın