Aydın Sayılı ve Bilim Tarihi

Aydın Sayılı bir bilim tarihçisi. Beş liranın arkasında da ismi bulunan kişi. 1942 yılında Harvard Üniversitesi‘nde İslam Dünyasında Bilim Kurumları teziyle “Bilim Tarihi” alanında doktorasını tamamladı. Bu doktora dünyada bilim tarihi alanında ilkti. A.Ü Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültüesi’nde önemli hizmetlerde bulundu. Aydın Sayılı hakkında daha fazla bilgi için buraya bakabilirsiniz.

Aydın Sayılı öğrenciliğinde, Atatürk’ün (bilim kurulunda) sorduğu sorulara etkileyici cevaplar vererek dikkatini çekiyor. Su mühendisi olmak isterken Atatürk tarafından bilim tarihçisi olması için teşvik ediliyor. Atatürk’ün sorduğu sorular internette yer alıyor. Aydın Sayılı hakkında bu kısa bilgiden sonra bahsetmek istediğim asıl konuya geleyim. Aydın Sayılı’nın Bilim Tarihi (Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir) isimli bir kitabı var.

Kitap bilim hakkındaki önemli konuları anlatıyor. Bilimin ilerlemesi, bilim adamının yetişmesi, paradigma değişimi, bilime eleştiriler, bilimin dünyayı nasıl değiştirdiği gibi konular yer alıyor kitapta. Son bölümde de Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” sözünün tüm zamanlar içi geçerliliğine vurgu yapılıyor. Kitap bilimle ilgili neredeyse her konuya değiniyor. Bunun yanında kısmi olarak bilim tarihinden de bahsediliyor.

Kitaptan bazı notlarla ile bilim hakkında öz bir değerlendirme çıkarmaya çalıştım. Aydın Sayılı’nın Bilim Tarihi kitabından bazı alıntılar:

Bilimin ilerleyişi

Çünkü bilimsel keşifler çoğunlukla birbirlerinin arkasına aşağı yukarı mantıksal bir şekilde sıralanırlar. Bununla birlikte, birbirleri arkasına mantıksal olarak sıralanan keşifler arasındaki zaman aralıkları için, doğal olarak, birşey söylenemez. Örneğin, kan dolaşımının keşfi için ilkin kalp ve damarlardaki kapakçıkların keşfi ve bunların görevlerinin anlaşılması gerekir. Fakat kapakçıkların keşfi ile kan dolaşımının keşfi arasında ne kadar zaman geçeceği hakkında şüphesiz ki hiçbir tahmin yürütülemez. Bilimdeki ardarda gelen keşiflerin sırasını asıl tayin eden önemli etkenin bilimin iç bünyesindeki mantıkî sıra olduğu açıktır.

Bilimciler birbirlerinden bağımsız olarak aynı sonuçlara ulaşabilirler.

On üçüncü yüzyılın sonunda İran’da Kemaleddin ve Almanya’da Teodorikus gökkuşağının izahında müstakil olarak aynı sonuçlara varmışlardır. Burada dış ihtiyaçların ve ekonomik şartların hiçbir rol oynamadığı muhakkaktır. Herhangi bir teknolojik buluş pratik değerde olduğu için, ya kendisinden önce mevcut bulunan yahut da yapılan icad üzerine meydana çıkan bir ihtiyaca cevap oluşturur.

Bilim gözlemle ilerler. Gözlem kapasitesi arttıkça bilimsel keşifler hızlanır.

Teleskopun kullanılmaya başlamasından az sonra, 1611’de, Galile, Scheiner ve Fabricius güneş lekelerini keşfetmişlerdir. Bu keşifler teleskopun icadından az sonra yapılmıştı.

Bilimsel bilginin güvenilirliği nereden gelir? Kişisel hatalardan bilim er geç sıyrılır.

Bilimin doğru sonuçlarla ilerlemekte devam etmesi ve bilimsel zihniyetin, bilim adamlarının zaaflarına ve kusurlarına rağmen, bulunan sonuçlarda hâkim olması şundan dolayıdır ki, bilim adamları bilimsel araştırmalardaki kusurlu ve zayıf noktalarda birleşmezler. Muhtelif ilim adamlarının muhtelif eksik ve zaafları zamanla birbirlerini yok ederler ve böylelikle bilimsel olmayan noktalar silinerek kaybolurlar. Bilimsel zihniyet de bu suretle bilimsel sonuçların bulunmasında tamamen etkili olur.

Herhangi bir fikri ortaya koymuş olan kimse, onun cazibe ve bağlarından kolaylıkla kurtulamayacak bir durumda bulunuyor. Aynen çocuklar gibi, fikirler de daha kundakta iken anaları tarafından hırpalanamıyorlar. İnsan bir eser yaratmış olmaktan dolayı kendi gururunu biraz olsun okşamadan eserini kurcalamaya, didiklemeye başlayamıyor. Bir yeniliğe, bir fikre yabancı birisi ise, tamamen zinde ve tarafsız bir kafa ile onu ele alarak serbestçe eleştirebiliyor. Keşfi yapanla keşiften yeni sonuçlar çıkaranın ekseriyetle başka kimseler olduğu görülmektedir.

Devlerin omuzlarında yükselmek

Daha Ortaçağ sonlarından kalmış olan bir teşbihe göre, her neslin bilim adamları cücelere, kendilerinden öncekiler de devlere benzerler. Fakat bu cüceler devlerin omuzları üzerine çıkmak sayesinde onlardan daha uzakları görebilirler. İşe baştan başlamak zorunda bulunmadıklarından onların yanlışlarını düzeltebilirler, onların bilmediği yepyeni şeyleri ortaya koymaya muvaffak olurlar.

Doğada bilimler birbirinden ayrılmış değildir.

Araştırma safhasında hiçbir mesele fizik veya kimyanın, biyoloji, psikoloji veya sosyolojinin, yahut da diğer herhangi bir bilimin hudutları içinde kalmaz. Bilimsel araştırmada bilim bölümleri arasındaki bütün sınırlar silinir ve kaybolur. Bilimin bir ve bölünmez olduğunu en açık olarak bilimin ilerleyen cephesinde görmek kabildir. Doğada ve toplumda bizim sunî tasniflerimize karşılık gelen ayrılışlar ve sınırlar yoktur. Ancak, insanın anlama ve kavrama yeteneğinin arttırılması için ilgi alanının daraltılması ve uzmanlık dallarının meydana getirilmesi lâzımdır. Fakat ele alınan konuların bütün olarak anlaşılabilmesi için de çeşitli uzmanlık dalları arasında sıkı bir işbirliğinin bulunması kesin bir zarurettir. Bilimdeki işbirliği de yine özellikle bilimsel araştırmanın bir özelliğidir.

Bilgi birikimi sürekli artar ve eskiler aşılır. Bilimin ölmez ve eskimez eserleri olamaz.

Günümüzde Aristo’nun bilimsel bilgisinden fazla bilmemek bir kara cahil olmak demektir. Newton, zamanının en büyük bilim adamlarını bile gölgede bırakmış bir dâhi idi. Fizikte ve matematikte yeni ufuklar açtı, büyük keşifler yaptı. Fakat Newton kadar fizik ve matematik bilmek bugün hatırı sayılır bir başarı bile olmaz. Yüksek tahsil eşiğinde Newton büsbütün gerilerde bırakılır. Bilimin ise “ölmez ve eskimez” eserleri olamaz. Bilimin büyük eserleri, o eserlerin yazıldığı çağ göz önünde tutulursa anlam kazanır. Hiçbir bilimsel eser yazıldıktan asırlarca sonra da bilim adamları için yazıldığı konuda hocalık edemez.

Ağaçları dikilmeden bilimin meyveleri toplanamaz.

Örneğin bir medeniyetin bilimini ve çalışma zihniyetini almadan onun endüstrisini taklide çalışmak, ağacını dikmeden meyvasını yetiştirmeye, taşıma su ile değirmen döndürmeye çalışmak gibi olur. Yukarıdaki çeşitli tafsilâttan çıkan bir netice şudur ki, medenî temaslar kölecesine taklitçiliğe kaçılmadığı nispette verimli ve başarılı olmaktadır. Herhalde yabancı bir uygarlıktan faydalanırken fikir ve ruh esirliğine düşmemek bilimi ağırlık noktası olarak almakla kolaylaşır. Bir medeniyeti hakkıyla anlamak onu tahlil edebilmekle, ondaki geçici ve yalancı kuvvetleri onun gelişme kabiliyetini besleyen ve kamçılayan âmillerden ayırt edebilmekle kabildir.

Toplumların büyük adamlar çıkarması meselesi

Büyük kabiliyet ve başarıların doğuştan geldiği ileri sürüldüğü gibi, bunların sırf toplumun bir eseri yani sonradan kazanıldığı da iddia edilmektedir. Tarihte bu mesele ile ilgili güzel örnekler vardır, İslâmiyetin ilk asırlarında Buht Yişu adlı bir nasturî tabip ailesine rastlanır. Bu aile altı kuşak birbiri arkasına meşhur doktorlar yetiştirmiştir.

Bilimin terakkisi ve terakki hızı büyük adamların doğmasına mı, yoksa toplumdaki koşullara mı, bağlıdır? Gerek bilim gerek bilim adamı kendi yağı ile kavrulabilir ve toplum tesirlerinden sıyrılabilir mi?

Demek ki bireyler zekâ bakımından eşit olarak doğmuyorlar ve cemiyet tesirleri de bu farklar üzerinde bir değişiklik meydana getiremiyor. Cemiyet her bireydeki potansiyel yeteneğin gelişmesinde âmil oluyor, fakat potansiyel yeteneklerin çizdiği sınırlar üstüne çıkmayı sağlayamıyor; toplumsal koşullar ancak mümkün olan âzami gelişmenin meydana çıkmasında veya tamamen meydana çıkmamasında etkili olabilirler.

Büyük adam toplumun dışına ve üstüne çıkabilir mi? Bu konu hakkında daha sonra, kitaba dayanarak ayrı bir yazı ekleyeceğim.

Bilim ve teknoloji arasındaki ilişki

Daha eski asırlarda bilim ile teknolojinin ekseriyetle birbirlerinden müstakil olarak geliştikleri ve bilimsel ilerlemeden teknolojinin ancak zaman zaman faydalanabildiği görülür. Klâsik Yunan çağında bilimin çok süratli gelişmesine tekabül edebilecek teknolojik gelişmelere rastlanmamakta, tersine olarak, bilimsel ilerlemenin ağırlaşma, durma ve inhitat zamanları olan geç Helenistik, Roma ve Karanlık Ortaçağda daha önemli teknoloji gelişmeleri ile karşılaşılmaktadır.

Ortaçağ sonlarına doğru, Moğol istilâlarındaki büyük başarılarda teknoloji üstünlüğünün büyük ölçüde etken olduğunu gösteren deliller çoktur. Moğol ordularındaki savaş alet ve vasıtalarının ekseriyetle gerek Çin’de gerek İslamiyet’te bilinmedikleri anlaşılıyor.

Bugün de teknoloji daima bilimden çıkmaz; kendi kendine de ilerler. Meselâ Ortaçağ’da olduğu gibi, günümüzde de teknolojinin kendi özel buluşları vardır ve bunların bilime yardımcı olduğu da çok vâkidir. Fakat zamanımızdaki asıl sistemli ve önemli teknolojik ilerleme, sistemli bilimsel bilgi ve araştırma sayesinde olabilmektedir.

Milâdın 97’nci yılında Sextus Julius Frontinus tarafından yazılmış olan şu cümleyi Romalıların faydacılık prensibine bağlılıklarına misal olarak gösterebiliriz: “Kimse Mısırlıların o âtıl piramidlerini, yahut da Yunanlıların pek meşhur olan fakat hiçbir işe yaramayan eserlerini bu su bendleriyle, pek zarurî olan bu yapılarla kıyaslayabilir, bir tutabilir mi?” (Legget, s. 415)

Bilimin batılı yok etmesi üzerine

Bâtıl düşüncelerin ortadan kalkması veya temelinden sarsılması bilimsel keşifler ve bilimsel ilerleme sayesinde olmuştur. Bilim insanı türlü olaylar karşısındaki şaşkın seyircilik durumundan kurtarmıştır. Bilimi sayesinde insan etrafındaki esrar perdesinin yavaş yavaş kalktığına şahit olmuş, anlayıp kavrayamadığı ve kendisine tamamen karanlık bir tabiat ve toplum muhitinden yavaş yavaş sıyrılabilmiştir. Bilimin büyüyen başarısı karşısında mucizeler mâna ve cazibelerini kaybetmişlerdir. Uzaktaki bir kervanın nerede ve ne durumda olduğunu bilmek eskiden hayret uyandıracak bir şeydi. Radyo ve telgraf gibi muhabere vasıtaları yardımıyla bu çeşit başarılar günümüzde pek basit işler arasına girmiştir. S.O.S’in kerameti sihirbaz asâsını gölgede bırakmıştır.

Medenî toplum, fertlerinin hepsini âzami derecede koruyan, bir kısmının öbürleri tarafından istismarına müsaade etmeyen, haksızlığı yenebilen bir toplumdur. Medenî bir toplumun önemli bir vasfı ve gayesi, fertlerinin kanun nazarında tam bir eşitliğini sağlamak ve bütün üyeleri için adalete uygun ekonomik imkân ve şartlar temin ve idame etmektir. Bütün bu meselelerin tahakkukunda bilim insanın önemli bir yardımcısıdır.

Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.

Kısa ve özlü bir ifade ile, bir toplum bilimi kendisine ne kadar fazla ve çeşitli yönde kılavuz olarak kabul etmişse ve bilimin ışığında yürümeyi ne kadar fazla adet edinmişse, o toplum medeniyette o nispette inkişaf etmiştir; bir toplum “hayatta en hakiki mürşit ilimdir” vecizesini ne kadar iyi anlamış ve kavramışsa, bunu ne kadar büyük ölçüde tatbik edebiliyorsa, o toplum medeniyette o derece ileridir ve gelecekteki sınırsız gelişmesini de o nispette garanti altına almıştır.

Bilim Tarihi kitabı birçok konuda ciddi değerlendirmelerin ve esşiz örneklerin yer aldığı bir kitap. Kitabı okurken daha önce okuduğum önemli insanların cümlelerini gördüm. Aydın Sayılı’nın bu isimler belki de çocukken Bilim Tarihi kitabını yazdığını düşünürsek birçok bilimciyi ve düşünce adamını etkilemiş bir isim olabilir Aydın Sayılı. Üslup akıcı olmasa da bilim üzerine kült bir kitap.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın