Açık Kültür, Sinema

Being There : Yaşam Bir Algılama Biçimidir

Being There aynı isimli bir romandan uyarlanmış 1979 yapımı bir film. Romanı okumadım fakat nedeni kolaycılık değil. Filmin bende uyandırdığı düşünceleri yeniden ele almak istemedim. Filmin türü politik komedi ve siyasi hiciv olarak geçiyor fakat filmdeki bazı sahneler bende filmin bundan fazlası olduğuyla ilgili bir izlenim uyandırdı.

Şevket Süreyya Aydemir, Enver Paşa ile ilgili bir eleştiriyi alıntılarken, onun sabit fikirli biri olduğunu, okuduğu eserler her ne olursa olsun kafasındaki düşüncelerin bir tastikleyicisi olarak algıladığından ve haklılığından daha da emin olduğundan bahseder. Bu eleştiriyle karşılaşasan biri doğal olarak cevaplamanın kolay olmadığı bir soruyla yüzleşmek zorunda kalır. Ben de böyle miyim? Eğer hayatı algılayışık şeklimle zıt bir şeyle karşılaştığımda onun zıtlığını bile fark edemiyorsam beni kim uyaracak?

Kitapları, insanları, düşünceleri ve etrafımdaki olayları kendi perspektifimden yorumlamam yaşamadı anladığım anlamına gelmez. Hatta bu soruyu bir adım öteye götürerek metafizik bir alana çekmeye çalışacağım. Yaşamın içinde var olmak demek yaşamı anlamak değildir. Bir ağustos böceği yaşamda var olur fakat yaşamı anlıyor değildir, yaşamı anlama düşüncesini bile anlıyor değildir fakat bu onun var olmasına engel değildir. Var olur ve kendi algısına göre anlayarak yaşamdaki yerini alır. Evren düşünüldüğünde aynısının insan için de geçerli olduğunu söylemek hata mı olurdu?

Var olduğumuz için yaşamı anladığımızı sanıyoruz fakat esasında ağustos böceği gibi kendi algıladıklarımız ve anlamlandırdıklarımız kadarıyla hayatta kalmayı beceren bir başka canlı türüyüz. Çünkü açıklamak bir şekilde mümkün olsa da anlamak çok zordur ve bir noktada işin peşini bırakmak gerekir. Evet, önce ışığı besin olarak kullanan klorofil ortaya çıktı sonra yeterince oksijen oluşunca ben bunu kullanırım diyen mitokondri ortaya çıktı. Derken ben uçarım diyen sinekler saçıldı ama elbette uçan sinekleri ağ örerek yakalayacak örümcek de olan bitene kayıtsız değildi…

Siyasi hiciv ya da dünya alegorisi

Filmde Change karakteri ömrü boyunca bir malikaneden hiç çıkmadan çalışmış zeka geriliği olan bir adamdır. Film boyunca Change’in söylediklerine karşısında bulunanlar kendilerince anlam vermişlerdir ve Change tuhaf bir kamuoyu algısıyla yeni ABD başkanı olmaya doğru yol almaktadır. Sinema eleştirmenleri filmde Amerikan toplumunun ve siyasetinin bir eleştirisi görürler. Akılsız bir adam bile doğru zamanda doğru yerlerde bulunarak ABD başkanı olabilir yorumu yaygındır. Son sahnede ise Change Hz. İsa gibi suyun üstünde yürümektedir. Bir peygamber midir, yoksa yönetmen işte sizin mesih hikayeniz de böyle bir şey mi demek istemektedir, belirsizdir.

Ben filme Enver Paşa için yapılan eleştiriyi aklımda tutarak farklı bir katmandan bakmaya çalışacağım. Bence Change karakteri akılsız bir adam olmaktan fazlasıydı. Tek bir şey değildi ve ne olduğu bulanık bir temsildi. Change karakteri sadece Hz.İsa gibi suda yürümüyordu. Geçmişi de yoktu mesela. Daha doğrusu geçmişi bilinmiyordu. Geçmişi bilinmediği için defosu da bulunamıyordu. Yaşlı adam onun yanında artık ölümden eskisi gibi korkmadığını söylüyordu ve Change için ölüm mevcut durumlardan herhangi biri kadar normaldi ve üstünde durulacak bir şey değildi.

Change ile ilgili bir diğer konu ise insanların onda hep görmek istediklerini görüyor olmasıydı. Siyahi hizmetçi kadın ona baktığında ırk ayrımcılığını ve fırsat eşitsizliğini görüyordu. Genç avukat ise kaçırılan bir kariyer fırsatı. Evin hanımı Change’e baktığında bir aşık, siyasetçiler kurt bir siyasetçi, diplomatlar ise bir entelektüel görüyorlardı. Eşcinseller ise eşcinsel. Change bunların hiç biriyle ilgilenmiyordu ve hatta haberi bile yoktu fakat insanlar onda hayatı algılayışlarını görüyorlardı. Change dünyanın bir benzetmesiydi ve o sadece izliyordu ve konuyla tamamen alakasız olduğunda bile insanlar onun kendileriyle ilgili olduklarını düşünüyorlardı.

Change kendi algıladığı dünyada insanların algısından habersiz olarak yaşıyordu fakat çevresindeki insanların algıları da asla doğru değildi. Hatta aptal Change yanılmıyorken akıllı olanlar yanılıyorlardı. Change için yanılmak söz konusu değildi çünkü yanılmak için beklenti ve tahmin gerekir o ise çoğu zaman kayıtsızdı.

Aptal olanın aslında akıllı olanla çok farklı olmadığını bir anlamda çıkarabileceğimiz güzel bir sahne vardır. Saat on’da bir program vardı ve Change yanındakine saatin on olduğunu nasıl anlayacağım demişti. Bu soru bizim büyük kavrayış yoksunluğumuzun seyreltilmesidir. Peki ama bu soruyu biraz genişleterek sorarsak bizim aptallığımızın boyutuna erişmez miyiz. Zamanın ne olduğunu nasıl anlayacağım?

Being There güzel, eski Türk filmlerini de hatırlatan hoş bir filmdi. Siyasi hiciv ya da zorlama yorumların ötesinde, ilgili türde filmleri sevenlerin memnun kalacağı bir film. Imdb puanı 8.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: