Beylikten İmparatorluğa Giden Yolda Tımar Sistemi

Osmanlı Devleti küçük bir uç beyliği iken bir imparatorluğa dönüş hikayesinin en önemli yapı taşlarından biri tımar/ikta sistemidir. Tımar sistemi sadece bir askeri sistem değil ekonomik, siyasi de bir sistemdir. Tımar sistemi bozulana kadar Osmanlı Devleti’ ni ayakta tutan, otoritesini en ücra alanlara kadar hissettiren ve imparatorluğa giden yolu açan sistemdir.

Tımar sistemi esasi itibariyle devletin, belirli bir yerin yıllık gelirinin tamamını veya bir kısmını belli hizmetler mukabilinde bir şahsa vermesine denir. Bu sistem sayesinde devlet otoritesi en ücra yerlere kadar yayılması mümkün olabilmekteydi. Bu yönüyle idari fonksiyonu olan teşkilatın; cebelü yetiştirmesi sebebiyle askeri, tarım ve hayvancılığı ilgilendirmesi yönüyle ekonomik, vergi meselesi yüzünden de mali ve sipahi-köylü ilişkisini ilgilendirmesi sebebiyle sosyal yönü vardır. Osman Gazi’ den itibaren bu sistemin başladığı da tarihi kaynaklardan anlaşılmaktadır.

Osmanlı öncesi benzer uygulamalar ve Osmanlı’nın katkısı

Tımar sisteminin kökeni çok uzun yıllar öncesine kadar uzanmaktadır. Eski Roma İmparatorluğu’nda tımar sistemi gibi bir düzenin bulunduğu araştırmalarda ortaya çıkmıştır. Osmanlı Devleti’nin tımar sistemini nasıl elde ettiği günümüzde halen tartışılmaktadır. Bu konuda unutulmaması gereken husus devletlerin birbirlerinin kurumlarından, yapılarından, rejimlerinden vb. etkilenmemesi olanaksız gibidir. Bu doğrultuda aynı coğrafyada yaşamış olan devletlerde birbirlerinden elbette etkileneceklerdir.(1)

İslam’ın başlangıcında İslam Peygamberi’nin fethedilen toprakları mücahit gazilere ikta olarak verdiği, daha sonra Halife Ömer zamanında aynı uygulamanın devam ettiği görülmektedir. Ancak burada iktaların mülk olarak dağıtılması, askeri besleme ve onları savaşa götürme mükellefiyetinin olmaması, Osmanlı tımar uygulamasından ayrılan temel farklılıklardır. Bizans’ta miri topraklar askerlere ve devlete hizmet eden sivil şahıslara muayyen miktarlar halinde dağıtılmakta ve toprağı işlemeyenlerden geri alınmaktaydı. Ancak Osmanlı uygulamasından ayrıldığı birkaç temel nokta bulunmaktadır.

Büyük Selçuklularda görülen Nizamülmülk uygulaması ve Anadolu Selçukluları ve Beylikler dönemindeki ikta ve tımar tatbikatı Osmanlı uygulaması ile büyük bir benzerlik göstermektedir. Köprülü, sistemin Selçuklulardan alındığını deliller ile ortaya koymaya çalışmıştır. Ancak Osmanlılar, Selçuklulardan aldıkları bu kurumu hayli geliştirmiş ve yüzyıllar süren uygulamalar sırasında devrin şartlarına uygun yeni bir hüviyete kavuşturmuştur.

Osmanlı İmparatorluğu’nda tımar sisteminin uygulandığı eyaletlerden her birinde mevcut tımarlar ve tımar sahiplerinin maiyetinde olarak sefere iştirak ettirilmesi lazım gelen cebelilerin adedi hakkında oldukça tertipli bir şekilde bilgi veren kaynaklardan birisi de Sofyalı Ali Çavuş’un 1654 yılında yazdığı bir risaledir (Uzunçarşılı, 1988:168). Risaleye göre bu devirde Osmanlı İmparatorluğu’nda tımar sisteminin uygulandığı 23 eyaletinde 56.089 tımar sahibi mevcut olup, bu tımar sahiplerinin cebelileriyle birlikte teşkil ettikleri askeri kuvvetin toplamı 200.000’i bulmaktadır. Bu sayı savaş zamanı toplanıp dönemin şartlarına göre kısa bir sürede toplanıp savaşa giderdi. Askeri sistemin bel kemiğinin tımar sistemi olduğu buradan anlaşılmaktadır.

Tımar Sisteminin Özellikleri

İmparatorluk devrinin sipahi tımarında tımar sahibi bazen sahib-i arz ismini de taşımış olmasına rağmen ne toprakların ne de toprağı işleyen köylünün devlete vermekle yükümlü olduğu hak ve vergilerin mülkiyetine sahip değildi. Ancak, özel ve belirli hizmetleri yaptığı müddetçe devlete ait çeşitli vergileri kendi nam ve hesabına toplama hakkından faydalanabilirdi. Bu faydalanma hakkı vazifeye bağlı bir “maaş” şeklinde olup, tımar sahibinin mülkiyetine giren ve bu sıfatla satılması, vakfedilmesi veya miras olarak intikali mümkün bulunan bir mülk gelir mahiyetini arz etmezdi. Gerçi tımar sahibinin ölümü halinde devlet, sipahinin hizmete yarar erkek evlatlarından birine veya bir kaçına tımar vermeyi prensip olarak kabul etmiş bulunuyordu. Fakat bu şekilde verilen tımar kıymet itibariyle aynı değildi.

Başka bir konu ise tımar sisteminin Avrupa’ da olan derebeylik sistemi gibi bir kapalı sistem meydana getirmemiş olmasıdır. Şu da unutulmamalıdır ki Tımar her isteyene verilmezdi. Devlet kademesinde önemli görevler yapan kişilere verilirdi. Arazi tımar sahibinin sayılmaz araziyi köylü kullanır, karşılığında köylüden vergi alırdı. Bu vergi karşılığında cebelü(atlı ve tam teşhizatlı asker) yetiştirirdi. Bu askerler barış zamanın o bölgenin güvenliğini sağlar savaş zamanı tımar sahibiyle savaşa giderdi. MEB kitaplarında bu sipahilerin tarımla uğraştığına dair yazılar geçse de asli olarak böyle bir görevleri yoktur. Ürünlerin satışı ve taşınması konusunda bazen yardım ettikleri ise bilinmektedir.

Tımar Sisteminin Avrupa’ daki derebeylik (feodalite) ile benzer tutmakta önceki paragrafta belittiğim gibi büyük bir yanlışlıktır. Bu konuyu biraz daha açacak olursak derebeyi hem toprağın hem köylünün sahibiyken tımar sisteminde böyle bir şey yoktur. Köylü hür olduğu gibi toprakta tımar sahibinin değildir.Tımar sahibi bir nevi kiracıdır diyebiliriz.

Tımar Sisteminin Bozulması

17. yüzyıldan itibaren yer yer meydana gelen otorite boşluğunda bazı ikta (dirlik) sahipleri başlarına topladıkları adamlarıyla birlikte dirliğin tamamına el koyarak kendi mülkleri haline getirdiler ve burada yaşayan köylüyü de toprağında çalışmak zorunda kalan ırgatlar haline getirdiler. ( İşte tam bu noktada derebeylik sistemine benzer bir sistemin Osmanlı Devleti’ nin güçsüzleşmesiyle tımar sisteminin yerini aldığını söyleyebiliriz.)

Bu arada Miri toprakların satılma veya yenilgiler yüzünden kaybedilmesi gibi sebepler dolayısıyla azalması ister istemez tımar teşkilatını da olumsuz yönde etkiledi. Bundan dolayı devlet tımarlı sipahilerin yerine mültezimleri geçirdi ve onların vasıtasıyla vergilerin toplanması köylülerin denetlenmesi düşünüldü. En sonunda ise Tanzimat yıllarında dirlikler kişilerden alınarak, kendilerine maaş bağlanmak suretiyle sistem tamamıyla ortadan kaldırıldı.

Devletin, yüzyıllarca askerî ve ekonomik sistemlerinin temelinde yatan tımar sistemi, diğer kurum ve sistemler gibi Klasik Dönem’de zirveye yerleşmiştir. Yukarıda da bahsi geçtiği üzere, Osmanlı toplumunun yüzde 90’ı belki de daha fazlasının köylerde yaşadığı, yine çok büyük bir kısmının tarımla uğraştığı göz önünde bulundurulduğunda, tımar sisteminin en fazla taşrayı etkilediği yadsınamaz. Bu sebeple, tımar sisteminin hakkıyla işletildiği zamanlarda bundan ilk faydalananın taşra halkı olduğu gibi, sistem bozulmaya başladığında da bundan ilk etkilenen yine taşra da yaşayan halk olmuştur. Tımar sisteminin bozulmasıyla köyden şehre göçün başlaması, işsizliğin doruklara çıkması, topraksız kalan köylünün eşkıyalık gibi faaliyetlere girmesi de zincirleme bir etkiyle Osmanlı Devletini her yönden etkilemiştir.

Kaynakça

Bu yazıyı oluştururken, Eser Ünlü’ nün Klasik Dönem Osmanlı Devleti Tımar Sisteminin Taşra İdaresine Etkisi, Adlı Yüksek lisans Tezinden

Abdullah Saydam’ ın Osmanlı Medeniyeti Tarihi kitabından yararlandım.

1. Köprülü, M. F. (2003). Bizans Müesseselerinin Osmanlı Müesseselerine Tesiri.

Hüseyin hakkında 12 makale
Soyadının hakkını vermek isteyen bir fikir dişlisi.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın