Açık Kültür, Şirazi, Sosyal Bilimler

Bilgi Tufanında Bir Gemiye Atlayabilmek

Kendini geliştirmek, geliştirebilmek çağın önemli bir meselesi. Hemen herkesin ciddiye aldığı bir mesele bu. Ama nasıl? Şu tür söylemler her yerde karşımıza çıkar ve biraz da kendimizi kötü hissettirir. Her yıl dünyadaki bilgi ikiye katlanıyorken alanınızdaki gelişmeleri takip edebiliyor musunuz? Verilecek bir cevap yok. Şu kursa gittim, şu seminere gittim vs diye başlanır artık.

Evet sen, her yıl dünyadaki bilgi ikiye katlanırken eşek gibi keyif yaptın. Yarınlar yokmuşçasına, birileri bir yerlerde elinde iğne ile ilim dağını kazarken sen yan gelip yattın. Hiçbir şey yapmadın. Bir arkadaşımın telefonunda ezan vakitlerini hatırlatan bir uygulama vardı. Gece yarısına doğru bir bildirim gelirdi ona. “Bugün Allah için ne yaptın?” diye. Bugün aynı soru sana ilim tarafında da soruluyor. Dünyadaki bilgi her yıl ikiye katlanırken sen alanındaki gelişmeleri takip ettiğine inanıyor musun?

Kendi geliştirme meselesinin ve her yıl ikiye katlandığı varsayılan o ilim deryasıyla ilgili bu sorunun anlamsız olduğunu fark etmem, en azından bu düşünceye kapılmam biraz uzun sürdü. Bu soruyu sorana, “Ne salak sorular bunlar kaç yaşındasın sen?” demem gerektiğini geç anladım. İnsanın baskı altında hissetmesinden başka hiçbir işe yaramayan anlamsız bir soru bu. Varsayıma göre dünyada bir bilgi tufanı var ve bunların arasında ayakta kalabilmek, güncel olmak gerekiyor. Adeta bir bilgi gemisine atlayıp bu tufanın seni yok etmemesini ummak gerekiyor.

İkiye katlanan bilginin niteliği

Bilginin ikiye katlanması meselesi doğru olmamalı. Eğer bilgi olarak tarif edilen, birbirinin kopyası makaleler, aynı araştırmaların farklı bölgelere, farklı branşlara uygulanması, kimsenin okumadığı akademik çalışmalarsa ikiye katlanan bilgi belki doğrudur ama anlamlı değildir. Spesifik alanlarda yapılan ve bilmenin bilene anlamlı bir şeyler katmayacağı bu bilgiler üzerine çıkarımlarda bulunmak doğru olmayacaktır. Bu makaleler bilim dünyası için bir virgüldür ve bilim de belki böyle virgüllerle çok uzun vadede ilerler fakat bu o alanın dışındaki insanlar için anlamlı bilgi değildir.

Anlamlı bilgi ne demektir? Buradan belki biraz yersiz bir tanımda bulunacağım fakat anlamlı bilgi insanlığın dünyayı kavramasını sağlayan bilgidir. Bilimsel dev adımlardır bunlar. Charles Darwin ve Isaac Newton gibi insanların tüm evrene bakışımızı değiştirecek büyük keşifleridir bunlar. Bunlar hakkında yüzeysel de olsa bir bilgi sahibi olmamak herhalde bir şeyleri kaçırmak olarak kabul edilebilir. Bugün biraz ekonomi, biraz antropoloji, biraz tarih, biraz biyoloji, biraz fizik bilmek gerekir. Eğitim sistemimiz de buna göre planlanmıştır.

Bir disiplinde uzman birini dinlediğinizde şu sözleri duymanız da olasıdır. “Felsefe ile öyle ilgilenilmez, şu dilleri bileceksin, şu kitapların hepsini okuman lazım.” Antropoloji ile öyle ilgilenilmez. Tarih öyle öğrenilmez, bunları okuman lazım. Belki bu hocalar haklıdırlar da fakat kimi hocaların gözden kaçırdığı karşı tarafın başka bir işle ilgilendiğini unutmuş olmasıdır. Ben bu alanla derinlemesine ilgilensem belki tüm vaktimi ona vermeliyim ama benim Photoshop, C++ , ekonomi, mekanik, kuantum, tarih, edebiyat, psikoloj, sinema, coğrafya vs de öğrenmem gerekiyor. Hepsiyle ilgilenemem ki. Burada neyin nitelikli olduğuyla ilgili cevap biraz da kişiselleşiyor.

Geçmişin yükünden kurtulmak

Herhalde biraz da geçmişin yükünden kurtulmak gerekli. Alanla ilgili geçmiş üzerine ciddi araştırmalar yapmış, büyük emekler vermiş bir çağdaşımızın yazdıklarını okumak çok daha hızlı ilerlememizi sağlayabilir. Bu kitaplarda ilgimizi çeken bir şeyler bulursak elbette daha derinine inebiliriz ama çoğu zaman kendi çağının, bugün aşılmış meseleleri üzerine yazılmış kitaplar yerine meselelerin özünü ve günümüze yansımalarını görmek daha iyi olackatır.

Galileo çok güzel şeyler söylemiştir. Klasik mantık, tıp zamanında iyiydi. Ahmet Cevdet Paşa iyi bir kitap yazmıştı. J.J Rousseau, Voltaire, Montesquieu yepyeni şeyler söyleyerek dünyayı değiştirecek fikirlerin temellerini atmışlardı belki ama yine de bugün artık yeni sözler söylenmiş ve çağın gerekleri değişmiştir. Sanıyorum güvenilir, yıllarını bu işlere vermiş çağdaşlarımızı, üniversite hocalarını asla görmezden gelmemek gerekir.

Geçmiş yerine bugünle ilgilenmesi gerektiğiyle ilgili tavsiyeyi Emrah Safa Gürkan’dan duymuştum FluTv’de. Geçmişin gereksiz yüküyle ilgili tavsiye Nevzat Kaya’nın bu videosunda açık olarak yer alıyor.

Bilgi tufanında alanımızla ilgili gelişmeleri takip etmek

Bilgi çok fazla ve artıyor, elbette alanımızla ilgili bilgiler de artıyor. Üstelik bilginin bir alana özgü olmadığı disiplinlerarası olduğu biliniyor. Her alan başka alanlarla etkileşim halinde ve diğer disiplinleri bilmek bir alana hakimiyeti de arttırıyor. Peki günde kırk saat civarında çalışan bizler yeni gelişmeleri nasıl takip edeceğiz? Takip edemeyiz ve takip etmek de bizim işimiz değildir. Biz ancak bunları takip eden güvendiğimiz hocaları takip ederiz.

Alanımızla ilgili güvendiğimiz yerli veya yabancı bir hocayı, dergiyi ya da şirketi takip etmek çoğu zaman yeterlidir. Bilgi öyle hiç de ikiye katlanmamaktadır zaten. Alandaki gelişmeleri takip etmek bireylerin daha iyi işler üretmesini sağlar belki ama kendini geliştiren bireylerin ürettiği işler muhtemelen daha iyi olacaktır. Her işe daha farklı yaklaşmamızı sağlayacak, bakış açımızı genişleten beceriler, bir işi daha iyi yapmamızı sağlayacak becerilerden daha anlamlı olabilir.

İşyerinin ya da çalışılan kurumun çalışanlarının kişisel gelişimlerine katkı sağlamaları da çok önemlidir. Alanındaki gelişmeleri takip etme meselesi belki de bu çerçevede düşünülmelidir. Gözde büyütmeden, alanla ilgili uzmanların ve otoritelerin dikkat çektiği noktaları bir düşünmek.

Bir Cevap Yazın