Bilim Kilisesi (Özgür Bir Toplumda Bilim)

Paul Feyerabend Bilim Kilisesi kitabında, bilimin artık dogmatikleştiğini, insanlar tarafından denetlenmediğini ve geçerliliğinin tartışılmasına izin vermeyerek bir kilise gibi davrandığını anlatıyor. Bilim anarşisti denilen yazar bilimin doğasını, kusurlarını ve onu daha iyi hale getirmek için neler yapılabileceğini anlatıyor.

Şu sorulara cevap arıyor Paul Feyerabend Bilim Kilisesi (Özgür Bir Toplumda Bilim) kitabında:

(A) Bilim nedir? Nasıl gelişmektedir, sonuçları nelerdir; standartlan, prosedürleri, sonuçlan diğer standartlardan, prosedürlerden ve sonuçlardan nasıl fark etmektedir?

(B) Bilimi böylesine yücelten nedir? Bilimi, diğer var olanlara üstün kılan, tercih edilir olmasını sağlayan nedir? Modern bilimin Aristo bilimine tercih edilmesinin gerekçeleri nelerdir? Veya hangi sebeplerle Hopi’nin kozmolojisine tercih edilmektedir?

Paradigma kavramı ile ifade edildiği gibi aslında salt bir bilimsel gerçeklik yoktur. Bilimsel gerçeklik sadece ona inanalar olduğu sürece söz konusudur.

Öyleyse bizim mutlak bilim sandığımız olgular aslında birtakım bilim adamlarının genel kabulleridir. Biz olası ihtimallerden birini tercih ederiz. Thomas Kuhn‘dan da bahseder yazar Bilim Kilisesi kitabında.

Aristo ve Kopernik fiziği üzerinde durur yazar Bilim Kilisesi’nde kitap boyunca.

Aristo’nun taraftarlarının ceh’aletiyle alay eden günümüz astronomları, filozofun bizzat kendisini de pek bilgisiz bulmaktadırlar. Kopernik’e karşı gösterilen bireysel reaksiyonlardan şu neticeyi çıkarabiliriz: Bir argüman, ancak münasip destekçiler bulması durumunda etkili olabilir, destekçilerin desteğini çekmesi durumunda etkinliğini kendiliğinden kaybeder. Bilimsel değişimin bu sübjektif veçhesi, bütünüyle açıklanabilir olmasa da objektif özelliklerle ilintilidir: Her argümanın inanılması gereken kozmolojik varsayımları vardır. Bu varsayımlara inanılmaması durumunda argüman havada kalır, şüphe ile karşılanır. Bütünüyle formel olan bir argüman yoktur.

Bu konuda atom felsefesi örneği, nefis bir örnektir. Batı’da antik çağda ve hareket olayı gibi makro düzeyde olayları muhafaza edebilme, koruyabilme amacıyla devreye sokulmuştur. Aristo felsefesi karşısında direnememiş, bir kenara itilmiştir. Bilim devrimi ile tekrar sahneye çıkmış, süreklilik teorilerinin gelişmesi sonucu tekrar geri plana itilmiştir. On dokuzuncu asrın sonlarında tekrar gündeme gelmiş, rakiplerinin baskısı altına gelişip serpilememiştir.

Bir bilimsel yöntem yeterince iyi olmadığı halde popülerite kazanmış olabilir ama bilimin mükemmel olduğu varsayılmaktadır, tartışılmamaktadır.

Fakat şu var ki bir uygulama kokuşabilir veya yanlış sebepler nedeniyle popülarite kazanmış olabilir. Modem bilimsel tıbbın popülaritesi, hastaların gidebilecekleri daha iyi bir yerin olmamasından ve televizyonun, söylentilerin ve pek iyi donatılmış hastanelerin hastayı daha iyisini bulamıycağına ikna etmiş olmasından kaynaklanmaktadır.

Üstelik ilerlemenin doğası gereği bilimsel yöntem üzerine kuşkuları vardır yazarın. Der ki:

Amerika hakkında üretilen bilgilerin, yapılan araştırmaların, verilen derslerin vb çabaların; Colombus’un ve Magellan’ın ve takipçilerinin yaptıkları keşifler yanında pek sönük kaldığı su götürmez bir gerçektir. Amerika keşfedilmemiş olsaydı bu bilimsel çalışmaların hiçbiri vücut bulmazdı. Oysa, Amerika’nın keşfedilmesi olayında bilimin oynadığı rolün derecesi, Amerika ‘yı tanımak için yapılan bilimsel çalışmalann derecesinin yanında pek sönük kalır.

Uzman görüşleri güvenilir ve tartışılmaz değildir.

Uzman kararları çoğu kez önyargılıdır, Güvenilebilir değildir. Dışardan kontrole muhtaçtır. Ailesinden hasta olan birine bir doktorun ameliyat tavsiye ettiğine, bir başkasının ameliyatı kesinlikle tavsiye etmediğine?, bir üçüncüsünün ise, bambaşka bir yol önerdiğine şahit olmamış olanımız pek azdır. Nükleer güvenlik, ekonominin durumu, ilaçların yan etkileri, aerosol spreylerin atmosfer üzerindeki olumsuz etkileri, eğitim yöntemlerinin etkinliği, ırkın zeka üzerindeki etkisi ve daha nice benzeri konularda bir uzmanın söylediğini bir başka uzmanın söylediğinin tuttuğunu hiç gördünüz mü?

Bu tür konularda hemen her zaman birden fazla bilimsel görüş oluşmakta ve her görüş bilim meraklıları arasında taraftar bulabilmektedir. İnsanın zaman zaman kendini tutamayıp, ‘Ne kadar bilim adamı varsa, o kadar farklı bilimsel görüş var’ diyesi geliyor. Bilim adamlarının mutabakata vardıkları meseleler de yok değil kuşkusuz; ne var ki bu, kendilerine güven duymamıza kafi gelmiyor. İttifak, çoğu kez politik bir kararın neticesidir: Muhalifler ya susturulurlar, ya da bilimin güvenilir bir kaynak ve şaşmaz bilgiler küpü olduğu yolundaki şöhretinin üzerine aman gölge düşmesin diyerek sükutu yeğ tutarlar.

Bilgini doğası üzerine:

Amatörler, yeterince bilgi sahibi olmayanlar, hatta kusurlu bilgilerle donatılmış bulunanlar; zaman zaman da olsa meselenin uzmanlarından daha iyi neticeler alabilmektedirler. Verilecek cevaplardan biri doğrudan doğruya bilginin tabiatı ile ilgilidir. Her bilgi parçası, pek değerli parçacıkların yanı sıra yeni şeylerin keşfine engel olan fikirleri de ihtiva eder. Bu fikirleri hata olarak isimlendirip geçivermek mümkün değildir. Bunlar araştırma için gereklidir: Tek yönlü bir gelişme, diğer yöndeki gelişmeleri bloke etmeksizin mümkün olamaz.

Bilim ile gelenek arasında sıkı bir ilişki vardır. Özgür bir toplumda bilim için tüm geleneklerin birikimlerinden faydalanılmalıdır. İhtimaller ve olasılıklar yönteme uymuyor diye reddedilmemelidir. Bilim ve gelenek arasındaki bağın öne çıkarılması Sosyal Bilimleri Açın kitabıyla benzer bir nokta.

Mistikler yalnızca beyinlerini kullanarak kainatı bir uçtan diğerine dolaşmakta, Allah’a kadar ulaşmaktadırlar. Allah, onlara hayatlarını yaşamaları için gereken her şeyi verip kendilerinin ve yandaşlarının doğru yolu bulmaları için önlerini aydınlatandır. Bir materyalistin görüşlerinin karşısında bir mistiğin felsefesinin tutunamayıp geri plana itilmesinin sebebi; entelektüellerin ve entelektüellerce şartlandırılmış bulunan toplumun hayal gücündeki yetersizliktir. Özgür bir toplumda mistiklerin anlayışları peşin peşin reddedilmez, ama toplumun biricik ideolojisi haline de getirilmez.

Kabile tıbbının, halk tıbbının, Çin’deki geleneksel tıbbın aklıselime daha yakın seyrettiğini, doğaya ve insana daha yakın olduğunu ve bilimsel tıbbın teşhis ve tedavi yöntemlerine sık sık nal toplatmakta olduğunu biliyoruz. Hayatın ilkel formlarının insan varlığının asli problemlerini çözdüğünü, oysa bu kapının rasyonel yaklaşımların yüzüne hiç açılmamak üzere kapanmış olduğunu biliyoruz.

Özgür bir toplumda bilim nasıl olmalı?

Alexander Marshack bir gazetecidir ve Mağara Devri insanının düşünce yeteneği ile ilgili pek çok gerçeği tespit etmiştir. Marshack’m bu, tespitleri, bilimin tespitlerini çürütmüştür. Mahkemelerde halk jürisi kurulmasının ardındaki sebep, sıkı bir çalışma yapmaya hazırlanmış sıradan insanların verecekleri kararın uzmanların vereceği karardan daha sağlıklı, daha az hatalı olacağı yolundaki inançtır.

Bilim neden daha demokratik olmalıdır?

Buradan şöyle bir ders çıkartabiliriz: Rekabet edebilmek için şans tanıması halinde bilimsel olmayan ideolojiler, uygulamalar, teoriler ve gelenekler, bilime rakip olabilirler, bilimin yetersiz kaldığı noktalan ortaya çıkartıp, bu noktalarda derde deva olabilirler. Böylesi bir rekabet ortamını oluşturmak, tüm geleneklere eşit şans tanımak ise özgür bir toplumun kurumlarının üzerine düşen bir görevdir.

Bilim Kilisesi (Özgür Bir Dünyada Bilim) bilimin doğasını daha iyi anlamak için güzel bir kitap. Kitabı buradan sipariş edebilirsiniz. Doğunun Bilgisi Batı’nın Bilimi de dahil olmak üzere pekçok kitapta daha önce gördüğüm argümanları Bilim Kilisesi kitabında da gördüm.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın