Bilimsel Devrimlerin Yapısı – Thomas S. Kuhn

Thomas kuhn Bilimsel Devrimlerin Yapısı kitabında “paradigma” dediği kavramdan yola çıkarak, örnekler üzerinden, bilimsel devrimlerin nasıl ortaya çıktığını anlatıyor. Thomas Kuhn’a göre bilimsel devrimler sandığımız gibi bir birikimin ürünü değil. Bilimsel gelişmeler bir paradigmanın başka bir paradigmayı yıkmasıyla yapılır. Yani yeni gelen bilimsel bakış açısı eskinin üzerine eklenmez, onunla savaşır ve onu yok eder.

Kuhn’un ne dediğini anlamak için paradigma kavramını anlamak gerekiyor. paradigma kitapta birkaç farklı anlamda kullanılmış fakat paradigma genel olarak, hakim bilimsel bakış açısıdır diyebiliriz. Kuhn şu örneği verir: Aristo fiziğine karşı Newton, Newton fiziğini karşı Einstein, Einstein fiziğine karşı ise kuantum fiziği paradigması ortaya çıktı. Peki Einstein, Newtoncı paradigmanın üstüne bir şeyler mi ekledi yoksa onu yıkıp yerine mi geçti? Kuhn’a göre bir paradigma belli sorulara cevap verirken bir yerde baş edemediği sorunlarla karşılaşmaya başlar. Bu sorunları çözmek için yeni bir paradigma gerekir fakat bu paradigma sorunlara cevap verdikçe eski paradigmayla çelişir ve sonunda kendini kabullendirir.

Neden paradigma değişmeden mevcut paradigmayı kabullenmiş olan bilim adamı bir yenilik bulamaz? Çünkü bilim adamının paradigmaya inancı tamdır. Bu yüzden bilim adamının yaptığı çalışmalar yeni bir şey bulmak için değil, mevcut paradigmayı güçlendirmek içindir. Yapılan deneyler paradigmayı doğrulamak için yapıldığından amacı zaten yeni bir şey bulmamaktır. Bir bulmaca çözücüdür bilim adamı.

Bilimi, çözünce anahtar kelimenin ortaya çıktığı bir bulmaca olarak düşünürsek, paradigmalar anahtar kelimeyi söyler, bilim adamının görevi ise bu anahtar kelimeye göre soruları cevaplamaktır. Eğer deney ile paradigma çelişiyorsa deney yöntemi yanlıştır. Paradigma değil bilim adamı hatalıdır. “Mevcut paradigmanın hakim olduğu bilim, yani “olağan bilim” ne olgu ne de kuram düzeyinde yenilik bulma peşinde değildir ve zaten başarılı olması da yenilik bulamasına bağlıdır.”

Bir paradigmadan diğerine geçilirken eski paradigma varlığını korur.

Paradigmanın incelemeciyi hazırlamadığı bir görüngünün ortaya çıkması yeniliğin algılanmasına giden yolun başlangıcıdır. Mevcut paradigmaya aykırı olan görüngü bir şok etkisi yaratır. Bu şoktan sonra yeni paradigma yavaş yavaş taraftar kazanmaya başlar. Eski paradigmanın tamamen terk edilmesi için, eski paradigmaya inanan bilim adamlarının ölmesi gerekmektedir. Yeni bir paradigma güle oynaya kabul edilmez. ciddi tartışmalardan geçer ve sonunda kazanır. Peki aynı şeye baktıkları halde nasıl iki farklı bilim adamı farklı şeyler görebilirler? Bir örnek veriyor burada Kuhn.

İleri gelen bir fizikçiye ve bir kimyacıya, tek bir helyum atomunun molekül sayılıp sayılamayacağı sorulmuş. Kimyacı helyum atomunun bir molekül olduğunu, çünkü gazların hareketleri ile ilgili kinetik kuramının çerçevesinde tam da bir molekülden bekleneceği gibi davrandığını söylemiş. Öte taraftan fizikçiye göre de helyum atomu molekül sayılmazmış, çünkü moleküllere özgü bir spekturum özelliği taşımıyormuş. ikisi de aynı helyum atomunu görüyordu ama cevapları kendi paradigmalarına göreydi.

Bilimsel Devrimlerin Yapısı kitabında paradigma farklılıklarının bilimsel ilerlemeyle ilişkilerinin anlaltıldığı bu gibi örnekler yer alır.

paradigma degisim süreci

İşte bu bakılan nesnede farklı şeyler görmenin birkaç farklı örneğini daha verir Kuhn. Priestley ve Lavoisier her ikisi de oksijeni görmüş ama gördüklerini farklı yorumlamışlardır. Aristo ve Galileo aynı sarkacı görmüşlerdi. Ama ne gördükleri konusundaki görüş farklılıkları paradigma farklılıklarını doğurdu. Nesneleri ya da olayları bilim adamları kendi paradigmalarına göre yorumladığından gördükleri şeyler de farklı olur. Retina tabakalarına aynı görüntüler düşen kişiler bile farklı şeyler görebilirler. (Tavşan mı ördek mi? örneği) Bu bize çok başka bir tartışmanın konusunu açar. daha felsefik bir tartışmaya yöneltir bizi. Kitap yayınlandıktan sonra bilim kuramcıları ile bilim adamları arasındaki tartışmanın alevlenmesi tesadüf değildi. (bkz: Alan Sokal Olayı)

tavsan mı ördek mi
tavsan mı ördek mi

Karl popper ve Kuhn aykırılığın olağan bilimin değiştirdiği kabul ediyorlar. Sanırım popper ile Kuhn arasındaki fark; Kuhn paradigma değişimini gerekli görürken, Popper aynı paradigma içinde çözüme kavuşulabileceğini söylüyor. Kitabı okumadan önce Popper’ın “yanlışlanabilirlik” düşüncesine bir göz atmakta fayda var. Bilimsel Devrimlerin Yapısı bilimsel gelişmelerin ilerleyişini daha iyi anlamak üzerine yazılmış en değerli kitaplardan biri. Bilimsel Devrimlerin Yapısı kitabını buradan inceleyebilirsiniz.

Admin hakkında 306 makale
Öğretmen, sosyal bilimler meraklısı, sadeleştirme uzmanı.

1 yorum

  1. Paradigma nedir?

    “Paradigma sözcüğü Yunancadan gelir. Başlangıçta bilimsel bir terimdi; günümüzde ise daha çok bir model, kuram, algı, varsayım ya da değer yargısı anlamında kullanılmaktadır. Biraz daha genelleştirirsek, dünyayı “görme” tarzımızdır – gözle görmek değil; algılamak, anlamak, yorumlamak anlamında. Paradigmalardan kastettiğimiz şeyi anlamanın en basit yolu onları birer harita gibi görmektir. Hepimiz, “haritanın arazi olmadığını” biliriz. Harita sadece arazinin belirli özelliklerinin bir açıklamasıdır.”

    Paradigma yeni bir bakıştan ötesidir. Demokrasi ortaya çıkana kadar kimse onu hayal etmiyordu. Feodal düzen varken belki de kimse insanların kendi toprakları olabileceğini düşünmüyordu. Köleliğin olmadığı bir dünya köleci bir toplumda imkansız görülüyordu belki de. İşte paradigma öyle büyük bir şeydir ki çoğu zaman insan “gözünün” algılayabileceği sınırlarda değildir. A.B.D sahip olduğu kuruluş paradigması ile tüm dünyadan farklı bir coğrafya haline gelmiştir. Yerliler varken de coğrafya aynıydı. Paradigma sihirli değnektir.

Bir Cevap Yazın