Bilinmeyen Bilinenler (Slavoj Žižek)

Bilinmeyen bilinenler kavramı Rumsfeldci epistemolojiye Slavoj Žižek’in yaptığı katkıdır. Eski A.B.D savunma bakanlarından Rumsfeld, Irak Savaşı sonrasında işler beklendiği gibi gitmeyince ve Saddam’ın nükleer silahlarının varlığına dair kanıt bulunamayınca eleştirilere cevap vermek için, ciddiyetten uzak şöyle bir siyasetçi açıklaması yapmıştı. Daha sonra bu açıklama bir bilgi kuramı olarak değerlendirildi.

Bilinen bilinenler vardır. Bunlar bildiğimizi bildiğimiz şeylerdir. Bilinen bilinmeyenler vardır. Yani, bazı şeyler vardır ki bilmediğimizi biliriz. Fakat bilinmeyen bilinmeyenler de vardır. Bunlar bazı şeyler ki bilmediğimizi bilmeyiz.

Demek istemişti ki nükleer silah olmadığına dair bizim kanıt bulamamış olmamız kanıtın olmadığı anlamına gelmez. Bu bir “bilinmeyen bilinmeyendir.” Daha sonra Slavoj Žižek bilinen ile bilinmeyen arasındaki bu ilişkiye dördüncü bir türü ekledi; “bilinmeyen bilinenler” Rumsfeld’e göre tehlike Irak’ta ki bilinmeyen bilinmeyendi. Žižek’e göre ise sorun bilinmeyen bilinenlerdir.

Arıların ölümleri örneği üzerinden bu dört kavramı açıklıyor Žižek.

Bilinen bilinenler : Bildiğimizi bildiğimiz bilgiler. Tarım ilaçlarının arıların üerindeki olumsuz etkisi.

Bilinen bilinmeyenler : Bilmediğimizi bildiğimiz bilgiler. Arıların insanların yol açtığı radyasyona nasıl tepki verdikleri.

Bilinmeyen bilinmeyen : Bilmediğimizi bilmediğimiz bilgiler. Arıların çevresiyle öyle etkileşimleri vardır ki bunları tahmin bile edemiyoruz.

İşte bu kavramlara Žižek tarafından eklenen dördüncüsü, bilinmeyen bilinenler. Arılar konulu incelemelerimizi hem saptıran ve hem de bunları tarafgir gözlerle görmemize neden olan her türlü insan merkezli önyargı. Bu önyargıların kaynağı toplumun taşıdığı, bildiği ama bilmiyormuş gibi davrandığı bilgiler. Zizek’in arı örneğiyle :

Bilinmeyen bilinenler : Arı kovanları, bir çeşit köle kolonisi, arıların insafsızca sömürüldüğü temerküz kampları değil midir? Ya onları sömürdüğümüz için Tabiat Ana bize sillesini vuruyorsa?

Bir tehdidin varlığı ve beraberinde gelen korku bilinmeyen bilinenlere neden oluyor.

Ancak, anlam arayışını besleyen şey de, bu oldukça nedensel geçirimsizlik, nüfuz edilmezlik hali. Alışılageldik varoluş şeklimizin temel çerçevesini dengesizleştirecek bir felaket tehdidi ile karşılaştığımızda ilk ve kendiliğinden tepkimiz, gizli bir anlam arayışına girmek oluyor: Böyle bir tehdit doğduğuna göre bir şeyleri yanlış yapmış olmalıyız, diyoruz…

Anlam olsun da çamurdan olsun: Gizli bir anlam varsa, evrenle bir diyalog da var demektir. İşte bu nedenle, AIDS’ten ekolojik felaketlere ya da Holokost’a dek, potansiyel ya da fiili felaketlerle karşılaştığımızda anlam arayışı denilen iğvaya direnmek, bizim için hayati.

Jerry Falwell ve Pat Robertson’ın 9/11 saldırısına ilk reaksiyonu, bu olayı, Amerikalıların sürdürdüğü günahkar hayat nedeniyle, Tanrı’nın Amerika Birleşik Devletleri’ne sağlayageldiği korumayı kaldırdığının bir işareti olarak görmekti. Hedonist materyalizmi, liberalizmi, gemi azıya almış cinselliği suçlamış ve Amerika’nın hak ettiğini bulduğunu söylemişlerdi. Peki, çevresel dertlerimizi doğal kaynakları insafsızca sömürdüğümüz için Tabiat Ana’nın bizden aldığı bir intikam olarak okuyan “derin çevreciler”in yaptığı da buna benzer bir şey değil mi?

Žižek’in bilinmeyen bilinenler kavramı ile ilgili örnekleri okuduğum metinde doğa üzerineydi. Teknolojiye sırt çevirme fikrinin anlamsızlığı üzerine. Derin çevrecilerle ilgili ciddi bir eleştiri. Konuyu bağlamında düşünmek yerinde olacaktır. Yukarıdaki yazılanlar Antroposen’e Hoşgeldiniz kitabından. Buradan inceleyebilirsiniz.

Admin hakkında 325 makale
Öğretmen, sosyal bilimler meraklısı, sadeleştirme uzmanı.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın