Bir Üstyapı Sorunu Olarak Demokrasi

Türkiye’de demokrasi olamayacağı zaman zaman kimi isimlerce dile getiriliyor. Ülkemiz için demokrasinin uygun olmayacağı fikrinde olan insanlar var. Çinliler’de Çin ile ilgili benzer bir düşünce olduğuna şahit olmuştum. Bazı ülkeler için demokrasi gerçekten uygun olmayabilir mi? Çin’in demokrasi uygulamak için çok kalabalık olması ya da bir milletin tembel olduğu için özgürlükleri istismar etmesi nedeniyle her zaman despot liderlere ihtiyaç duyması zorunlu olabilir mi? Bu soruyu ele almamın nedeni, ülkemizde ya da başka bir ülkede demokrasinin neden istediğimiz gibi işlemediği düşünülürken bu hatalara düşülmesiyle ilgili. Sanırım demokrasinin önündeki engel nüfus yoğunluğu, insan doğası ya da toplumsal kültürle ilgili olmanın ötesinde. Problem çok daha katmanlıdır, belki de çözebileceğimizin ötesinde.

Demokrasinin olmazsa olmazları olan hukuk devleti, insan hakları, anayasa, güçler ayrılığı ve çok partili siyasi yaşam gibi kavramlar ne kadar inşa edilirse edilsin bunlar bir ülkenin demokrasiye geçmesini sağlayamaz. Yüzyıllar sonra bu ülkelerin demokrasilerinin daha da olgunlaşacağını söyleyebiliriz fakat durum böyle olmayabilir de. Sanırım bu bitmiş bir deney değil. Elbette dünyada monarşilerden cumhuriyetlere hızlı geçişler oldu ve ülkelerin demokratikleşmesi geçmişe kıyasla çoğu ülkede inkar edilemeyecek düzeyde ilerledi. Söz konusu otoriter devletler olduğunda ise sanırım durum daha yavaş ilerliyor. Bir şekilde otoriter devletlerin de evrimleşerek kabul edilebilir bir despotizme dönüştüğünü söylemek de yanlış olmaz. Yani mesele demokratikleşme meselesi olmayabilir.

Otoriter devlet neden vardır ve demokrasinin ortaya çıkmasına neden engeldir? Bu soruyu düşünmeden önce demokrasinin tanımını yapmak ve nasıl bir demokrasi istediğimizi açıkça ifade etmemiz gerekir. Örneğin devletin gerçekten şeffaf olmasını istiyor muyuz ya da ne kadar şeffaf olmasını istiyoruz? ABD’nin Julian Assange‘e yaptıklarını hatırlayalım örneğin.

Zamyatin’in Velinimeti ve Orwell’ın Big Brother’ı arasındaki fark

Demokrasi bir üstyapı öğesidir ve onu ortaya çıkarak altyapı öğelerini dikkatli düşünmek gerekir. Sonuçta altyapı üstyapıyı belirler. Murat Bardakçı demokrasinin Türkiye için iki yüz elli yıllık bir rüya olduğunu söylerken konuyu açmasa da herhalde altyapı meselesiyle ilgili olmalıdır. Bazı devletler coğrafi yapıları gereği despot olmak zorundadırlar. Daha doğrusu despotluk bazı coğrayalarda üretimin sürekli olmasını sağladığı için ekonomik açıdan daha avantajlı olabilir. Marvis Harris’in hidrolik tuzak dediği olgu bunun bir örneğidir. Bazen koşullar gereği üretimi sürekli kılmanın yolu milyonlarca kişiyi organize edebilme gücüne sahip olmayı zorunlu kılar.

Zamyatin’in Biz kitabını okuyunca Orwell’ın 1984’ünü zayıf bulmuştum. Asıl tehlikenin Orwell’ın “Big Brother’ı” değil Zamyatin’in “Velinimeti” olduğunu düşünmüştüm. Şimdi yanıldığımı anlıyorum. Önce detaya gireyim. Velinimet de Big Brother gibi bir büyük otoritedir ama o birlik olmaya duyulan istekten ve karizmasından alır gücünü. Dilediğine istediğini verir dilediğini yok eder. Big Brother ise seni izler ve ne yaptığını bilir. İki artı ikinin dört ettiğini söyleyebilmeni istemez. Düşününce bir İngiliz olan Orwell ilhamını kimden alırsa alsın özel hayat ve mahremiyet, ifade özgürlüğü (Parrhesia) ve propagandanın etkisi altında kalma problemlerine takılı kalmıştır. Neticede bugün bile Batı demokrasisinin sorunları bu eksendedir. Julian Assenge örneği burada tesadüfi değildir. Big Brother’ın, Batı propaganda makinesinin parçaladığı bir isimdi o. Rus Zamyatin’in sorunu ise sanırım biraz daha kolay anlayacağımız bir sorundur.

Otoriter devleti ortaya koyan altyapı öğelerine tekrar dönelim. Biraz kendimizi yokladığımızda ülkedeki mevcut sorunların çözümü olarak hemen hepimiz devleti düşünürüz. Devletin buna bir şey yapması lazım ya da her şeyi devletten beklemeyin cümlesi ülkemizde sıklıkla kullanılan cümlelerdir. Bu ülkenin sorunlarını ciddiyetle tahlil edebildiğini sandığım Kemal Tahir Yorgun Demokrat kitabında Alman bir arkeologla karakterlerden birinin yaptığı konuşmayı aktarır. Alman arkeolog yaptığı araştırmalarla ilgili ben sizin geçmişinizi değil aslında geleceğinizi arıyorum der. Demek istediği eski toplumların üretim ilişkilerinin ortaya koyulması bu coğrafyanın altyapı öğelerinin çözülmesini sağlayacak ve gelecek kaçınılmaz olarak buna dayalı olacaktır.

“Seni aç buldum doyurmadım mı? Çıplak buldum giydirmedim mi?” (Orhun Yazıtları)

Aşağıdaki alıntı Kemal Tahir’in Yorgun Demokrat kitabındandır. Fikirler elbette tartışmaya açıktır fakat alıntı hidrolik tuzak ve altyapı üstyapı ilişkisinin anlaşılması açısından yararlıdır. Geçmiş geleceğe taşınmak zorunda değildir ve altyapı öğeleri değiştiğinde üstyapı da değişir.

“Anadolu toprakları sanıldığı gibi dünyanın ekin ambarı değildir. Bu toprakların iş bilir ellere geçse cennette yaşayacağımız fikri dayanaklı değildir. Bunlar slogandır. Salt Anadolu toprağı değil, Akdeniz ve Ege Denizi’ni çevreleyen bütün toprakları gayet incedir. Bu bölgenin hava durumu da tarıma pek uygun değildir. Ya kurak gelir ya taşkın. Kurakta toprak hiç saban görmemiş gibi taş kesilir yağdığında da taşkınlar tarlanın yarısını alır denize götürür ya da dar vadilere indirip bataklık yapar. Bu nedenle Adana gibi verimli topraklar ancak 19.YY’da tarıma açılmışlardır. Daha önceleri buralarda göçebeler hayvan otlatıyorlardı. Bu özelliklerdeki topraklarda Batıda olduğu gibi özel mülkiyet yerleşip gelişemez. Zenginlikler sayılı ellerde toplanamaz. Sizde Batı anlamında Feodalite bulunmamasının nedeni bundandır. Çünkü ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir feodal böyle topraklarda serflerini doyurup kendisini zengin edecek tarımı yalnız kendi gücüyle sürdüremez. Türkçesi toprakları tarımda tutmak için gerekli bayındırlık işlerini sizde ancak devlet yapabilir. İşte bu sebeple sizin topraklar haklı olarak devletin mülkiyetindedir.

Gene bu sebepten Batıda devlet sırasında bir sınıfın öteki sınıfı ezmek için kullandığ araç haline geldiği halde sizin devlet ana ödeviyle toplumu ihya edicidir. Yani Batıda devletin olmadığı zamanlar toplumlar var olmuştur ama Doğu’da devletsiz toplum görülmemiştir. Sizde devlet toplumun varolma, yokolma şartıdır. Siz farkına varın varmayın her şeyi devletten beklersiniz. Siz devletinizi talancılıkla suçlarken Batı kültürünüzle, Batılı devletmiş gibi yargılıyorsunuz. Batıda İlk Çağlar’ın kölelik sisteminden bu yana özel mülkiyet kutsal olduğu halde sizin beş bin yıllık toplum tarihinizde devletten başka kutsal hiçbir şey yoktur. Sizde her iş devlete yararlılığıyla değerlendirilir. Sizde devlet tehlikeye düştüğü zaman devletten sorumlu olanlar bir dakika önce en korkunç suçlamalarla geri ittikleri en akıl almaz sistemi kabullenmekte bir an duraklamazlar. Batıda bütün monarklar geriliği tuttukları halde sizin padişahların apansız ilerici kesilmeleri bundandır. Buradaki ilericilik bilinçle, imanla kazanılmış bir şey değildir. Beyin ameliyatı gibi ister istemez katlanılan bir çaresiz durumdur.

Bütün bu işleri başarabilmek kısacası toplumun varolmasını savunmak için sizin devletiniz sırasında despot da olmak zorundadır. Sizin devlet merkezcilikten, bürokratlıktan hatta despotluktan vazgeçtim dese siz bunalınca ayaklanır bunları geri getirmesini ister hatta bunun için onu zorlarsınız.”

Bir Cevap Yazın

Diğer 1.076 aboneye katılın