Açık Kültür, Sinema

Black Panther Filmindeki Wakanda Şehrine Bir Bakış

Gişe rekorlarını ardı ardına kıran Black Panther/Kara Panter filmini bir ulaşımcı gözüyle izledim. Sizlerle paylaşmak istediğim çok güzel detaylar var. Film kısaca dünyadan izole şekilde yaşayan, teknolojik açıdan üstün bir Afrika ülkesi olan Wakanda’nın Kralı olan T’Challa’nın, babasının ölümünden sonraki taht mücadelesini konu alıyor. Ancak anlatmak istediğim filmin içeriğiyle ilgili değil kurgusal ülke Wakanda ile ilgili.

Kurgusal Afrika ülkesi Wakanda, Batı tarafından sömürülmekten kaçmış, dış dünyadan izole olarak gelişmiş, afrofuturist bir estetik anlayışıyla inşa edilmiş güçlü bir ülke. Ülkenin gelişmişliğinin kaynağı ise kurgusal bir element olan ve sadece Wakanda’da bulunan vibranium.

Vibranium sayesinde teknolojik olarak aşırı gelişmiş bu ülke ile film aslında futuristik bir ülke, şehir kurgusu da paylaşıyor bizimle. Wakanda’nın başkenti Birnin Zana, diğer bilim kurgu filmlerindeki gibi gökdelenlerle doldurulmuş Tokyo vari (⭣) megaşehirlere hiç benzemiyor.

Altın Şehir anlamına gelen Başkent Birnin Zana geleneksel ve modern mimarinin harmanlandığı bir mimari anlayışla inşa edilmiş ve öyle ustalıkla planlanmış, topoğrafyası ile bütünleşik, organik bir şehir ki hemen sokaklarına çıkıp dolaşmak, kenti keşfetmek istiyorsunuz.

Bu kurgusal şehir tasarlanırken mimari olarak Zaha Hadid’den etkilenilmiş. Filmin mekan tasarımcısı Hannah Beachler verdiği röportajda Hadid’in eserlerinin hepsini gezdiğini ve özellikle Pekin’deki Galaxy Soho ve Kore’deki DDP adlı eserlerinden esinlendiğini ifade ediyor.

Geleneksel Afrika Mimarisinden İzler

Geleneksel Afrika mimarisi ile Hadid’in keskin hatsız, yumuşak geçişli çizgileri dikkate alınıp, Birnin Zana’nın dağlık ve yeşil topoğrafyası ve arazisi ile uyumlu organik bir kent tasarlanmış. Örneğin, şehirdeki gökdelenlerin hatlarında ve özellikle de çatılarında Güney Afrika’nın geleneksel evleri olan Rondavellerden oldukça esinlenilmiş.

Şehir topoğrafyası ve çevresi ile o kadar uyumlu ki şu fotoğrafta arkada bulunan yapının çevresiyle uyumuna bakar mısınız?

Şehir nefes alsın diye yeşil cepheli binalar üretilmiş ve yüksek katlı gökdelenleri bir araya toplamak yerine, şehre homojen olarak dağıtmışlar tabii aynı zamanda eski yapıları da koruma fırsatı vermiş bu. Yüksek katlı ve düşük katlı yapıların bir arada tutulması aynı zamanda nüfus ve iş kollarının da şehre homojen olarak dağıtılmasına fırsat vermiş. Böylelikle ev-iş ve ev-okul arası mesafelerin yürüme mesafesinde planlanabilmesi imkanı doğuyor.

Wakanda’da ulaşım

Ve evet, en önemlisi belki de: Birnin Zana’da otomobil bulunmuyor. Tüm ulaşım plancılarının hayali, ‘otomobilsiz şehirler’ sonunda ütopyada da olsa ete kemiğe bürünmüş durumda. Daha samimi, güvenli, yürümelik insancıl sokaklar! Sokağın güzelliğine bakar mısınız? yaşam dolu…

Birnin Zana’da ulaşım için üç yöntem görünüyor: Kısa mesafelerde yürüyüş, orta mesafelerde tramvay ve uzun mesafelerde hyperloop konseptinden etkilenilmiş, çok hızlı süpersonik trenler…

Tekrardan hatırlatmakta fayda var: Gelecekteki şehirler uçan, elektrikli ya da konvansiyonel farketmeksizin mümkün olduğunca otomobilsizleşecek, bunun ne kadar anlamlı ve güzel olabileceğini bu kurgusal film bize gösteriyor.

Yazı İrfan Batur’un Twitter hesabında verdiği bilgilerin bir araya getirilmiş halidir. (Yazara bu harika yazı ve yayınlama izni verdiği için teşekkür ederiz.)

Bir Cevap Yazın

Theme by Anders Norén