Açık Kültür, Sosyal Bilimler

Bu Kelime Türkçeye Çevrilemez

Çok dil bilmenin özellikle de kelime kökenlerini bilmenin bir kavramı anlamayı kolaylaştırdığı bir gerçek. Çok dil bilmesem de bunu anlayabiliyorum. Farklı dilleri kavradıkça dil dediğimiz şeyin mantığı daha fazla anlaşılıyor. Yine de amatör olarak üçünci dil öğrenme çabalarım hiç nihayete ermedi. Edebi bir merakla Farsça öğrenmeyi denedim bir süre fakat bir program dahilinde öğrenmediğim için anlamlı bir sonuca ulaşamadım.

Yukarıdaki açıklamaların nedeni tam anlamıyla dil bilmeyen birinin (speaking, writing ve reading) yazdıklarını okuyor olduğunuzu hatırlatmak. Üçüncü dil öğrenmeye kendimi ikna etmekte zorlanıyorum uzun süredir. Bir işime yaramayacağını düşündüğüm için, tamamen öznel sebeplerle. Chomsky ve Steven Pinker gibi bilimcileri okudukça bu kararın çok da kötü bir karar olmadığını düşünmeye başladım. Dilin içgüdüsel olduğu ve evrensel ilkelere göre şekillendiği düşüncesi doğruysa aslında bütün diller benzer bir mantığa göre şekillenmiş demektir. Dillerin birbirinden farklı olması sadece görünürde olabilir.

Diller oluşurken belli bir mantığa göre oluşuyor. Dünyayı kavrayışımız doğrudan dile yansır ve biz hayatı uzay (mekan), zaman ve nedensellik ile algılarız. Tüm deneyimlerimiz (bilgimiz) mekan, zaman ve nedensellik ile ilgili olduğundan ve bu şeyler tüm insanlık için ortak olduğundan diller ortak ilkelere dayanır.

Deneyim yoksa kelime de yoktur.

Esasında diller deneyimlerin dışa vurumudur ve kendi başlarına anlamları yoktur. Sivri diş dediğimizde aynı kelimeler fil ve insan için farklı bir gerçekliğe işaret ederler. Deneyim yoksa kelimelerin anlamları da yoktur. Aynı şekilde kedi dişi dediğimde bunun karşılığı sizde deneyim olarak yoksa ne kadar anlatırsam anlatayım başarıya ulaşmam zor olacaktır. Kuru fasulyenin tadını anlatamayız ama birbirimizin deneyimleri vasıtasıyla bu konuda konuşabiliriz. Kant’ın metafiziği öldürdüğü yorumu da metafizikle ilgili kavramların bizce “duyumlanamayacak” olmasıyla ilgilidir. Herhalde konuyu nerede getireceğim ortaya çıkmaya başladı.

Eğer kelimeler aslında anlamsız seslerse ve onları anlamlı yapan bizde karşılıkları olmasıysa ve o deneyim zaman, mekan ve nedensellik ile çevriliyse benzer deneyime sahip herkesin o kelimenin neye karşılık geldiğini anlaması gerekir. Diş, bal gibi somut şeyler tamam ama peki ya soyut şeyler? Aslında ilke yine aynıdır. Nous, tin, determinizm ya da parrhesia dediğimde bunların anlaşılmaması ve çevrilememesi için bir neden yoktur. “Bu kelimeyi başka dillere çevirmek çok zor.” , “Bu kelimenin Türkçesi yok ama kaba bir çeviriyle x olarak çevirebiliriz.” gibi ifadeler bence fazlasıyla tartışmalıdır.

Bir kelimenin başka dillere çevrilemeyeceğinin reddini bir adım daha öteye taşıyarak bir cümlenin ve bir kitabın da başka dillere çevrilmesinin mümkün olmadığı düşüncesini reddedeceğim. Bir kelimeyi ya da kelimeler toplamı olan bir cümleyi ya da bir cümleler toplamı olan kitabı farklı dillerde okuduğumuzda daha iyi anlamamız olasıdır. Çeviri her şeyden önce yazarın üslubundan doğan hatalardan kurtulmamızı sağlar. Başka faydaları da vardır. Yine de yazılı bir metnin başka dillere çevrilemeyeceğini, onu başka dillerde anlamanın mümkün olmadığını söylemek muhtemelen doğru olmadığı gibi bizi nereye taşıyacağı belirsiz bir düşüncedir.

Söz gelimi Kant ve Hegel’i Almanca’dan okumadan anlamak mümkün değilse, Aristo’yu Yunancasından okumadan anlamak mümkün değilse bu işin nereye varacağını kestirmek zordur. Herhalde bu konu mütercimler arasında da eskilere dayanan bir tartışma konusudur. Bu durumun tüm diller için geçerli olmaması için bir neden yok. İyi ki Kant Çince yazmamıştır diyelim. İnsanlığın tam ihtiyaç duyduğu zamanda aradığı dehaları yanıbaşında bulması ne bahttır.

Sonuç

Gerçekten başka dillere çevrilemeyecek bir kelime olsaydı bu kelime sadece bir kişinin ya da bir grubun sahip olduğu deneyim olurdu sanırım. Örneğin coğrafi keşiflerden önce kimseye mısır anlatılamazdı. Amerika kıtasındakiler birbirlerine anlatabilirlerdi bu kelimeyi. Demokrasi, sanayi, ekvator gibi yüzlerce yeni kelime hayatımıza girmiştir fakat bu kelimelerden herhangi birinin başka bir insan ya da insan topluluğuna anlatılamayacağı düşüncesi sanırım doğru değildir.

Konuda dille ilgili bilgiler Steven Pinker’ın kitaplarında yer alan bilgilerdir. Dil İçgüdüsü ve DÜşüncenin Maddesi kitaplarından benim aklımda kalan bilgi kırıntıları. Bilgileri doğru hatırlamamış ya da yanlış anlamış olabilirim. Konu hakkında ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler ilgili kitaplara göz atabilirler.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: