Açık Kültür, Şirazi

Carpe Diem Ne Demek? (Nazım’dan)

Carpe Diem Latince‘den “Günü yakala” olarak çevrilebilecek, Ölü Ozanlar Derneği filmi ile ilişkilendirilen anın öneminin farkında olmayı ve onu dolu geçirmenin önemini anlatan bir cümle. Horatius’un bir dizesi. Carpe Diem cümlesini “anı yaşa”, “anın tadını çıkar” gibi hazcı bir parola olarak anlamamak gerekir sanıyorum. Bu cümleyi köksüzleştirir. Carpe diem hayatın anlamının peşinden koşmak yerine onu tanımakla ilgili olmalıdır.

Carpe diem, quam minimum credula postero – Günü yakala, yarına olabildiğince az güven.

Solaris filminde (Tarkovski yapımı) İnsan mutluyken, hayatın anlamı ve sonsuzluk hakkındaki diğer şeylerle nadiren ilgilenir der. Doğrudur da. İnsan mutluyken ve huzurluyken hayatın anlamını düşünmez. Düşünme işi çoğu zaman bir rahatsızlıktan doğar. İnsan zorda kalınca düşünmeye başlar. Düşünmekle ilgili şöyle bir sorun daha vardır. İnsan bir şeyler üzerine biraz düşündüğü zaman onun anlamsızlaştığını gülünçleştiğini görebilir. Hayatımızla ilgili en önemli konular düşündükçe daha çok boşlukta kalır.

Düşünmek içinde bulunulan süreci komikleştirir. Gerçeklikten koparır. Eğer kör ebe oynarken oyun üzerine düşünürseniz keyif alamazsınız, keyif almak için oyuna kapılmak gerekir. Carpe Diem oyuna kapılmaktır. Oyundan oyun olduğu için keyif alabilmektir belki de.

Hakikatin bilinmesi pek zordur. Quid est Veritas? (Hakikat nedir?) “Bir anlam ararsan, gerçekleşmekte olan her şeyi ıskalayacaksın.” diyor Tarkovski. Carpe diem gerçekleşmekte olanı ıskalamamaktır. Oyuna dahil olmak, ondan keyif almayı bilmek gerekir. Behzat Ç dizisinin 87. bölümü ilginç bir bölümdür. Bir kişi içinde bulunduğu gerçekliği sorgulamaya başlarsa dahası bu gerçekliğin anlamsızlığı düşüncesine kapılırsa yaptığı işe yabancılaşabilir. Kişi kendi hayatına bile yabancılaşabilir. İlgili bölümde kendisine bir gerçeklik yaratamadığı için intihar eden bir yazar ele alınır.

Geleneksel Budist öğretisine göre ok ile yaralanan birisini önce oktan kurtulmayı düşünmelidir. Oku kimin attığını bulmak o anda önemsizdir. Hayatın anlamından önemli olan onun nasıl yaşanması gerektiğidir. Hayattan keyif almayı bilerek, içinde bulunan andan keyif alarak yaşanmalıdır. Büyük şairimiz Nazım çok güzel anlatır carpe diem anlayışını Yaşmaya Dair şiirinde.

Nazım Hikmet / Yaşamaya Dair (Kısaltılmıştır.)

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.

Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak…

Geçmişin ve geleceğin hayaletlerinden uzak

Carpe Diem anı yaşa yarını düşünme gibi sığ bir anlayışı değil, gerçeklikten hem de onun nasıl sorgulanabilir olduğunu bildiğimiz halde ona kapılmak gerektiğini anlatıyor olmalı. Ertesi gün ya da yıl gerçekleşecek olan değişimi beklemeden tam bu anın keyfini çıkarmayı bilmeliyiz. Elma yiyorsak yarın ki muzu düşünmeden o elmayı keyifle yiyebilmeliyiz. Gelecekte alacağımız iyi arabanın ve iyi evin hayaliyle avunmayacağız. Tam şu anda bize sunulmuş olandan keyif alacağız. O anda ne yapıyorsak tek önemli işin o olduğunu bilerek davranacağız. Belki böyle carpe diem olur. Günü yakalamış oluruz. Geçmişin hayal kırıklıkları ya da geleceğin hayalleri günü bozmaz.

2 Comments

  1. Barış

    Mindfulness işte. Sadece anın zevkini yakalamak değil, aynı zamanda dikkatin bir niteliği. Diyor ki budist öğretide; birisi gelir ve senin kalbine bir ok saplarsa orda durup o kişiye bağırıp çağırmak boşuna olacaktır. Dikkatini ‘kalbinde bir ok olduğu gerçeği’ ne odaklamalısın. Yani bazen an’daki hisler acı da verebilir. İyi ya da kötü her durumda anda mevcut ol.

  2. recep

    Anı yaşamak derken aklıma hep akışta olmak geliyor. Mihaly Csıkszentmıhaly Akış adlı kitabında belirttiği bu kavram, insanın yaşadığı anın farkında olması ve zamanını,yaşantısını anlamlandırabilmesidir bana göre. İşte akışta olmak, anı bu şekilde yaşamasını bilmektir.gelecek kaygısı olmadan ve geçmişi zaten değiştiremeyeceği için düşünmeden özellikle de saat odaklı olmadan. Anı yaşamak derken ben, böyle anlıyorum.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: