Açık Kültür

Cesur Yeni Dünya – Aldous Huxley

Cesur Yeni Dünya’nın bir ütopya mı yoksa bir distopya mı olduğu tartışılır zaman zaman. Kitapta gelecekte tek bir dünya devleti vardır. İnsanlar çocuklarına anne babalık yapmazlar. Aile kavramı yoktur. Çocuklar daha embriyo halindeyken kast sistemine göre sınıflandırılırlar ve zeka seviyeleri kontrol edilir. Böylece karmaşa olmadan tüm işler yolunda gider. Şartlandırıldığı için her birey bulunduğu kastta olmaktan memnundur. Soma denilen uyuşturucular toplumun mutluluğunu ve düzenini sağlar. Bireysellik yok edilir. Çocuklar daha  küçükken kitaplara ve kırlara karşı şartlandırılır. Kitap ve kırlardan uzak dururlar böylece. Pahalı araçlara ihtiyaç duydukları sporları sevmeleri sağlanır daha fazla tüketim yapmaları için.

Cesur Yeni Dünya kitabını okurken düşündürdüğü şey şu oldu. Kitapta anlatılan ortam kimi yönleriyle rahatsız edici fakat denetçi tamamen haksız mı? İstikrar için, acının azalması için Othello’yu feda etmek Vahşi’ye neden bu kadar korkunç görünüyor anlamıyorum. Gerçek acılar yanında insanın varoluş acıları şımarıklık? gibi geliyor bana. Bugün sahip olduğumuz anlayış toplumsal şartlandırılma gereği çok rahatsız edici gelmiyor bize. Kölelik ve çocuk işçiliğini daha yeni yeni aştık. Uygulandığı dönemde gayet hukuki kavramlardı bunlar.

Cesur Yeni Dünya kitabındaki ortama göre şartlandırılsak oradaki düzene de bir itirazımız olmazdı yazarın da dediği gibi. Tüm acıları kabullenerek ve tahammül ederek elde edeceğimiz şey “insan hissetmek” olacaksa bunu bir düşünelim derdim. Böyle bir şeyi söylemek için ise yeryüzü cennetine inanmak gerekir. Ölümün olduğu yerde cennetten bahsetmek kandırmacadır. Öyleyse tüm düzeni çöpe çeviren, onu basit bir oyun yapan (bence) tanrıyı öldürme çabasıdır.

Kitaptan bazı beğendiğim kısımlar :

“Kültüre geri dönüş. Evet, aslında kültüre. Oturup kitap okursanız fazla bir şey tüketemezsiniz.”

Günler geçti. Başarı, Bernard’ın başını döndürmüş ve bu arada (her iyi uyuşturucunun yapacağı gibi) o zamana kadar hiç de memnun olmadığı dünyayla uzlaştırmıştı. Kendi önemini teslim ettiği sürece, düzen iyiydi. Fakat, başarı kendisini uzlaştırdıysa da, yine de düzeni eleştirme ayrıcalığından vazgeçmeyi reddediyordu. Çünkü eleştiri eylemi, kendi önem hissini pekiştiriyor, daha güçlü hissettiriyordu.

Yaşamın amacının, mutluluğun sürekli kılınması değil, bilincin yoğunlaştırılması ve arınması, bilginin zenginleştirilmesi olduğunu düşünmeye itebilirdi insanları. Ki Denetçi de bunun büyük olasılıkla doğru olduğunu düşünüyordu. Ancak bugünün şartlarında kabul edilemezdi. Kalemini tekrar alıp “Yayınlanamaz” yazdı.

Vahşi bir süre sustu. “Yine de,” diye inatla ısrarını sürdürdü, “Othello güzel, o duyusal filmlerden daha güzel.” “Elbette güzel,” dedi Denetçi. “Fakat istikrar karşılığında ödememiz gereken bedel işte bu. Mutluluk ile eskiden insanların güzel sanatlar dediği şey arasında seçim yapmak gerekiyor. Biz, güzel sanatlardan fedakârlıkta bulunduk. Onun yerine duyusal filmlerimiz ve kokulu orgumuz var.” “Ama hiçbir şey ifade etmiyorlar.” “Kendilerini ifade ediyorlar. Dinleyicilere hoş duygular ifade ediyorlar.” “Ama… ama geri zekâlının biri anlatıyor öyküyü.” Denetçi güldü. “Dostunuz Mr. Watson’a kabalık ediyorsunuz. Kendisi, en seçkin Duygu Mühendislerimizden biridir…” Helmholtz iç karartıcı bir tonla, “Haklı ama,” dedi. “Çünkü gerçekten ahmakça. Söylenecek bir şey yokken yazmak…”

Kıbrıs Deneyi

Yöneticiler, Kıbrıs adasının tüm sakinlerini boşaltıp özel olarak hazırlanmış, yirmi iki bin Alfa’dan oluşan bir grup yerleştirdiler. Tüm kültürel ve endüstriyel donanım kendilerine devredildi ve kendi işlerini kendileri idare etmek üzere bırakıldılar. Sonuç, tüm teorik öngörüleri tam olarak doğrular nitelikteydi. Toprak uygun şekilde işlenmemişti; bütün fabrikalarda grevler çıkmış, yasalar hiçe sayılmış, emirlere karşı konulmuştu. Düşük seviyeli işlerde görev verilen bütün insanlar, yüksek seviyeli işler için sürekli entrikalar çeviriyor, buna karşılık olarak da yüksek seviyede çalışan insanlar, ne pahasına olursa olsun konumlarını korumak için entrikalar çeviriyorlardı. Altı yıl geçtiğinde birinci sınıf bir iç savaşa girdiler. Yirmi iki bin insandan on dokuz bini öldüğünde, kurtulanlar hep birlikte dilekçe yazıp, Dünya Denetçileri’nden adanın yönetimini tekrar üstlenmelerini istediler. Denetçiler isteneni yaptılar. İşte bu da dünyanın görüp göreceği tek Alfa toplumunun sonu oldu.” Vahşi derin bir nefes aldı.

Sanayi devrimiyle birlikte köylerden kentlere geldik. Büyük ailelerin yerini çekirdek aileler aldı. Sanayileşme devam eden bir süreç ve bizi hangi noktaya getireceğinden emin değiliz. Çekirdek ailenin erimesi, artan ilaç (antidepresan) kullanımı ve Cesur Yeni Dünya kitabındaki ortamı anımsatan gelişmeler. Vahşi’nin dediği gibi : “Ey cesur yeni dünya!” Kitabı bu sayfadan satın alabilirsiniz.

1 Comment

  1. Merhabalar,

    Aldous Huxley’in “Cesur Yeni Dünya” adlı romanından en beğendiğim alıntı şuydu: “Başlamak için en uygun zamanı beklersen hiç başlamayabilirsin; şimdi başla, şu anda bulunduğun yerden, elindekilerle başla.” “Cesur Yeni Dünya” romanından beğendiğim alıntıları paylaştığım yazımı izniniz olursa okumak isterseniz linkini şuraya bırakmak istedim: http://www.ebrubektasoglu.com/yazi/aldous-huxley-cesur-yeni-dunya-romanindan-34-etkileyici-alinti/

    Güzel okumalar dilerim,
    edebiyatla ve sağlıkla kalın.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: