Açık Kültür, Sosyal Bilimler

Cogito Ergo Sum ve Descartesçı Kuşku

Descartes felsefesinin çekirdeği Cogito Ergo Sum (Düşünüyorum öyleyse varım.) cümlesidir. Duyularına güvenmez Descartes. Duyular yanılabilir. Duyular yanılıyorsa varlığından emin olacağı bir zemin üzerine felsefesini kurmak ister. Neden duyularına güvenemeyeceğini ve neden düşünmenin kendi varlığının “kanıtı” olduğunu şöyle açıklar Bertrand Russell’a göre.

Descartes, duyulardan kuşkulanarak girişir işe. “Burada, ateş karşısında giyinmiş olarak oturduğumdan kuşku edebilir miyim?” diye sorar kendi kendine. “Evet. Bazen gerçekte yatağımda çıplak bulunduğum halde, kendimin burada oturduğunu hayal ettiğim vakidir. (Pijamalar, hatta gecelikler bulunmamıştı henüz.) Dahası deliler bazen sanrı içindedir. Böylece benim de aynı durumda bulunmam olanaklıdır.”

Bu kitaplara Descartes, “Descartesçı kuşku” adı verilen yöntemi açıklamakla başlar. Felsefesine sağlam bir temel bulmak için kuşku edebileceği her şeyden kuşkulanır. Bu parça, Descartes bilgi kuramının çekirdeğidir ve onun felsefesindeki en önemli hususu kapsar.

Eğer duyularımı bulandıran kötü bir şeytan varsa

Aritmetik ve geometriden de kuşku edilebilir. Tanrı, ben bir karenin kenarlarını hesap ederken ya da ikiye üçe eklemeğe çalışırken hata etmeme yol açabilir. Belki hayalen bile Tanrı’ya böyle nezaketsizlik yüklemek doğru değildir. Fakat güçlü Tanrı’dan daha az kurnaz olmayan, aldatıcı ve bütün çalışmasını beni yanıltmakta kullanan bir kötü şeytan var olabilir. Eğer böyle bir şeytan varsa, gördüğüm bütün nesneler sadece o şeytanın benim inancımı ortadan kaldırmak için yarattığı tuzak biçimindeki sanrılar olabilir. Bununla birlikte kuşkulanmadan edemeyeceğim bir şey var: Eğer var olmamışsam, kurnaz da olsa hiç bir şeytanın beni aldatamayacağı. Hiç bir vücuda sahib olmayabilirim. O zaman şeytanın aldatması bir sanrı olabilir.

Kötü bir şeytan duyularımı bulandırabilir. Sanal gerçeklik gözlüklerinin yaptığı gibi belki. Olmayanı gördürebilir ya da var olanı değiştirebilir. Ama şu var ki; beni aldatan bir şeytan olması için önce, kandırılan bir “ben” gerekir. Şöyle devam ediyor metne Russell:

Fakat, düşünce farklıdır. Şeytanın gerçekten aldatması için onun düşüncesi yetmiyor. Hâlbuki vücudun var olması için düşünce zorunlu ve yeterli olur: “Her şeyin yanlış olduğunu düşünmek istediğim halde, düşünen benin, zorunlukla bir şey olmuş olması gerektiğini; ve ‘Düşünüyorum öyleyse varım’ ilkesinin doğruluğunun, kuşkucuların aşırı sayımlarıyla ortadan kalkmayacak ya da altüst edilemeyecek denli sağlam ve kesin olduğunu farkederek onu hiç çekinmeden, araştırdığım felsefenin ilk ilkesi olarak alabileceğim yargısına vardım.” (Bu ‘düşünüyorum öyleyse varım’ kanıtı Descartes’ın cogito’su olarak tanınır ve ona vardıran işleme ‘Descartesçı kuşku’ adı verilir.)

Cisimler duyularla değil tasavvurla anlaşılır.

Bununla birlikte ilk empirik kesinlikler olarak dış nesnelerden çok, düşüncelere dikkat etme kararı çok önemliydi ve sonraki felsefe üzerine derin etki yapmıştı.

Descartes daha sonra bizim cisimler hakkındaki bilgimiz sorununu özetler. Örnek olarak bir arı kovanından bir balmumu parçası alır. Belirli (şeyler) duyulara açıktır bu balmumu parçası için. Örneğin bal tadı verir o, çiçek kokar belli bir duyulur renge sahiptir, hacmi ve boyutları vardır. O serttir, soğuktur, yere atılırsa ses verir.

Eğer balmumunu ateşin yanına koyarsanız, nitelikleri değişir onun. Fakat, balmumu yine vardır. Dolayısıyle önceden, duyular için ortaya çıkmış olan, balmumunun kendisi değildir. Balmumunun kendisi, uzanım, ezilebilirlik ve eylemden biçimlenir (müteşekkildir).

Bunlar ergi yönünden (zihin tarafından) değil imgeyle (hayalle) anlaşılır. Balmumu olan şeyin kendisi duyulur değildir. Çünkü o, balmumunun bütün görünüşlerinde aynı derecede içerilmiştir. Balmumunun algılanması bir görü, bir dokunma, bir imge (hayal) değil usun bir arayışıdır.

Ben, caddede şapkaları ve ceketleri gördüğüm zaman insanları görmüş olmaktan daha çok görmüyorum balmumunu. “Ergimde bulunan yargı gücüyle, gözlerimle gördüğümü sandığım şeyi anlarım.” Duyular aracılığıyle sağlanan bilgi karmaşıktır ve hayvanlarla paylaşılır. Fakat şimdi, balmumunu o giysilerinden sıyırdım ve onu zihnimde çıplak olarak hayal ettim. Benim balmumunu duyusal olarak görüşümden, balmumunun değil, kendi varlığım çıkar kesin olarak. Dış nenlerin bilgisi ergi (zihin) aracılığıyle olmalıdır, duyular aracılığıyle değil.

Tanrı iyi olduğundan, Descartes’ça kuşkunun temeli olarak imgelenen (tasavvur edilen) aldatıcı bir şeytan gibi hareket etmeyecektir. İmdi Tanrı bana bedenlere inanmam konusunda öylesine güçlü bir eğilim vermiştir ki, eğer ortada hiç bir beden yoksa Tanrı aldatıcı olacaktır. Böylece bedenler vardır.

Descartesçı kuşkuculuk ve cogito ergo sum cümlesinin açıklaması Bertrand Russell’ın Batı Felsefesi Tarihi Modernçağ – Yeniçağ (2. cilt) kitabından alıntılanmıştır. Kitabı buradan satın alabilirsiniz. Cogito ergo sum ve Yöntem Üzerine Konuşma konularının da yer aldığı 8 dakikalık bir video var. Konuyu netleştirmek adına izlenebilir.

Cogito Ergo Sum ve Descartes Felsefesi

Bir Cevap Yazın

Theme by Anders Norén