Açık Kültür, Sosyal Bilimler

Doğa Durumu : Hobbes mu Haklı Rousseau mu?

Doğa durumu devlet öncesi dönemdeki insanların yaşayışlarıdır. Doğa durumunda yani devletler yokken insanlar nasıl yaşıyordu, toplumsal hayat ne durumdaydı? Thomas Hobbes‘un düşündüğü gibi; jerkesin herkesle mücadele ettiği bir anarşi ortamı mı söz konusuydu yoksa J.J Rousseau‘nun düşündüğü gibi barış içinde eşit ve özgürce yaşayan bir toplum mu söz konusuydu?

Doğa durumu ile ilgili bu varsayımlar başka kültürlerde veya başka isimlerle de anılabilir fakat tartışma nettir. Hobbes “İnsan insanın kurdudur.” der ve doğa durumunda herkesin savunma durumunda olacağından ve diğerlerinin korkusuyla yaşayacağından bahseder. Bir düzen olmayacaktır ona göre çünkü toplum bir anlamda gücü yeten yetene olacaktır. Güçlü zayıfı ezecek aynı zamanda güçlüler sürekli birbirleriyle mücadele halinde olacaktır. Bu yüzden bir Leviathan, bir devlet kurulmalıdır ve herkesi baskısı altına almalıdır. Böylece daha büyük bir otoritenin korkusu insanları birbirinden koruyacaktır.

Hobbes’un doğa durumu ile ilgili söylediklerinin zıttını ise J.J Rousseau söyler. Doğa durumunda insan özgür ve bağımsızdır. Mülkiyet kavramı olmadığı için ve kaynaklar bol olduğu için herkes eşittir. Mülkiyet olmadığı için zengin ve fakir de yoktur. Köleliği gereksindirecek ağır bir iş de yoktur. Birisi baskıya uğrarsa başka bir yere rahatça gidebilir. İnsanlar barış ve dayanışma içinde yaşarlar. Birisinin bir toprak parçasını çevirip burası benim demesiyle başlamıştır sorunlar.

Thomas Hobbes haklı gibi görünüyor.

J.J Rousseau’nun söyledikleri kulağa ne kadar hoş gelse de antropologların yaptığı çalışmalar Thomas Hobbes’un haklı olduğunu gösteriyor. Bir anarşi durumunda veya otorite boşluğunda çeteleşmeler ve mafya ortaya çıkıyor. İnsanlar hukukla sorunlarını çözemediğinde intikamı tercih ediyorlar. Tabii bunlar elbette karşı çıkılabilir argümanlar fakat insanın ve diğer primatların şiddete meyilli oldukları biliniyor. Homo Sapiensten öncesine dayanıyor şiddet ve saldırganlıkm meselesi.

İnsanlar arasındaki rekabetin kaynağı sonsuzdur ve çok basit meseleler bile işi çıkmaza götürebilir. Bir toplumdaki insanların çoğu barışçıl olsa bile sorunlu azınlık ya da psikopat ve sosyopatlar her şeyi alt üst edebilir. Şiddetin adını bile duymamış kabilelerle ilgili yapılan çalışmaların uydurma olduğuna değiniyor Steven Pinker Boş Sayfa kitabında.

Cesetler yerine toplumları saymak da gözümüzün önüne yine aynı kasvetli rakamları getirir. 1978 yılında antropolog Carol Ember, avcı-toplayıcı toplumların %90’ının savaştığının bilindiğini, %64’ünün de her iki yılda bir savaşa girdiğini hesapladı.

Boş sayfa / steven pinker

Arkeolojik kayıtlar, bulunan cesetler insanlığın şiddet dolu geçmişini ortaya çıkarıyor. Mağara resimleri ve yapılan aletler insanların birbirlerini öldürmek için araçlar yaptığını ortaya koyuyor. Yamyamlık yine bilinen bir durum. Yamyamlığın tek nedeni ölen kişiyi onurlandırmak falan da değil. İlkel kabilelerin de gerisinde şiddetin izlerine rastlıyoruz aslında.

Neandertaller ve modern insanların ortak atasının akrabası olan Homo antecessor türünün üyeleri de birbirlerini vuruyor ve kesiyorlardı. Bu durum, şiddet ve yamyamlığın en azından 800.000 yıl öncesine uzandığı izlenimini uyandırır.

BOŞ SAYFA / STEVEN PİNKER

Diğer insanlar bizim için ötekidir. Yakınlarımız için uyguladığımız davranışlar ile yabancılar için uyguladığımız davranışlar birbirinden farklıdır. Doğa durumunda herkesin birbirine dostmuş gibi davranacağını düşünmek doğru olmayacaktır.

J.J Rousseau da haksız değil gibi…

Bunun yanında J.J Rousseau yanılsa bile halk egemenliği kavramının ortaya çıkmasında etkili olmuş bir isimdir. Atatürk’ü de etkileyen düşünürler arasındadır. Antroplogların ortaya çıkardığı verilere göre insanların ilk yapılanma biçimi kabileler değil sülalelerdi. Sülaledeki lider bir zorba değil bir otoriteydi ve diğer bireyleri bir şeye zorlayamazdı. (Francis Fukuyama) Boylar düzeninden yeni ortak inançların bulunması yoluyla kabileler düzeyine geçildi. Boy düzeni kabile düzenine dönüşünce sorunlar başlamış gibi görünüyor.

Konuyla ilgili bir kitap ya da film önermek gerekirse sanıyorum Sineklerin Tanrısı yerinde bir öneri olacaktır. Bir grup çocuğun otorite ortadan kalktıktan sonraki yaşantıları anlatılır. Kitapta ele alınanlar çocuklardır ama yetişkinler aynı durumda olsalar ve orada bir çıkar çatışması olsa durum benzer noktaya gelecektir.

Bir Cevap Yazın