Açık Kültür, Sosyal Bilimler

Doğu Batı Tuzağı

Doğu’nun ve Batı’nın kendine özgü halleri olduğu ve aralarında keskin bir ayrım olduğu kabulü güçlü bir argümandır. Bu argüman ülkemiz özelinde de güçlüdür. Mazimiz Doğu ve Batı üzerine ayrımlar üzerine kuruludur. Sezai Karakoç’un Masal şiiri nasıl unutulabilir ya da mabed bekçisinin Doğu ve Batı üzerine o güçlü sözleri. Ya da Aliya’nın değerlendirmeleri.

Doğu ve Batı ayrımı bize ne kadar güzel anlatılmış olursa olsun sanıyorum bu konuda dinlenmesi gereken isimler bu ayrımı tüm ruhuyla hissetmiş ve hisseden düşünce insanlarımız değil Doğu ve Batı kavramlarına daha yakından bakmış ya da farklı bir açıdan bakmış düşünce insanlarımızdır. “Doğu” Batı tarafından üretilmiş bir tanımlama, sınıflamadır ve yapay bir ayrımdır. “Doğu” dediğimiz şey Batı tarafından kurulmuştur ve Doğu bu etiketi benimsemiştir. Esas olan evrensel ulaşmak olmalıdır.

“Doğu” kategorisini kabullenip Batı ile bir didişmeye girmek ve oyunun kurallarının Batı tarafından belirlenmesine izin vermek doğru hamle olmayabilir. Doğu etiketi kabul edildiğinde artık medeniyet mücadelesi Doğu ile ilgili düşüncelere karşı müdafaya dönüşür ve asıl hedeften uzaklaşma tehlikesi ortaya çıkabilir. Ayrıca Doğu etiketiyle birlikte “Bon pour l’orient” gibi anlayışlar gelir.

Bir kere tarihsel anlamda Batı ne zaman Batı olmuştur ve Batı Doğuyu demokrasi, insan hakları, farklılıklara saygı ve kadın hakları gibi değerlerin kendisine ait olduğuna nasıl ikna etmiştir? İnsanlık için bir ilerleme olan bu değerler elbette onu benimseyen tüm toplumlarındır. Bu değerler ilk Batıda ortaya çıkmış olsa bile Batının değerleri olarak görmemek gerekir. İnsanlığın ortak değerleri kimsenin patentli ürünü değildir. Bilim, sanat ve elbette bunların bir sonucu olan medeniyet için de aynı şey söz konusudur. Kültür ve medeniyetin ayrımı yapılmalıdır.

Yerelden evrensele

Batının kültürünün medeniyet olarak algılanması medeniyetin ne olduğu ile ilgili tartışmayı gölgelememelidir ve asla aşağılık kompleksine kapılmadan iyi ve evrensel olana yönelinmelidir. Bunun bir Batı taklitçiliği olarak görülmesi doğru olmayacaktır çünkü bazı Batılı ülkelerin insanlığın ortak mirasına sahip çıkmaları benzer bir durumdur. Komşu bahçeye çiçek ektiği için biz ekmeyecek miyiz? Çiçeğin Batının olduğunu onaylamaktan başka hangi anlama gelir bu…

Rusya mutfağına patates, İtalyan mutfağına domates ve makarna ne zaman girmiştir? Aslında yerel ve geleneksel sandığımız şeyler o kadar yenidir ki duyduğumuzda şaşırırız. Bu durum medeniyet için de geçerlidir. Napolyon ya da Hitler ne kadar eskidir ya da Orta Çağ’a döndüğümüzde demokrasiyi nerede arayacağız? Batılı bazı ülkelerin gelişme ve modernleşmeyi kendi malları gibi sunup kendilerini Batı karşı tarafı da Doğu olarak değerlendirmesi bir çerçeveyi belirleme işidir.

Fatih Altaylı Ayasofya’ya imam olacak görevlendirilecek kişilerden beklenenleri paylaşmıştı bir yazısında. Bundan daha evrensel ölçütler var mıdır acaba? Batı derken kastettiğimiz aslında evrenseldir. Akıl yetkinleştikçe sesine daha fazla insan kulak verir. Akıl sadece yerele değil tüm insanlığa seslenebilir. Evrensele ulaşmak izlenecek yol olmalıdır. Batı bunu yaptığı için Batıdır ve akıl herhangi bir toplumun olamaz.

Türk modernleşmesi

Osmanlı geri kaldığını savaşlarda kaybetmeye başlayınca inkar edememişti ve askeri alanda, Fransa kaynaklı bir modernleşme sürecine girmişti. Geometri bilen mühendisliğe dayalı deniz ve kara teknik okulları kurulmuştu. Bu süreç daha sonra Atatürk ve arkadaşları tarafından devam ettirilecekti. Bu insanlar gerçekçi insanlardı ve yapılması gerekeni görüyorlardı. Sonunda da bu Batılı devletlerle daha sonra 1. Dünya Savaşı’nda karşı karşıya gelinecekti.

Bazı ülkelerin insanlığın ortak aklı sonucu ortaya çıkmış değerlerini kendisininmiş gibi görmesi sorun değildir fakat bu değerleri başkasının değerleri olarak görüp bunlardan uzak durmak sorundur. Devletler güçlü olmalıdır ve aklın yolunu izleyerek güçlü olabilirler. Kızıl Ordu Berlin’e tanklarını soktuğunda bugün Batının olduğu sanılan değerler hiç de Almanların yanında durmamıştı. Aklın ışığında yürüyen toplumlar diğer toplumların önüne geçmeyi başarıyorsa yapılması gereken akıllıca olanı yapmaktır.

“Doğu” olduğumuz kabulü ve düşman Batı anlayışını kabullenmek akıllıca bir yaklaşım olmayabilir. Bu pencerelerden sadece biridir ve muhtemelen kör cepheye bakan penceredir. Hedef akla yani evrensele ulaşmak ve bunun da üstüne çıkmak olmalıdır. Akıl da bilim de medeniyet de kimsenin malı değildir. Bunu idrak edip anlamsız ayrımlara enerjimizi harcamamak gerek. Kendimizi ispat çabasıyla “Bende daha iyisi var zaten seninkine mi kaldım.” anlayışı sorgulanmalıdır. Üstelik diğer tarafın umurunda bile değilken.

Yıllardır Türkiye ile devenin ne ilgisi olduğunu anlamaya çalışıyoruz ya. Bana kalırsa “Doğu” da biraz böyle bir şeydir. Bu konularda ayrıntılı bilgi ve tutarlı değerlendirmeler için F. Besim Dellaloğlu Hoca’nın Poetik ve Politik kitabı okunabilir.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: