Sosyal Bilimler

Düşman İnşa Etmek ve Hayali Düşmanlar

Türümüzün bazı evrimsel zaaflarının olduğunu uzun süredir biliyoruz. İnsanın çok da rasyonel olmadığı, temel dürtüleri karşısında mantığının ikinci planda kaldığıyla ilgili çok deney var. Teknoloji uzmanları, bizi daha fazla ekran başında tutmak için diğer insanların ne yaptığını bilme isteğimizi nasıl para kazanma yöntemine dönüştürdükleri anlatıyorlar. Dikkat ekonomisi sürü halinde evrimleşmiş olmamızdan kaynaklanan zaaflara yönelmiş durumda mesela.

Türümüzün benzer ilkeye dayanan zaaflarından birisi de ortak tehdit karşısında bir araya gelmemizi sağlayan mekanizmadan doğuyor gibi. Köye saldıran aç kurtlar karşısında ilk yapılması gereken iş kurtları def etmek olmalıdır doğal olarak. Düşman geldiğinde kendi içimizdeki meseleleri erteleyip düşmana yoğunlaşmak birbirimize bakışımızı da değiştirir. Birbirimize ihtiyacımız olduğunda, ortak çıkarlar olduğunda bir araya gelmemiz elbette daha kolaydır. Barış durumunda ise gevşeriz. Ötekine duyulan kadim düşmanlık birbirimize yönelmeye başlayabilir.

Ötekiye duyulan öfke ve toplum aldatmacası

S. Zizek İncil’deki, “Düşmanlarınızı da komşunuz gibi sevin.” öğüdünün düşman ve komşunun aslında aynı kişi olmasıyla ilgili olduğunu söylüyordu. Hobbes haklıydı. İnsan insanın kurdudur ve etrafımızdaki herkes bir anlamda bir tehdittir. Öteki, benim yaşayamadığım hazzı ve rahatlığı benden çalarak yaşayan kişidir. Ben yaşayamadığıma göre birileri onu yaşıyor olmalıdır. Ötekiye yönelik tutumum düşmanca olsa da “ben” dışına çıkıldıkça ötekileşme artar. Bir Arap atasözünün dediği gibi: “Ben kardeşime karşıyım, Kardeşimle ben kuzenime karşıyız, kuzenimle ben yabancılara karşıyız.”

Ötekiye ve topluma karşı tereddüt duymak bir anlamda gereklidir. Eğer hepimiz hiyerarşideki yerimizi bulmaya çalışıyorsak aramızda bazı anlaşmazlıklar çıkması normaldir. Benim istek ve ihtiyaç ve arzularım ister istemez başkalarının istek ve arzularıyla çatışacaktır. Bunu çözmenin akılcı yolları vardır fakat bu yazıda konu elbette bu değil.

Ortak düşman bizi yakınlaştırır.

Toplum iç çatışmalarla kendini yok etme eğilimine girdiğinde ya da egemenlerin çıkarları tehlikeye girdiğinde iktidarlar bazen bir düşmana ihtiyaç duyabilirler. Düşman korkusu arttıkça, tehlike somutlaştıkça halk arasındaki yakınlaşma artabilir. Toplum için zararlı olan egemenler için yararlı olabilir hatta. Bir yoruma göre Çarlık Rusya’sının 1. Dünya Savaşı’na girmek için ciddi bir sebebi yoktu. Çar içerdeki meselelerden kurtulmak için Rusya’yı savaşa sürüklemişti.

Düşman inşa etmenin toplumu yakınlaştırabileceğini ve onu iç sorunlardan kurtarabileceği savını doğru kabul etsek bile ortaya şu sorun çıkar: Ya inşa ettiğimiz düşman bizi gerçek anlamda boğarsa? O kadar çok değişken vardır ki işler planlandığı gibi gitmeyebilir ve çok daha beter olabilir. Öyleyse düşman yaratma işi akılcı olmalıdır. Çok güçlü bir devletsem bana zararı olmayacak bir devleti karşıma alabilirim. Böyle bir düşman inşaası başa dert açmayabilir. Örneğin ABD’nin Irak’a müdahalesi gibi. ABD’ye bir terör örgütünü karşısına almak da bir şey kaybettirmez.

Peki düşman inşa etmek maliyetliyse?

Çok güçlü bir devlet değilsem ve insanları bir arada tutmak, içerideki sorunların tartışılmasını istemiyorsam ne yapmalıyım? İnşa ettiğim düşman bana gerçek anlamda zarar verebiliyorsa hayali bir düşman yaratmak bir çözüm olabilir. Elbette hayali düşman gerçeği gibi olmayacaktır. Çünkü insanlar tehlike somutlaştıkça bir araya gelirler fakat hayali bir düşman iktidarlara bazı faydalar sağlayabilir. Elbette iktidarlar kendi aralarında birbirlerine yüklenerek kendi taraflarına hoş görünmek isteyebilirler fakat bu korku mekanizmasını çoğu zaman tetiklemeyeceği için danışıklı dövüş hayali düşmanlar kadar etkili değildir.

Hayali düşmanın özellikleri

Hayali düşmanda hangi özellikler olmalıdır? Hayali düşmanı açık açık karşıma alamayacağıma göre bu düşman “sinsi” olmalıdır. Ne kadar yüklenirsem yükleneyim sesini çıkarmamalıdır. İşlerini hep perde arkasından, iz bırakmadan ve kendilerini belli etmeden halletmelidirler. Çünkü meydanlarda kendilerine yüklenildiğinde karşılık vermemeleri gerekir. Bir ülkenin adı da verilemez çünkü kürsülerde ad verilse güçlü bir ülke izahat ister, bir stk ise açıklama yayınlar.

Hayali düşmanın ikinci özelliği ise sayılarının az nüfuzlarının çok fazla olması gerektiğidir. Düşman sayıca azdır fakat herkesi bize düşman edecek kadar nüfuzludurlar. Az oldukları için zengindirler de, bizim hakkımız olan parayı ve hazzı çalıyorlardır. Bu paranın ve hazzın halka gitmesini sağlamaya çalıştığı için iktidara düşmandırlar. Nazi Almanyasının Yahudi düşmanlığı bunun benzer bir formudur. Büyük Alman halkının haklarını bir avuç Yahudi yemektedir, bunlar toplumun en üst kademesinde keyif çatarken Almanlar köle konumuna düşmüştür. Elbette bu oluşturulan algıdır. Hayali düşman da paraya ve imkanlara sonuna kadar sahiptir yoksa zaten düşman olamaz.

Hayali düşmanın üçüncü özelliği ise ciddi bir düşman olması gerekliliğidir. Bunlar yüzlerce yıllık kadim düşmanlar olmalıdır. Hesaplaşmalar geçmişe dayanmalıdır ve geçmişteki kötü gidişatların sorumlusu bunlardır. İsimleri söylenmez, çeşitli özellikleri vurgulanır. Sıvacılar, boyacılar lobisi gibi bir ismi olmamalıdır.

Düşman inşa etmek bazen sorunları çözebilir gibi görünüyor. Tarihten beri uygulanan bir yöntem. Belli aralıklarla halkın gazının alınması gerektiğiyle ilgili düşünceler var. Düşman yaratmak ve onu yenmek bazen ekonomik olarak da karlı olabilir. Hayali düşman da ülkeyi yönetenlere kolaylık sağlayabilir. Belki bu yanlış bir hamle değildir. Belki de taktik olarak doğru ama stratejik olarak yanlış bir hamledir ve olumsuz etkileri sonradan ortaya çıkıyordur.

Bir Cevap Yazın