Efendi Köle Diyalektiği ve “Meruem” Karakteri

Hegel’in efendi köle diyalektiği nedir? Hegel’e göre, özbilincin doğuşu kaçınılmaz olarak özbilinçler arası ilişkiden geçecek ve bu ilişkinin ilk biçimi, kaçınılmaz olarak, “kendini kabul ettirme uğruna savaş” olacaktır. Hegel’in ünlü Efendi-Köle diyalektiği, işte bu savaşın ve sonuçlarının diyalektiğidir.

Efendi köle diyalektiği ile ilgili olarak buradaki alıntılar Tülin Bumin’in Hegel – Bilinç Problemi, Köle-Efendi Diyalektiği, Praksis Felsefesi adlı kitabından alıntılanmıştır. Kitabı buradan inceleyebilirsiniz. Konu hakkında internette yazılmış makaleler var. Efendi köle diyalektiği hakkındaki İngilizce Wikipedia sayfası da doyurucu bilgiler içermekte.

Descartes varlığını kanıtlamak için “Düşünüyorum öyleyse varım” derken “beni” ihmal ederek dikkatini düşünce üzerine yoğunlaştırmıştı. Oysa Hegel’e göre insan yalnızca bilinç değil, aynı zamanda özbilinçtir. O kendi bilincinde olan tek varlıktır. Özbilincin doğuşunu anlamak, insanın niçin ve nasıl “Ben…” demeye başladığını anlamayı gerektirir.

Hegel’e göre, insan tekinin hakikat olarak kabul ettiği bir şeyin (kendisinin bir özbilinç, bir insan olduğunun) öznel bir kanı olmaktan çıkıp, tam anlamıyla bir hakikat olması için, diğer özbilinçler tarafından bilinmesi, kabul edilmesi gerekir.

Hegel’in bu süreç konusundaki düşünceleri şu şekilde özetlenebilir:

1.Bir özbilincin var olabilmesi, yani insanın kendi hakkında, bir insan olduğuna dair öznel hakikatini nesnel hakikat haline getirebilmesi için en az iki öznenin bir savaşta, sırf saygınlık için, kendi hayatlarını tehlikeye atmaları gerekir.

2. Bu savaşta, başlangıçtaki iki benzer tutuma, yani her iki öznenin de saygınlık uğruna savaşa girme kararına karşın, bu iki taraftan biri tutumunu değiştirmeli, kendi hayatını kaybetme tehlikesini göze alamayarak diğerinin değerini yani onun bir özbilinç, bir insan olduğunu kabul etmeli ve böylece, başlangıçtaki amacını terk etmelidir.

İşte bu ilk savaştan sonra ortaya bir efendi bir de köle çıkacaktır. Efendi köle diyalektiği ile ilgili Wikipedia’de ki şu bilginin farkında olarak konuya devam edelim :

Hegel’in kullandığı soyut dil hiç kimsenin bu miti hiçbir zaman yalın bir şekilde ifade etmesine izin vermez. Bu bir çocuğun ya da yetişkinin gelişimi sırasında yaşadığı özbilinçlilik, insanlık tarihinin başlagıcından itibaren oluşan özbilinçlilik ya da bir ulus ya da toplumun özgürlüğü fark etmesi olarak okunabilir.

Kısaca köle, savaşta kendi doğasını aşamadığı için, efendinin ve doğanın kölesi olarak çalışacaktır. Efendi kabul edilen olacaktır ve köle kabul eden olacaktır.

Ama, “kabul edilme” kavramı üzerinde daha dikkatle durursak, aslında, insanlar arası ilk ilişkinin (Köle-Efendi ilişkisinin) bu kavramı tam olarak gerçekleştiremediği ortaya çıkacaktır. Çünkü, kabul edilme, zorunlu olarak karşılıklı olmalıdır. Oysa bu ilişkide, kabul edilme tek yönlüdür ve dolayısıyla, eksiktir. Efendi bir özbilinç olduğunu bilmekte ve köle dolayımıyla bu kanıyı bir hakikate dönüştürmüş bulunmaktadır. Ama ona göre köle bir özbilinç değil bir nesnedir.

Efendinin, uğruna hayatını tehlikeye attığı bir özbilinç olarak varoluşu, özbilinç olmayan bir şey, bir nesne tarafından kabul edilmiştir. Onun gerçekten kabul edilmiş olması için, kendisi de özbilinç olan bir varlık tarafından, öyle olduğunu düşündüğü ve kabul ettiği biri tarafından kabul edilmesi gerekirdi. Oysa bu, efendi için mümkün değildir. Kölenin kendini kabul ettirmesi efendi olması demek olacağına göre, efendinin onu kabul etmesi kendisinin gerçekleştirdiği efendilik kavramıyla çelişecektir. Bu nedenle, kendini kabul ettirme biçimi olarak efendiliği seçen, ama böylece, başlangıçta (savaşa girerken) amaçladığı noktaya yani “bir insan tarafından kabul edilmiş bir insan olma” noktasına ulaşamayan efendinin gerçek doyuma ulaşması imkânsızdır. Efendinin tragedyası, onun içinde bulunduğu açmaz, o halde, ortadadır.

Özbilinci Kuran İki Kavram : Korku ve Çalışma

Köleyi, doğanın veri olan yönünü ele alıp ona biçim vererek dönüştürecek bir etkinliğe, yani efendinin hizmetinde çalışmaya iten yine korkudur. Korku insanın doğuştan getirdiği eğilimlerini, anlık isteklerini bastırmasına, ertelemesine yol açarak gerçek anlamda “çalışma” denen etkinliği başlatabilmesini sağlamıştır.

Buna karşılık, kölenin efendinin hizmetinde yürüteceği çalışma, onun özbilinç olma yolundaki ilerleyişine çok başka katkılarda bulunacaktır. Çünkü çalışma nesnel dünyaya bir öznellik görünümü kazandırır. Biyolojik dünya, mesela, işlenmemiş bir toprak parçasıysa, çalışma onu bir tarla haline dönüştürerek ona insansı bir görünüş kazandırır. Bu görünüş, bu imge, köle için bir tür efendilik imgesidir. Böylece köle, kendi çalışmasıyla ortaya çıkan üründe, kendi olumsuzlama/dönüştürme gücünü yani daha önce hep efendiye yüklediği bir özbilinç olma, bir insan olma belirtilerini bulur.

Oysa, görmüş olduğumuz gibi efendinin, kölenin çalışması sayesinde, isteklerinin karşılanması biçiminde elde ettiği doyum, kalıcı bir doyum olmadığı gibi, nesnel ve kabul edilebilir bir doyum da değildi. Oysa kölenin tarla üzerindeki efendiliği tarlanın kendisi kadar nesneldir.

Onun özgürlük düşüncesini gerçekleştirmesi için, doğayı kendi düşüncesine göre dönüştürmesi, yani teknik praksis yeterli değildir; onun, ayrıca, diğer insanla yani efendiyle olan ilişkisini dönüştürmesi/olumsuzlaması yani kendi köleliğini olumsuzlaması gerekir.

Sonuç olarak, efendi kendi özbilincini fark etmek için başka özbilinçlere ihtiyaç duyduğu için köle ise özgürlük düşüncesini gerçekleştirmek için köleleliği olumsuzlar. İki tarafın da kendi özbilincini anlaması için bir sentez gerekecektir. Hegel der ki : “Özbilinç ancak bir başka özbilinç için, kendinde ve kendi için var olduğu zaman ve bu nedenle kendinde ve kendi için vardır; yani o ancak kabul edilmiş varlık olarak var olabilir.”

Hegel’in Efendi Köle Diyalektiği Stoacılık ve Stoacılığın Çelişkilerini Ortadan Kaldıran Hristiyanlığa Bir Açıklama Getirir.

Köle-Efendi diyalektiği yalnızca bireysel ilişkilere ait olmak gibi bir özellik taşımayıp, Roma ile Barbarların, ortaçağda asillerle diğerlerinin, Yahudilikte Tanrı ile insanların ilişkilerini kavramak açısından, bize önemli ipuçları sağlamaktadır.

Hristiyanın varoluşu çelişiktir. Ama bu çelişki bu dünya ile öte dünya arasındaki çelişki biçiminde dile getirilecektir. Hıristiyan bu dünyada fakir, güçsüz ama öte dünyada, Tanrı karşısında efendiyle aynı konumdadır. Öte dünyada gerçekleşecek olan bu eşitliğin nedeni, onun orada efendi olması da değildir. Çünkü, öte dünyadaki tek efendi (yani düşsel efendi yani Tanrı) karşısında o hâlâ köledir. Ama, orada artık, insanlar arasında köle-efendi ayrımı kalkmıştır. Herkes buradaki konumu ne olursa olsun, düşsel efendinin kuludur. Bu, Kojève’e göre, kölenin gerçek efendiyi düşsel efendi aracılığıyla yok etmesi (ya da yok ettiği yanılsaması) olarak yorumlanabilir.

Mutsuz bilinç, ya da “sofu öznellik” aslında, Hegel’e göre, bilincin kendi içindeki bölünmüşlüğünü dile getirir: Efendinin kendini kabul etmesini sağlayamayan köle, kendini bu dünyadan yalıtmakta, Tanrının kölesi haline gelmektedir: “Şimdi o kendisinin ve efendisinin aynı şekilde Tanrının kölesi olması bakımından efendiye eşittir. Ama o gerçekten özgür değildir: O kölelikte eşittir, karşılıklı olarak birbirini kabul etmemekte eşittir…”

Oysa eğer insanın, dolayısıyla tarihin amacı karşılıklı kabul ediş ise, insan ancak tikel ve tümelin sentezi sayesinde, böyle bir sentezi gerçekleştirecek toplum ve devlette mutlu olacak ve doyum bulacaktır. Bu aynı zamanda tikelliği temsil eden bireyle tümelliği temsil eden devletin uzlaşması anlamına gelecektir. Tikelle tümelin sentezi, aslında, kölelik ve efendiliğin olumsuzlanması, aşılması demektir.

İnsanın birey olarak değerinin, bütün tarafından, yani tümelliğin cisimleştiği alan olan devlet tarafından tanınması, kabul edilmesi ve aynı şekilde, devletin temsil ettiği tümelliğin her bir birey tarafından tanınması, kabul edilmesi gerçekleşmedikçe, yani kölelik ve efendilik ortadan kalkmadıkça, evrensel uzlaşım da, insanın bireysel doyumu da tam olarak gerçekleşemeyecektir.

Efendi Köle Diyalektiği süreci kültürü oluşturmaktadır. Çünkü zaman yoktur,varsa da bizim anladığımızdan farklıdır, kozmik olarak vardır. Biz zamanı değil tarihi anlayabiliriz.

Son amacı evrensel uzlaşım olan ve Köle-Efendi diyalektiğiyle başlayan tarih, acılarla, çelişkilerle, umutsuzluklarla ilerleyen yolun sonunda, herkesin diğerini bir ben olarak kabul edeceği bir sitede, bir dünya devletinde son bulacaktır. Özbilinçlerin diyaloğu ile gelişen bu süreç sonundadır ki “bir biz olan bir ben, ve bir ben olan bir biz” yani tin (ya da, öyle demeyi yeğlersek, kültür) doğacaktır. Frankfurt Okulu da bu kültür meselesinden etkilenmiştir.

Kitapta Kojeve ve diğer filozoflara ait görüşler yer alıyordu. Yaptığım alıntıların tümü Hegel’den değildir. Konu hakkında ayrıntılı bilgi ve diğer önemli kavramlar için kitabı okumanızı tavsiye ederim. Buraya kadar okuduysanız devamında özel bir örnekle devam etmek istiyorum. Hunter X Hunter isimli animedeki Meruem karakteri Efendi-köle diyalektiğinin özgün bir örneği olabilir. Kavramın somutlaşmasını sağlar. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bu İngilizce yazıya bakabilirsiniz. Harika bir yazı, harika bir dikkat. Ben yazıyı buraya özetleyeceğim.

Hunter X Hunter‘ı izlemenizi öneririm. Hem konuyla ilgili hem de gerçekten sürükleyici bir yapımdır. Efendi köle diyalektiği ile ilgili bir örnek olarak incelenebilir ilgili bölümler.

Meruem: Bir Hegelci Mit (Hunter X Hunter Animesinden)

Hunter X Hunter animesinin son sezonu Kimera karıncalarıyla ilgilidir. Bu karıncalar kısa sürede insanlarla aynı seviyeye gelirler ve güç olarak daha üstün olurlar. Kimera karıncaları krallarının doğmalarını bekler o kral “Meruem” dir. Meruem’in Efendi köle diyalektiği ile ilgisini anlamak için şu noktalara dikkat etmek gerekir. (Anime önerileri için bu yazıya bakabilirsiniz.)

Meruem doğduğunda en güçlüdür. Doğduktan sonra ilk zamanlarda konuşmaz. Sadece kendi arzularını ve güç istencini gidermek ister. Çünkü arzular öznel dil ise evrenseldir. Özbilince giden adım diğerleriyle iletişim kurmaktır. Meruem kimseye değer vermemektedir. Çünkü sosyal Darwinizm düşüncesine sahiptir. Güçlü olan hayatta kalır. En önemli şey güçtür. Eğer biri ölürse üzülmez. Güçsüz olduğu için ölmüştür ve güçsüz olduğu için zaten ölmesi gerekir. Altınları ve yiyecekleri güç dengesine göre paylaştırır. Bu düşünce biçiminin olgunlaşmadığını gösterir. Hegel’e göre bu özbilince ulaşmak isteyen benin ilk evredeki durumudur. Bu arzu başka bir varlığı elde etme ve yok etme üzerine kuruludur.

Özbilincin anlaşılması için ise etkileşime girmek gerekir. Meruem satranç (aslında go) ustası Komugi ile etkileşime girdiğinde ondaki değişimi gözlemlemeye başlarız. Hiçbir oyunda yenemez Komugi’yi. Komugi bedensel güç olarak belki de en zayıf insandır ve kördür. Meruem ona eğer yenilirse hayatını kaybedeceğini söylediğinde tereddüt etmeden bahsi kabul eder. Meruem ise kendine güvenen diğer zayıf varlıkların ihtişamını ve karmaşıklığını fark etmeye başlar. Meruem Komugi’nin onu kendisine layık bir düşman olarak görmesini istiyor ve Kamugi ona, yanlışlıkla onu bir kişi olarak görmediğini söylediğinde öfkeleniyor.

Tıpkı bir devletin varlığının söz konusu olması için diğer devletlerce tanınması gerektiği gibi özbilinç başka özbilinçler tarafından kabul edilmezse varlığını kanıtlayamaz. Zaten bir devlet vardır fakat “kabullenilme” onu eksiksiz hale getirir. Bu aşama, Efendi köle diyalektiğ için, özbilincin başka özbilinçler tarafından onaylandığında varlığını kabul ettirdiği aşama.

Komugi’nin hayatına karşılık Meruem’in kolu bahis konudur. Bu diğer bilinç ile etkileşim ikisinden birinin yok olması anlamına gelebilir. Fakat bu anlamsız olur. Çünkü taraflardan birisi yok olursa onun varlığını onaylayacak bir öteki kalmaz. Bu yüzden bir uzlaşı gerekir. Kimera karıncalarının kralı Meruem’in sentezi o zaman başlar. Animenin baş karaketerlerinden birine, kimera karıncalarının ve insanların birlikte yaşayabileceği bir dünya kurma hayalinden bahseder. Bu düşüncenin oluşumunda Komugi gibi zayıf bir karakterin ne kadar önemli olduğunu düşünürsek animedeki bu felsefi detayı yakalayabiliriz.

Admin hakkında 325 makale
Öğretmen, sosyal bilimler meraklısı, sadeleştirme uzmanı.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın