Sosyal Bilimler

Efendi Köle Diyalektiği ve “Meruem” Karakteri

Hegel’in efendi köle diyalektiği nedir? Hegel’e göre, özbilincin doğuşu kaçınılmaz olarak özbilinçler arası ilişkiden geçecek ve bu ilişkinin ilk biçimi, kaçınılmaz olarak, “kendini kabul ettirme uğruna savaş” olacaktır. Hegel’in ünlü Efendi-Köle diyalektiği, işte bu savaşın ve sonuçlarının diyalektiğidir.

Konu hakkında internette yazılmış makaleler var. Efendi köle diyalektiği hakkındaki İngilizce Wikipedia sayfası da doyurucu bilgiler içermekte.

Descartes varlığını kanıtlamak için “Düşünüyorum öyleyse varım” derken “beni” ihmal ederek dikkatini düşünce üzerine yoğunlaştırmıştı. Oysa Hegel’e göre insan yalnızca bilinç değil, aynı zamanda özbilinçtir. O kendi bilincinde olan tek varlıktır. Özbilincin doğuşunu anlamak, insanın niçin ve nasıl “Ben…” demeye başladığını anlamayı gerektirir.

Hegel’e göre, insan tekinin hakikat olarak kabul ettiği bir şeyin (kendisinin bir özbilinç, bir insan olduğunun) öznel bir kanı olmaktan çıkıp, tam anlamıyla bir hakikat olması için, diğer özbilinçler tarafından bilinmesi, kabul edilmesi gerekir. Yani insan kendini diğer insanların bilincinde anlamlandırır. Kişinin kim ve ne olduğu etkileşimde olduğu özbilinçlerden bağımsız olamaz.

İnsanlar diğer insanlar tarafından kabul edilmek ve anlaşılmak ve onların üstüne çıkmak uğruna bir savaş gireceklerdir. Bu savaş efendiyi ve köleyi ortaya çıkaracaktır fakat bu ayrım oluştuğunda savaş sona ermeyecek, yeni savaşları tetikleyecektir. Efendi ve köle arasındaki bu diyalektik süreç tarihin akışını belirleyecektir ve ancak özbilinçlerin birbirini anlamasıyla son bulacaktır.

İşte bu ilk savaştan sonra ortaya bir efendi bir de köle çıkacaktır. Efendi köle diyalektiği ile ilgili elde net bir örnek yoktur. Efendi köle diyalektiğini Marx sınıf savaşı olarak okumuştur. İşçi sınıfı ve sermaye sahipleri arasındaki kavga olarak. Günümüzde göreceli olarak fakir bir toplumdan çıkmış bir bireyin diğerleriyle etkileşimi ve mücadelesi de efendi köle diyalektiği kapsamında değerlendirilebilir.

Kısaca köle, savaşta kendi doğasını aşamadığı için, efendinin ve doğanın kölesi olarak çalışacaktır. Efendi kabul edilen olacaktır ve köle kabul eden olacaktır. Kabul eden ve kabul edilen taraf bir noktadan sonra bu durumdan memnun olmayacaktır. Çelişki şudur ki: Efendinin büyüklüğünü kabul eden köleler bir zaman sonra bu durumdan rahatsız olacak, baht kendilerinden yana olduğunda ya da yeterince üstlerine gidildiğinde efendilerle yeni bir savaşa girmeye istekli olacaklardır. Hem yaşamından olma tehlikesi hem de onur kazanma isteği kölenin çelişkisidir.

Efendinin çelişkisi ise daha tuhaftır. Hem kölenin isyanı tehlikesi vardır hem de köleyi değersiz görmek kendi içinde çelişkilidir. Efendiler hayatları uğruna bir onur savaşına girerler fakat köleler onursuz ise zaten onursuz olan köleden üstün olmak ne anlama gelmektedir? Bu efendinin de onursuzluğunun bir göstergesi olamaz mı? Kabullenilme uğruna yapılan savaş, eğer kabullenecek kişiler değersiz ise amacına ulaşmış mıdır? Bu yüzden efendi zaman içinde kölenin değerini teslim etmek durumunda kalacaktır. Bu da efendinin çelişkisidir.

Özbilinci Kuran İki Kavram : Korku ve Çalışma

Köleyi, doğanın veri olan yönünü ele alıp ona biçim vererek dönüştürecek bir etkinliğe, yani efendinin hizmetinde çalışmaya iten yine korkudur. Korku insanın doğuştan getirdiği eğilimlerini, anlık isteklerini bastırmasına, ertelemesine yol açarak gerçek anlamda “çalışma” denen etkinliği başlatabilmesini sağlamıştır.

Köle çalışırken gücünün farkına varacaktır. O gücü ile dünyayı değiştirecektir. Bir tarlayı ya da eşyayı meydana getirecektir. Bu işe yararlılık efendiye özgü bir hissin ve özgüvenin kaynağıdır. Kişi çalışarak ve üreterek kendini ortaya koyar. Kendini ortaya koymak aslında efendilere özgü bir tavırdır. Bu tavır köleyi efendi olmaya yaklaştırırken, çalışmayan ve üretmeyen, doğa üzerindeki hakimiyetini gösteremeyen efendiyi ise edilgen kılarak köleleştirmektedir.

Sonuç olarak, efendi kendi özbilincini fark etmek için başka özbilinçlere ihtiyaç duyduğu için köle ise özgürlük düşüncesini gerçekleştirmek için köleleliği olumsuzlar. İki tarafın da kendi özbilincini anlaması için bir sentez gerekecektir. Hegel der ki : “Özbilinç ancak bir başka özbilinç için, kendinde ve kendi için var olduğu zaman ve bu nedenle kendinde ve kendi için vardır; yani o ancak kabul edilmiş varlık olarak var olabilir.”

Hegel’in Efendi Köle Diyalektiği Stoacılık ve Stoacılığın Çelişkilerini Ortadan Kaldıran Hristiyanlığa Bir Açıklama Getirir.

Köle-Efendi diyalektiği yalnızca bireysel ilişkilere ait olmak gibi bir özellik taşımayıp, Roma ile Barbarların, ortaçağda asillerle diğerlerinin, Yahudilikte Tanrı ile insanların ilişkilerini kavramak açısından, bize önemli ipuçları sağlamaktadır.

Hristiyanlar cennete yani efendinin olmadığı bir ütopyaya inanırlar. Tanrı en büyük efendidir ve onun nazarında efendiler de köledirler. Asıl efendinin yerine düşsel bir efendi konularak Hristiyanlık bir savunma mekanizması üretmiştir denilebilir. Efendiye kendini kabul ettiremedikçe düşsel efendiye sığınabilecektir. Elbette Hegel ve Marx’a göre doyuma ulaşmış bir toplumda efendi ve köle ayrımı olmamalıdır ve efendi ile köle arasındaki çelişki çözüldüğünde nihai toplum ortaya çıkacaktır. Aksi halde tarih efendi ve kölenin çatışma sürecinden başka bir şey olmadığından bu çatışma hep devam edecektir. Yine de tarihin sonu hakkında Hegel ve Marx farklı düşünür.

Efendi Köle Diyalektiği süreci kültürü oluşturmaktadır. Çünkü zaman yoktur, varsa da bizim anladığımızdan farklıdır, kozmik olarak vardır. Biz zamanı değil tarihi anlayabiliriz.

Efendi ve köle arasındaki çelişkiden doğan çatışma özbilinçlerin uzlaşması ile son bulacaktır ve ortaya bir evrensel sınıf çıkacaktır. Buna ulaşmanın yolu ise kültürü takip etmektir çünkü kültür tinin kendini gösterme biçimidir.

Buraya kadar okuduysanız devamında özel bir örnekle devam etmek istiyorum. Hunter X Hunter isimli animedeki Meruem karakteri Efendi-köle diyalektiğinin özgün bir örneği olabilir. Kavramın somutlaşmasını sağlar. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bu İngilizce yazıya bakabilirsiniz. Harika bir yazı, harika bir dikkat. Ben yazıyı buraya özetleyeceğim.

Hunter X Hunter‘ı izlemenizi öneririm. Hem konuyla ilgili hem de gerçekten sürükleyici bir yapımdır. Efendi köle diyalektiği ile ilgili bir örnek olarak incelenebilir ilgili bölümler.

Meruem: Bir Hegelci Mit (Hunter X Hunter Animesinden)

Hunter X Hunter animesinin son sezonu Kimera karıncalarıyla ilgilidir. Bu karıncalar kısa sürede insanlarla aynı seviyeye gelirler ve güç olarak daha üstün olurlar. Kimera karıncaları krallarının doğmalarını bekler o kral “Meruem” dir. Meruem’in Efendi köle diyalektiği ile ilgisini anlamak için şu noktalara dikkat etmek gerekir. (Anime önerileri için bu yazıya bakabilirsiniz.)

Meruem doğduğunda en güçlüdür. Doğduktan sonra ilk zamanlarda konuşmaz. Sadece kendi arzularını ve güç istencini gidermek ister. Çünkü arzular öznel dil ise evrenseldir. Özbilince giden adım diğerleriyle iletişim kurmaktır. Meruem kimseye değer vermemektedir. Çünkü sosyal Darwinizm düşüncesine sahiptir. Güçlü olan hayatta kalır. En önemli şey güçtür. Eğer biri ölürse üzülmez. Güçsüz olduğu için ölmüştür ve güçsüz olduğu için zaten ölmesi gerekir. Altınları ve yiyecekleri güç dengesine göre paylaştırır. Bu düşünce biçiminin olgunlaşmadığını gösterir. Hegel’e göre bu özbilince ulaşmak isteyen benin ilk evredeki durumudur. Bu arzu başka bir varlığı elde etme ve yok etme üzerine kuruludur.

Özbilincin anlaşılması için ise etkileşime girmek gerekir. Meruem satranç (aslında go) ustası Komugi ile etkileşime girdiğinde ondaki değişimi gözlemlemeye başlarız. Hiçbir oyunda yenemez Komugi’yi. Komugi bedensel güç olarak belki de en zayıf insandır ve kördür. Meruem ona eğer yenilirse hayatını kaybedeceğini söylediğinde tereddüt etmeden bahsi kabul eder. Meruem ise kendine güvenen diğer zayıf varlıkların ihtişamını ve karmaşıklığını fark etmeye başlar. Meruem Komugi’nin onu kendisine layık bir düşman olarak görmesini istiyor ve Kamugi ona, yanlışlıkla onu bir kişi olarak görmediğini söylediğinde öfkeleniyor.

Tıpkı bir devletin varlığının söz konusu olması için diğer devletlerce tanınması gerektiği gibi özbilinç başka özbilinçler tarafından kabul edilmezse varlığını kanıtlayamaz. Zaten bir devlet vardır fakat “kabullenilme” onu eksiksiz hale getirir. Bu aşama, Efendi köle diyalektiğ için, özbilincin başka özbilinçler tarafından onaylandığında varlığını kabul ettirdiği aşama.

Komugi’nin hayatına karşılık Meruem’in kolu bahis konudur. Bu diğer bilinç ile etkileşim ikisinden birinin yok olması anlamına gelebilir. Fakat bu anlamsız olur. Çünkü taraflardan birisi yok olursa onun varlığını onaylayacak bir öteki kalmaz. Bu yüzden bir uzlaşı gerekir. Kimera karıncalarının kralı Meruem’in sentezi o zaman başlar. Animenin baş karaketerlerinden birine, kimera karıncalarının ve insanların birlikte yaşayabileceği bir dünya kurma hayalinden bahseder. Bu düşüncenin oluşumunda Komugi gibi zayıf bir karakterin ne kadar önemli olduğunu düşünürsek animedeki bu felsefi detayı yakalayabiliriz.

Bir Cevap Yazın