Kategoriler
Açık Kültür Şirazi Sosyal Bilimler

Ekonomik Büyüme Bir Peri Masalı Mı?

BM 74. Genel Kurulu toplantısında 16 yaşında bir iklim aktivisti olan Greta’nın konuşması çok ses getirdi. O konuşmanın bir yerinde “Ekonomik büyüme gibi peri masalları anlatıyorsunuz.” dedi. Peki gerçekten bu kadar basit mi? Ekonomik büyüme aslı olmayan bir peri masalı mı?

“Benim hayallerimi, benim çocukluğumu çaldınız. Buna rağmen ben şanslı olanlardanım. İnsanlar acı çekiyor, insanlar ölüyor. Ekosistemimiz çöküyor. Yok oluşumuzun başındayız. Siz ise sadece paradan konuşuyorsunuz. Ve ekonomik büyüme gibi peri masalları anlatıyorsunuz.”

Greta ekonomik büyümenin iklim değişikliği ile karşılaştırıldığında çok çok önemsiz bir şey olduğunu söylemek istemiş olabilir fakat bu “peri masalı” ifadesini biraz derinleştirebiliriz. Kapitalizm ekonomik büyüme uğruna doğayı sömürmekten ve dünyayı mahvetmekten çekinmez. Yine de daha iyisini bulana kadar kapitalizm var olmaya devam edecek gibi. Kapitalizmin getirdiği ekonomik büyümeyi bir peri masalı olarak değerlendirmemizi sağlayacak başka sebepler de var. Zizek’in şu sözün bir göz atalım:

“Bir ülke nüfusunun büyük kısmı eskisinden kötü koşullarda yaşamalarına rağmen uluslararası finans uzmanları o ülkeye “finansal olarak sağlıklı” raporu verirler – önemli olan gerçeklik değil, Sermaye’nin durumudur.”

Slavoj Zizek

Zizek halkın yaşam koşulları geriye gitse bile o ülkeye finansal anlamda sağlıklı denildiğini söylüyor. Kapitalizm ile ilgili günümüzün önemli bir tartışması olan orta sınıfın yok olması bunu biraz doğrular nitelikte. Orta sınıfın yok olduğu, kalitesiz büyümenin söz konusu olduğu bir durumdayız. İktisatçıların Lorenz Eğrisi olarak tanımladığı duruma göre gelir adaletsizliği artıyor.

Eskiden gerçekten daha iyi mi yaşıyorduk?

Geçmişin güzel hatırlanması tuzağından kurtularak bu soruya objektif bir yanıt vermeye çalışalım. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde bundan 40 yıl önce durum nasıldı mesela? Tarım yoğun zamanlarda fakirlik daha mı fazlaydı? İşsizlik ve sağlıklı beslenme açısından belki 40 yıl önce insanların durumu daha iyi olabilir. Tüketilen et ve meyve miktarı arttı mı azaldı mı? İnsanlara kalan boş zaman ve hobilere ayrılan süre acaba arttı mı azaldı mı?

O kadar eskiye gitmezsek ülkemiz özelinde, eskiden bir ailede çalışan bir kişi tek bir maaşla ev alabiliyor ve çocuklarını okutabiliyordu. Günümüzde bu mümkün müdür? Eskiden de böyle bir şey yok muydu yoksa? Ya da tarım toplumundan gelen bahçe ve arsalar sayesinde bunlar mümkündü de günümüzde (tarlalar miras yoluyla bölündüğünden) durumun kötüye gider gibi gözükmesinin sebebi bu mu?

Diğer yandan artık müstakil evlerde oturulmasa da insanlar kirada da olsa kendi evlerinde aileden ayrı yaşıyorlar. Kahveciye gidiyor, güzel caddelerde turluyorlar. Netflix ve Apple Müzik hesaplarımız var. Otomobil sahipliği artmış gibi görünüyor. AVM gezmek de mümkün. Bunlar inkar edilebilir mi? Bunlar durumun iyileşmesi olarak kabul edilse de eğer bunlardan da vezgeçmemiz gerekirse acaba geçmişi özler miyiz?

Peki ya mutluluk?

Mutluluk konusuna hiç girmemek gerekiyor. Bir ideoloji, bir sistem insanlara mutluluk vaad ediyorsa ondan kaçmak gerekir. Bu yüzden bu konuyu “Eskiden mi daha mutluyduk şimdi mi daha mutluyuz?” noktasında tartışırsak bir sonuç elde edemeyiz. Eskiden mi daha iyi yaşıyorduk şimdi m? Ve Greta’nın dikkat çektiği gibi elimizde dünya kalmadığı zaman apartman dairelerimiz ve otomobillerimiz bir işe yarar mı?

İlber Hoca’nın mutluluk üzerine düşüncelerine yer vererek yazıyı bitireyim.

İkinci bir sakatlık da mutluluktur. Feministe veya devrimciye soruyorsunuz, mutlu olmak için hareket ediyor, bu bir saçmalıktır. Yani mutluluk tarifi ancak edebiyata has bir şeydir, bilimde mutluluk tarif edilmez, hele mutluluk hiç ölçülmez. Mutluluk motifi 18. yüzyıl ihtilâlci düşüncesinin bir ürünüdür. “İnsanlığın mutluluğu için” diye sloganlar atılır. Oysa böyle bir mutluluk ne demek? Bunun sistemle, düzenle, sosyalizmle, kapitalizmle, cumhuriyetle, monarşiyle alâkası yoktur. Bazı kadınlar ve adamlar vardır ki ne yapsan mutsuzdur, etrafı karartır. Bazısı da vardır ki mutludur.

Sosyal bilimlerin konusu da birey ve toplumun nasıl idâme-i hayat (survive) ettiğidir; yoksa mutluluk ölçmek değildir. İnsanlar nasıl idâme-i hayat ediyorlar? Bunu toplumbilimler inceler. Nasıl idâme-i hayat edeceğiz, nasıl etmeliyiz? Siyasî hareketin programı da budur, yoksa mutluluk aramak değil.

İlber Ortaylı / Avrupa Ve Biz

Ekonomik büyüme bir peri masalı olabilir mi? Bu sorunun cevabı net olmasa da geleceğin sadece iyiye gittiği düşüncesine kapılmadan geçmiş ve geleceği objektif olarak düşünürsek daha iyi bir rotaya sahip olabiliriz belki. Bu soruyu sormak belki bizim için gerçekten önemli olanları anlamamızı da sağlar.

Yazar Admin

Öğretmen, sosyal bilimler meraklısı, sadeleştirme uzmanı.

Bir Cevap Yazın