Gelecekte Eğitim Nasıl Olacak?

Gelecekte eğitim nasıl olacak? Alvin Toffler Üçüncü Dalga Geliyor kitabında eğitimin değişmesi hakkında şunları söyler:

Üçüncü Dalga, aynı zamanda ekonomi dışı ve teknoloji dışı konuları da ön plana çıkarıyor. Örneğin, bizi eğitime yeni bir açıdan bakmaya zorluyor. Dünyanın her yerinde herkesin hemfikir olduğu gibi, eğitim gelişim için şarttır. Peki, ne tür bir eğitim? Sömürge güçleri Afrika, Hindistan ve Birinci Dalga dünyasının diğer kesimlerine resmi eğitimi getirdiklerinde, ya fabrika tarzı okullar yerleştirdiler veya kendi seçkin okullarının onuncu derece taklitlerini kurdular.

Bugün İkinci Dalga eğitim modelleri, her yerde sorgulanıyor. Üçüncü Dalga, eğitimin mutlaka sınıfta yapılması gerektiği yönündeki İkinci Dalga görüşüne meydan okuyor. Bugün, öğrenimi çalışmayla, politik mücadeleyle, toplum hizmetiyle ve hatta oyunla birleştirmemiz gerekiyor. Eğitim hakkındaki tüm geleneksel varsayımlarımız, gerek zengin ve gerekse yoksul ülkelerde yeniden incelenmek zorunda.

Bu yazı Erhan Erkut’un Aljazeera Türk’te ki “Üniversite Eğitim Neye Dönüşecek” yazısından alıntılar içermektedir. Üniversite eğitiminin dönüşmesi kaçınılmaz olarak eğitimin tüm aşamalarına yansıyacaktır. Gelecekte eğitim nasıl olacak, sorusuna cevap vermek zor fakat bazı tahminler yapmam mümkün. “Gelecekte eğitim nasıl olacak?” sorusunu sorduğumuzda gelecekteki okul binalarının yapısını düşünmek bu konu hakkında düşününce basit bir akıl yürütmedir.

Gelecekte okulların yerini başka yapılar alabilir, Okul ve teknoloji destekli öğrenmeler olabilir. Eğitimle ilgili bildiğimiz en temel meseleler bile tartışma olabilir. Bu değişikliklerden bazıları şunlar olabilir:

İçerik yerine yetkinliklere daha fazla vurgu

Artan yaşam süresi beklentisi ve çöken sosyal güvenlik sistemleri nedeniyle, üniversiteye bu yıl başlayacak bir gencin profesyonel yaşamının 50 yıl civarında olacağını öngörüyorum. Bu süre içinde 15-20 defa iş değiştirecek ve aldığı diplomanın raf ömrü sadece 5 yıl olacak. Dolayısıyla tüm eğitim sisteminin içerik vurgusunu hafifletip, yetkinliklere ağırlık vermesi ve öğrencilere hızlı değişime ayak uydurabilmelerini sağlayacak becerileri kazandırması önemli.

Girişimci yetiştirme ihtiyacı

Dünya çapında işsizlik kritik boyutlarda. The Coming Jobs War kitabına göre, dünyada 3 milyar kişi çalışmak istiyor fakat sadece 1,2 milyar iş var. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin nüfus yapısı her yıl yüzbinlerce yeni istihdam yaratılmasını gerektiriyor. Bu rakam Türkiye için 750 bin.

İstihdam sorununu çözebilmenin en belirgin yolu, yeni şirketlerin kurulması. Cari açığı kapatmanın yolu ise katma değeri yüksek üretim ve ihracat. Bunun yolu ise tekno-girişimler, tekno-girişimlerin doğal kaynağı da üniversiteler. Dolayısıyla tüm dünyada üniversitelerin üzerinde profesyonel ve araştırmacılar yanında girişimciler de yetiştirmeleri yönünde ciddi bir baskı oluşacak. Üniversiteler daha fazla girişimci yetiştirebilmek için yeni programlar, merkezler ve sistemler oluşturacak.

Diplomalar değil, rozetler önem kazanacak

Kurumlar gelecekte gözleri kapalı “üniversite mezunu” aramak yerine yetkinlik ve beceri bazlı işe alım yapacaklar. Örneğin bir iPhone uygulama geliştiricisi arıyorsanız, bilgisayar mühendisi ilanına çıkmanız anlamsız – hele bilgisayar mühendisleri uygulama geliştirmeyi bilmiyorsa. Bunun farkına varan özel sektör, her alanda dersler açarak öğrencilere diploma yerine “rozet” (sertifika) vermeye başladı.

İşe alımlarda artık diploma yerine rozet listesi görmeyi bekliyorum. Rozet/sertifika veren kurumların sayısının artacağını ve eğitimin küçük paketlere bölüneceğini düşünüyorum. Üniversiteler bu değişimi göz ardı ederlerse, en azından bazı alanlarda çağın dışına düşerler.

Üniversite eğitim tek bir üniversiteden alınmayacak

Mesela tipik bir üniversite programı aynı üniversitede alınan 240 krediden oluşur. Gelecekte programların parçalanıp daha taşınabilir olabilir. Örneğin bir öğrenci, ilk yılı A üniversitesinde okuyup, B üniversitesine tüm derslerini saydırarak yatay geçiş yapabilir. Daha sonra da bir yılını Avrupa’daki, diğer yılını Çin’deki, son seneyi de Kanada’da okuyup yüksek lisansını Kanada’da yapabilir.

Bir öğrenci toplam 5 üniversitenin 3 kıtadaki 7 farklı kampüsünde eğitim alabilir. Yani programlar bölünebilir, taşınabilir olacak. Gelecekte bu tür çok okullu programların popülaritesi artacakve tüm eğitimini tek üniversiteden alan mezun sayısı azalacaktır.

Konu gelecek olunca bu tahminlerin tutmaması olası. Bunun yanında bu makul değişimlerin yanında hiç beklemediğimiz radikal değişimlerin olması da mümkün. Örneğin, herkesin yazma öğrenmesinin gerekip gerekmediğinin tartışmaya açılabilir bir konu olduğunu söylüyor Alvin Toffler. Gelecekte eğitim bugünün eğitiminden çok farklı olabilir.

Örneğin, okuryazarlık uygun ve doğru bir hedef midir? Eğer öyleyse, okuryazarlık ne anlama gelir? Hem okumak hem de yazmak demek midir? Edinburgh’daki bir gelecek araştırma merkezi olan Nevis Enstitüsü için hazırladığı kışkırtıcı bir raporunda, saygın antropolog Sir Edmund Leach okuma öğrenmenin okumaktan daha kolay ve yararlı olduğunu vurguluyor ve herkesin yazmayı öğrenmesinin gerekmediğini söylüyor.

Marshall McLuhan, birçok Birinci Dalga toplumunda hâlâ sürdürülen sözlü kültüre bir dönüş yaşandığını açıklıyor. Ses tanımalı teknoloji, bu alanda çok yeni görüntüler yaratıyor. Basit tarım aletlerinin içine yerleştirilmiş son derece ucuz iletişim “düğmeleri” veya minik ses kaydediciler, okuryazar olmayan çiftçilere sözle talimat verebiliyor. Bunların ışığında, fonksiyonel okuryazarlık tanımının bile yeniden yapılması gerekiyor.

“Gelecekte eğitim nasıl olacak?” konusu hakkında fütüristler derneğinin yayınladığı bir rapora denk geldim fakat bilgisayar tabanlı ve bireyselleştirilmiş öğretim felsefelerine basitçe değinmiş, geleceği tasavvurdan uzak bir metin olduğu için buraya eklemedim. Konu hakkında özetlenmiş İngilizce bir metin burada var.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın