Girişimcilik, Başarı ve Şans Üzerine

Başarı ve şans arasındaki ilişkiyi daha önce düşündünüz mü? Bu konuyu şuan düşündüyseniz muhtemelen şansın rolünün az olduğunu, başarının çalışmayla ve motivasyonla daha yakından ilişkili olduğunu aklınızdan geçiriyorsunuzdur. Gerçekten öyle mi? Başarı ve şans ilişkisiyle ilgili sert bir söylem vardır: “Başarı şans işidir inanmazsan başarısızlara sor.” Acaba denklem bu kadar basit mi?

Cem Yılmaz’ın şans üzerine çok komik bulduğum bir konuşması var. Şansı dövmemek gerektiğinden bahsediyor.

Videodaki örnekten devam edelim. Acaba Türkiye’de sahnesi Cem Yılmaz kadar iyi olabilecek başka birisi yok mudur? Cem Yılmaz mezun olduğu bölümle ilgili çok iyi bir iş teklifi alsaydı mizahı bırakır mıydı, veya küçükken bir nedenle ailesi yurt dışına yerleşseydi kariyeri bu şekilde mi gelişirdi? Yaptığı önemli işler yine ortaya çıkar mıydı?

Dünyanın kalanına bakınca da durum benzer. Einstein kadar akıllı başka birisi yok muydu dünyada? Bir şirket kaliteli ve çalışkan bir ekiple bir hizmet sunuyor. Aynı işi yapan başka şirketlerin değil de o şirketin başarılı olmasında etkili olanları değerlendirirsek şansın rolünü yeniden düşünmemiz gerekebilir. Facebook’tan önce arkadaşlık sitesi yok muydu, Google’ın ilk arama motoru olmadığını biliyoruz.

Şimdi bu olaylara bakınca neden bu şirketlerin başarılı olduğunu anladığımızı sanıyoruz ama o zamanlar biliyor muyduk? Hayır bilmiyorduk belki cılız tahminlerimiz vardı. Bunu anlam verme mekanizması ile açıklamak mümkün.

1. Sistemin anlam verme mekanizması, dünyayı gerçekte olduğundan daha düzenli, basit ve tutarlı görmemizi sağlar. Geçmişi anlamış olduğumuz yanılsaması, geleceği öngörüp kontrol edebileceğimiz yönündeki bir başka yanılsamayı da besler. Bu yanılsamalar rahatlatıcıdır. Varoluşun belirsizliklerini tamamen kabullenme iznini kendimize vermemiz durumunda yaşayacağımız kaygıyı azaltırlar.

Öngörülebilirlik yanılsaması

Başarıya giden yol sanıldığı gibi açık değildir. Beynimiz olayları neden-sonuç bağlamında ele alarak karmaşık durumları basitleştirme eğilimindedir. Bu yüzden birçok meseleyi aslında anlamak yerine anladığımızı sanırız. Bir olay olup bittiğinde parçaları birleştirerek bir sonuca varırız. Vardığımız sonuç çoğu zaman hatalıdır. Başarı ve şans ilişkisiyle ilgili olarak, Google’ın teknoloji sektörünün devi haline gelişinin öyküsüne bir bakalım:

Stanford Üniversitesi’nin bilgisayar bilimleri bölümünden iki yaratıcı lisansüstü öğrencisi, internette enformasyon aramanın daha üstün bir yolunu keşfettiler. Bir şirket kurmak için fon arayıp buldular ve iyi sonuç veren bir dizi karar aldılar. Birkaç yıl içinde, kurdukları şirketin hisseleri Amerika’nın en değerli menkul kıymetlerinden biri oldu ve bir zamanların iki lisansüstü öğrencisi gezegendeki en varlıklı kişilerin arasına girdi.

Unutulmayacak bir olayda şanslarının yaver gitmesi öyküyü daha da ilginleştiriyor: Google’ı kurduktan bir yıl sonra şirketlerini 1 milyon doların altında satmaya razı oldular, ama alıcı fiyatı çok yüksek buldu. Tek bir şanslı olaydan bahsetmek, aslında şansın sonucu etkilediği çok sayıda etkeni hafife almayı kolaylaştırır. Ayrıntılı bir tarihçe, Google’ın kurucularının kararlarını açık ça ortaya dökecektir, fakat buradaki amacımız açısından, verdikleri her kararın iyi bir sonucu olduğunu söylemek yeterli olur.

Daha ayrıntılı bir anlatı, Google’ın yenilgiye uğrattığı firmaların eylemlerini betimleyecektir. Bahtsız rakipler kör, yavaş ve en sonunda kendilerini alt eden tehditle başa çıkmakta tümüyle yetersiz görünecektir. Bu öyküyü bilerek tekdüze bir şekilde anlattım, ama ana fikri anlamışsınızdır: burada çok iyi bir öykü var. Ayrıntıları tamamlandığında, öykü size Google’ı başarılı kılan şeyi anladığınız hissini verebilir. Ayrıca işletmeleri başarılı kılanın ne olduğu konusunda da yararlı bir genel ders aldığınızı hissettirebilir. Ne yazık ki Google öyküsünden bir şeyler anlama ve öğrenme hissinizin büyük ölçüde yanıltıcı olduğuna inanmanız için sağlam nedenler var.

Anlam verme mekanizması

Bir açıklamanın nihai sınaması, olayı önceden kestirilebilir kılıp kılmayacağıdır. Google’ın beklenmedik başarısının hiçbir öyküsü o sınavı geçemez, çünkü hiçbir öykü farklı bir sonuca neden olacak sayısız olayı içeremez. İnsan zihni gerçekleşmemiş olaylarla pek baş edemez. Meydana gelmiş önemli olayların birçoğunun seçimler içerdiği gerçeği, sizi becerinin rolünü abartmaya ve şansın sonuçtaki rolünü azımsamaya iter. Her kritik karar iyi sonuç verdiğinden, kayıtlar neredeyse kusursuz bir ileri görüşlülüğü akla getirir; ama kötü talih başarılı adımlardan herhangi birini aksatmış olabilir. Hale etkisi son rötuşları da yaparak öykünün kahramanlarına bir yenilmezlik havası verir.

Google öyküsünde bir hayli beceri de vardır, ama ger çek olayda şans, anlatılmasında oynadığından daha önemli bir rol oynamıştır. Ve işin içinde ne kadar şans varsa, öğrenilecek o kadar az şey vardır. Burada şu güçlü GNHO kuralı işbaşındadır. Bilinecek tek şey oymuş gibi elinizdeki enformasyonla uğraşmaktan başka çareniz yoktur. Erişebildiğiniz enformasyondan mümkün olan en iyi öyküyü kurar ve iyi bir öykü ise ona inanırsınız. Paradoksal olarak, az şey bildiğinizde, yap-boza yerleştirilecek parçalar daha az olduğunda, tutarlı bir öykü kurmak daha kolaydır. Dünyanın anlamlı olduğuna dair rahatlatıcı inancımız sağlam bir temele dayanır: cehaletimizi görmezden gelme yeteneğimiz neredeyse sınırsızdır.

Google’ın öyküsündeki beceriyle ilgili şu yazıya bakabilirsiniz. Başarı şansa mı yoksa yeteneğe mi bağlı konusunda BBC’de bir araştırmadan bahsediliyor. BBC araştırmasından:

Şans ile başarı arasında kesin bir bağlantı olduğunu gördük. Bireylerin yeteneği orta derecede olsa bile bir dizi şanslı olayla karşılaşmaları başarılı olmalarını sağladı. Gerçek dünyada da aynı şeyi görüyoruz. Özel bir zekaya sahip olmadığını düşündüğümüz insanların büyük başarı ve zenginlik elde ettiğinin örneklerine çok rastlıyoruz.

Önünüze çıkan fırsatları değerlendirmek için elbette belli bir yetenek seviyesinin olması gerekir. Bu yetenek çok çalışmaktan zekaya kadar birçok özellikten kaynaklanabilir. Ama tek başına yetenek yeterli olmuyor. Simülasyonda, en üst düzeyde yetenekli olan insanların çok azının en başarılılar arasına girdiği görüldü.

Sonuç;

Başarı ve şans arasındaki ilişkide şansın çok önemli olduğu ortada. Bunun yanında Cem Yılmaz da haksız değil. Şanstan faydalanmak için ortada bir emek daha doğrusu”ürün/yetenek” olması gerekiyor. Yine de eğer şans faktörü yoksa yapılan iş başarılı olmayabilir ki bu bizi yeni bir tartışmaya götürür. Başarının ölçütü nedir? Para mıdır? Günümüzde böyle algılandığı açık. Demek istediğim resminizin binlerce dolara alıcı bulmaması sizi başarısız bir ressam yapmaz ama amacınız resim paylaşma platformu oluşturmaksa, sistem ne kadar güzel işlerse işlesin kazanç olmazsa işiniz başarız olarak değerlendirilecektir.

Kaliteli fakat toplumca başarısız kabul edilebilecek çok iş olabilir. Evet tüm şartlar bir araya geldiğinde başarılı olursunuz ama sadece şans faktörünün eksikliği o işin başarısız olarak değerlendirilmesine neden olabilir. Başarı ve şans arasındaki ilişkiyi muallaklaştırabilir bu anlayış. Yazıdaki diğer alıntılar Daniel Kahneman’ın Hızlı ve Yavaş Düşünme kitabından alınmıştır. Kitabı buradan satın alabilirsiniz. Harika bir kitap.

Ekleme: Bu yazıyı yazdıktan sonra Malcolm Gladwell’in Çizginin Dışındakiler kitabını okudum ve konuya bakış açım gerçek anlamda zenginleşti. Başarının nelere bağlı olduğu ve bunun şanla ilgisini de ele alan iyi bir çalışma. Kitap hakkında yazdığım bu yazıya bakabilirsiniz.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın