Google Üniversitesi (Bir Fikir Yürütme)

Daha önce GONY adlı kitabından bahsettiğim yazarın Google Üniversitesi başlıklı bir yazısı var kitapta. Yazar Google bir üniversite kuracak olsa onu nasıl yönetirdi sorusunun cevabını arıyor kitapta. Eğer bir üniversite Google mantığı ile yönetilse neler yapılırdı?

Yazarın Google Üniversitesi başlığındaki yazısının kimi bölümleri ilham verici kimi bölümleri ise sıradan ya da hedefe götürmeyecek türden. Tabii bana göre. Yine de bu yazının bazı bölümlerini buraya taşıyıp incelemek, eğitim tartışmaları açısından anlamlı olacaktır.

Bir üniversite nasıl bir şeydir?

Üniversite nasıl bir şeydir? Bu soruyu blogumda sordum ve bir girişimci ve teknoloji uzmanı olan Bob Wyman (ki kendisi aynı zamanda Google için çalışıyor) üniversiteyi kısaca tanımlayarak ve onun temel işlevlerini sıralayarak yanıt verdi: öğretmek, sınamak ve araştırma yapmak. Ben de bunlara dördüncü ve resmi olmayan işlevi ekliyorum: Sosyalleştirmek. Gelin bunları sondan başa doğru inceleyelim.

Google çalışanlarının günlük çalışma sürelerinin %20’sini bir şeyler üretmeye ayırmaları gerektiğini biliyoruz. Google’ın inovasyona verdiği değeri üniversitelere de taşımak için şöyle bir uygulama yapılabileceğini söylüyor yazar:

Ya da öğrencilerimizden, tıpkı Google mühendisleri gibi, haftada bir günlerini, yarıyılda bir saatlerini veya üniversitede bir yıllarını bir şeyler yaratmaya harcamalarını isteyebiliriz: bir şirket, bir kitap, bir şarkı, bir heykel, bir icat? Okullar öğrencilere tavsiyelerde bulunarak, onları gaza getirerek, fikirlerini ve çabalarını destekleyerek bir tür inkübatör (kuluçka) gibi hareket edebilirler. Peki, bu çabalardan ortaya neler çıkar? Mükemmel ya da vasat şeyler. Fakat bu yaklaşım, öğrencileri yaptıkları işi ciddiye almaya ve aynılığın kabuğunu kırmaya iter.

Cevabı söylenmemiş sorular sormaya yönlendirir. Yeteneklerini ve ihtiyaçlarını keşfetmelerini sağlar. Bazıları, her öğrencinin yeterince sorumluluk sahibi ya da girişimci ruhlu olmayabileceğini söyleyecektir. Olabilir. Fakat öğrencileri bir şeyler denemeye zorlamadığımız sürece kapasitelerinin ne olduğunu nasıl anlayabiliriz ki? Üstelik böyle öğrenciler azınlıkta kalırken neden bütün bir eğitim sistemini onlara göre yapılandıralım ki?

Diplomaların modası geçti. Sürekli öğrenmeyi beceri haline getirmeyenler geride kalacaklardır. Google Üniversitesi, hiç mezun olunmayan ve ihtiyaç duyulan her konuda eğitim alınabilen bir yapı olurdu.

Üniversitenin bir diğer işlevi sınama ve belgelemedir: Mezun olan öğrencinin uzmanlık alanını ve derecesini somutlaştırmak. Fakat diplomanın bir bilgi ölçütü olarak görülmesi saçmadır ve bu bakış açısı değişmelidir. Peki bilginin ve birikimin daha önemli ölçütleri nelerdir? Eğitim, üniversiteden mezun olmakla biter mi? Diplomaların modası geçti. Kariyer yaşamım boyunca yaptığım şeylerin çoğu, teknoloji, işletme, ekonomi, sosyoloji, bilim, eğitim, hukuk ve tasarım hakkında yeni şeyler öğrenmemi gerektirdi.

Sınavlar bilgiyi metalaştırır ve gelecekte üniversitelerden beklenenlerden biri de daha çok girişimci yetiştirmesi olacaktır. Bilgi sentezlendiği sürece değerlidir. Bilgiden çok bilginin kullanılması Google Üniversitesi için önemli olurdu.

Okul yılları boyunca öğrenciler, eğitimi metalaştıran bir yığın sınava maruz bırakılıyorlar. Bu sistem bütün öğrencileri aynılaştırmayı amaçlıyor. Ve nihayet, üniversitenin en temel, esas işlevine geldik: Öğretmek. Bu konuda ilk kuralımı çiğniyor ve öğrenciye verilen eğitimin bütünüyle onun hakimiyetine bırakılmaması gerektiğini söylüyorum. Çünkü bir şeyler öğrenmeye giriştiğimizde genelde neler bilmediğimizi bilemeyiz. Ya da Google’ın terimleriyle, neyi aramamız gerektiğini bilmeyiz.

Öğretmenlerin bu konuda bir rolü ve değeri vardır: Bir bilgisayarı nasıl tamir edeceğini, bir dizkapağını nasıl ameliyat edeceğini, metafiziği nasıl kavrayabileceğini öğrenmek istiyorsan, kendini, sana rehber olacak bir öğretmenin eline bırakmalısın.

Uzaktan eğitim sayesinde öğretmenler istediği öğretmenleri seçebilirdi. Uzaktan eğitim konusunun ciddi eksiklikleri olsa da ciddi faydaları da vardır.

İstedikleri yerden ders alabildikleri takdirde, en iyi olanın yükseldiği bir eğitim piyasası –bir tür toplama üniversite– ortaya çıkacaktır. Bu tür bir ortamda öğretmenler de en iyi öğrencileri seçebilir. Sınıf, bir konuyu grupça araştıran, kolektif araştırma süreçlerini bloglayan ve ders kitapları yazan bir seçilmişler ekibi olabilir. Öğretmenleriyle ilgili yaptıkları yorumlar aranabilir olur ve bu yorumlar, dersleri ve öğretmenleri değerlendirmede diğer öğrencilere yol gösterir. Böylece internetin şeffaflık etiği eğitime taşınır.

PISA direktörünün de bahsettiği bir konu vardı. Artık bilgiyi ezberlemek değil kullanmak üzerine.

Gerçekler bir arama kutucuğunun ardındayken neden hâlâ öğrencilerden onları ezberlemelerini istiyoruz? Öğrenciler bilmedikleri şeylerin farkındayken, sorular sorabiliyor, cevaplar arıyor, bu cevapları ve bu cevapların kaynaklarını yargılayabiliyorken ezber yöntemi, araştırma ve muhakeme kadar önemli bir yöntem değildir. Gerçekleri araştırmada ve sorgulamada öğrencilere yardımcı olmak için onlara internet ve Google eğitimi verilmelidir.

Google’ın işe alacağı adaylarda aradığı beş özellik Google Üniversitesi tarafından da öğrencilere kazandırılması hedeflenen beceriler olurdu.

Rosenberg blogunda Google’ın işe alacağı adaylarda beş özellik aradığını söylemiş: analitik düşünce yeteneği (“biz işe veriyle başlarız; yani bildiğimizi sandığımız değil, bildiğimizden emin olduğumuz şey hakkında konuşuruz”), iletişim becerileri, araştırma isteği, ekip çalışmasına yatkınlık, liderlik özelliği ve tutku. “Gerçek dünyada” demiş, “sınavlar karmaşık değildir ve başarınız, piyasadan aldığınız dersler ile belirlenir.”

Rosenberg’in öğrencilere ve üniversitelere tavsiyesi: “Sıradanı başarmak kolaydır; önemli olan, sıradışı olanı başarmaktır.” Google, sıradışı bir düşünce sayesinde ortaya çıktı. Peki, eğitim sistemimiz, öğrencileri Google için çalışmaya ya da yeni Google’lar yaratmaya hazırlıyor mu, gerçekten merak ediyorum.

Eklediğim bağlantılarda birlikte Google Üniversitesi fikri yararlı tartışmaların kapısını aralıyor gibi. Bu konuda daha fazla bilgi edinmek için GONY kitabını buradan satın alabilirsiniz. Yazar hakkında daha fazla bilgiye bloguna erişmek için ilk paragraftaki bağlantıyı inceleyebilirsiniz.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın