Google’ın Başarısının Arkasındaki 4 Anlayış

Jeff Jarvis A.B.D’li bir gazeteci, profesör, televizyon eleştirmeni, konuşmacı ve bir blogcu. Google Olsa Ne Yapardı (GONY) kitabında yazar Google’ın iş modelini açıklamaya çalışıyor ve emlakçılıktan havayollarına, üniversitelerden restoranlara Google modeli ile nasıl iş yapılabileceğinin örneklerini veriyor.

Google ve Facebook gibi birçok önemli şirketin baş yöneticilerini tanıyan Jeff Jarvis’in kitabındaki tavsiyeler ilgi çekici ve işe yarar türden bence. Google günümüz dünyasının en başarılı şirketlerinden. Google’ın ve bazı diğer büyük teknoloji şirketlerinin başarısının arkasındaki dinamikleri sanıyorum şöyle özetlemek mümkün.

1- Ürününüzü insanlara sunduktan sonra kontrolü onlara verin ve aradan çekilin. Bırakın kendi istek ve ihtiyaçlarına göre ürününüzü düzenlesinler.

Bir Facebook örneği:

Eğer bir platformunuz varsa, bu platform üzerine daha fonksiyonel bir şeyler inşa edecek ve böylece değerinize değer katıp size daha fazla kullanıcı çekecek girişimcilere ve geliştiricilere ihtiyacınız vardır. Facebook bunu yaptı. Bu sosyal hizmet, insanlara site içinde yeni uygulamalar oluşturma imkanı sağladığında büyük bir ilgi ve kullanıcı sayısı topladı. Aylar içinde –2008 yılında çalışan sayısı 500’e ulaşan Facebook’un, kullanıcılar için 20 bin adet yeni uygulama yaratan 200 bin geliştiricisi oldu; ve bunun şirket için personel maliyeti neredeyse sıfırdı.

Facebook, İspanyolca ve Almanca versiyonlarını açtığında, çeviriyi kendisi yapmadı fakat çeviri için bir platform oluşturdu ve bu işi ücretsiz yapan kullanıcılarına devretti.

Bir Google örneği:

Bir kullanıcı, Goole Haritalar servisini, listeleri ve haritaları birleştirmek için Google’ın program kurulum talimatlarını inceleyebileceğini keşfetti. Sekiz hafta sonra, bir günde binlerce kullanıcının dikkatini çeken demoyu internete koydu. “Bu işin bu kadar büyüyebileceğini tahmin etmemiştim. Sadece işe yarar bir program yapmak istedim o kadar” dedi.

“Microsoft ve Yahoo da bu programın taklidini üretti” diye yazdı Wired dergisi, “ve çok geçmeden internet, haritalarla doldu taştı”. Google, ürününü yasal olmayan yollarla kullandığı için Rademacher’a dava açmadı. Aksine onu işe aldı.

Peki siz ürününüzü nasıl herkesin ondan faydalanabileceği şekilde dönüştürebilirsiniz?

2- Siz bir topluluk oluşturamazsınız. Onlar zaten vardırlar. Bu yüzden akıllı organizasyonlar kurmalısınız.

Bahsettiğim yayımcılık devinin, kendi topluluğunu nasıl oluş- turabileceği ile ilgili tavsiye rica etmesinin ardından Zuckerberg’in verdiği cevap şu oldu: “Oluşturamazsınız.” Nokta. Zuckerberg ilerleyen dakikalarda da tavsiyeler verdi. Orada bulunan medya krallarına, yanlış soruyu sormakta olduklarını söyledi. Topluluk oluşturmazsınız, dedi. Topluluklar zaten vardır. Onlar zaten istedikleri şeyi yapmaktadır. Sormanız gereken asıl soru, yapmakta oldukları bu şeyi daha iyi yapmaları için onlara nasıl yardım edebileceğinizdir.

Akıllı organizasyon sunmak üzerine Zuckerberg’den bir hikaye:

Harvard’da aldığı sanat dersinin hikayesini anlattı. Zuckerberg’in bü- tün derslere girme ya da ders çalışmaya zamanı yokmuş. Tabii o sıralar 15 milyar dolarlık bir şirketi kurmakla meşguldü. Final sınavı da bir hafta sonraymış ve o da panik halindeymiş. Muazzam, öncü bir şirket kurarak Harvard’ı terk etmek ayrı bir şeydir, okuldan atılmak ayrı.

Zuckerberg, bir internet kurdunun aklına çok da çaba sarf etmeden gelebilecek bir şey yapmış. İnternete girmiş ve sınavda çıkması muhtemel sanat eserlerinin fotoğraflarını indirmiş. Bunları bir web sayfasına koymuş ve her birinin altına boş bir kutucuk eklemiş. Sonra bu sayfanın adresini sınıf arkadaşlarına göndermiş ve onlara bir tür çalışma kağıdı hazırladığını söylemiş. Tom Sawyer’ın çit hikayesi gibi.

Sınıf, büyük bir görev bilinciyle kolları sıvamış ve herkes bu sayfadaki sanat eserleri hakkında bütün bildiklerini altlarındaki boş kutucuklara yazmış, birbirlerinin yanlışlarını düzeltmişler ve doğru bilgiyi yazmak için işbirliği yapmışlar. İşte Harvard ruhu! Gerçekten çok iyi bir iş çıkarmışlar. Yeni Toplum 71 Hikayenin sonunu tahmin edebilirsiniz: Zuckerberg “A” almış. Fakat işte canalıcı nokta: Profesör, sınıfın bir bütün olarak normalden çok daha yüksek notlar aldığını söylemiş. Bu öğrenciler birlikten kuvvet doğduğunu anladılar ve birbirlerine yardım ettiler. Zuckerberg, sınıfı işbirliğine iten zemini hazırladı. Onlara akıllı bir organizasyon sundu.

3- Bir işin başarılı olması için en önemli koşul veriye dayalı karar almadır.

Google’ın bütün kararları veriye dayalıdır. Örneğin bir sayfanın hangi renkte olması gerektiğine Mayer’in ekibi karar vermiyor; bunu belirlemek için odak grup araştırması da yapmıyorlar. Hangisinin daha kullanışlı olduğunu anlamak için her iki rengi de A/B versiyonu şeklinde internete koyuyorlar. “Böylece, kullanıcıların hangisine daha iyi tepki verdiğini bilimsel ve sayısal olarak kanıtlayabiliyoruz” dedi.

Stanford öğrencilerine Mayer, bir mühendisin sayılara olan inancını göstererek. Eğer bir Google çalışanı kullanıcıların gereksinimleri hakkında konuşmak için Larry ve Sergey ile görüşecekse, demişti Mayer, kendi çıkarsamalarından çok daha fazlasıyla yanlarına gitmelidir. Elinde verilerle onlara gitmelidir. Çünkü “Soracakları ilk soru, ‘Kaç kişi üzerinde araştırma yaptın?’ olacaktır.”

İnsanların isteklerini temsil etmesi açısından verilere bu derece bağlı olmak Google’ın kurumsal kültüründe o kadar ciddi bir yere sahiptir ki, şirket politikalarını bile geri planda bırakabilir. “Fikir en favori çalışandan dahi çıksa, veriler ve ölçümlemeler olmaksızın harekete geçmiyoruz,” demişti Mayer. “Veriler apolitiktir.” Google verilere güveniyor, çünkü bize güveniyor.

4- Hata yapmaktan korkmayın. Önemli olan gelişmedir, birden bire mükemmel bir ürün çıkarmak değil.

“Önemli olan gelişmedir; birden bire mükemmel bir ürün çıkarmak değil,” Google’ın başkan yardımcısı Marissa Mayer’in Stanford öğrencilerine söyledikleriydi. “Aslolan, mükemmele giden yoldur. Bir ürünü piyasaya sürdüğünüzde önemli olan yapmış olduğunuz hatalardan ve kullanıcılarınızdan bir şeyler öğrenip, bu öğrendiklerinizi ürünü geliştirmede derhal kullanabilip kullanamayacağınızdır.”

Ciddi bir hata yapan bir Google yöneticisi patron Larry Page’den özür diledi. Larry Page de buna karşılık ona: “Bu hatayı yapmış olmandan gayet memnunum; çünkü ben, çok hızlı hareket eden ve çok şey yapan bir şirket yönetmek istiyorum, pimpirikli davranıp çok az şey yapan bir şirket değil. Eğer hata yapmıyorsak, yeterince risk almıyoruz demektir” dedi. Google’ın CEO’su Eric Schmidt de The Economist’e çalışanlarına şunu söylediğini ifade etti: “Lütfen hata yapın ki yeniden deneyebilesiniz.”

Bu alıntıları yaptığım Google Olsa Ne Yapardı kitabını buradan satın alabilirsiniz. Yazdıklarımı (ayrıntılarıyla) ve diğer örnekleri kitapta bulabilirsiniz. Yazarın kitapta adını öğrendiğim blog adresini de buraya ekleyeyim. Elimden geldiğince takip edeceğim. Son olarak kitap ile ilgili şöyle bir sunum var İngilizce. Göz atmak isteyebilirsiniz.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın