Hay Bin Yakzan – İbn Tufeyl

Hay Bin Yakzan, İbn-i Sina’nın bir öyküsünün adı. Daha sonra İbn-i Tufeyl bu öyküdeki hikmetleri açacağını söyleyerek aynı isimde bir roman yazıyor. Bu felsefik roman o kadar özgün oluyor ki Batı dünyasının önemli romanlarına ve düşünürlerine ilham kaynağı olduğu tartışmaları yapılıyor. Hay Bin Yakzan peygamber inmemiş birisinin gerçeğe erişebileceğini anlatmak için yazılıyor. Baş karakter olan Hay, bebekken kimsenin olmadığı bir adaya düşüyor ve bir ceylan tarafından emzirilerek büyüyor. Büyüdükçe düşünmeye başlıyor. İşte bu düşünsel süreç romanın konusu oluyor. İlham verdiği roman ise tahmin ettiğiniz gibi Robinson Crusoe.

Doğu felsefesinin ve tasavvufa dair bilgiler içermesi açısından bu roman çok önemli bir roman.

Hay Bin Yakzan’ın Batı üzerine etkisi :

Hay bin Yakzan, Batı’da birçok sanatçı ve düşünürü etkilemiş, onların sanat ve düşüncelerinin oluşmasına katkıda bulunmuştur. “Batı’da tesiri çok büyük oldu. Onun birçok taklitleri yazıldı” diyen Hilmi Ziya Ülken,[128] bunların en tanınmışlarından birisi olarak çağdaş Batı felsefesinin kurucularından olan Francis Bacon’ı ve eseri Yeni Atlantis’i anmaktadır. Rousseau’nun Emile’ine, Thomas More’un Ütopya’sına, Daniel Defoe’nun Robinson Crusoe’suna Hay bin Yakzan’ın çocuğu gözüyle bakanların sayısı hiç de az değildir. Batı’nın büyük filozofu Spinoza da, kendi felsefesini kurarken büyük ölçüde Hay bin Yakzan’dan aldıklarına dayanmıştır.

Bir başka araştırmacı W. Meijer de Spinoza’nın yayıncısından Hay bin Yakzan’ın tercüme ettirilerek yayımlanmasını ısrarla istediğini tespit etmiştir. Sonunda kitap çevrilerek imzasız olarak yayımlanmıştır (Amsterdam, 1672). Aynı çeviri ikinci defa yayımlandığında çevirmen adı yerine S. D. B. harfleri konulmuştur (Rotterdam, 1701). Bu arada Meijer, Spinoza’nın kitaplarından birisinin Hay bin Yakzan ile birlikte ciltletildiğini de tespit etmiştir. Durumu Borkowski’ye bildirir. İki araştırmacı, sonunda, İbn Tufeyl’in eserinin bizzat Spinoza tarafından çevrildiği sonucuna varırlar. İkinci baskı üzerindeki S. D. B. harfleri bir çevrik addan başka bir şey değildir. Bu harfler tersinden okunduğunda Benedict de Spinoza adını vermektedir.

Etkilenmenin gerçekten söz konusu olup olmadığı üzerine

Dikkat edilirse Boer ve Garaudy, konuya kahramanların temsil ettiği dünya görüşleri açısından yaklaşmaktadırlar. Bu açıdan bakıldığında, iki eser arasında ilgi kurmak, gerçekten de mümkün değildir. Hatta biçimsel olarak bakıldığında da ayrıntılarda somut bir benzerliğin izlerine rastlamak çok zordur. Fakat bunlar İbn Tufeyl’in etkileri konusunda ileri sürülen görüşleri geçersiz kılmaya yetmez. Şurası bir gerçektir ki, İbn Tufeyl, Hay bin Yakzan ile ortaya bir “ilk örnek”, son derece güzel ve özgün bir roman şeması koymuştur. İbn Tufeyl’den etkilenenler, bu roman şemasını alarak geliştirmişler, kendilerine özgü düşünce ve yaklaşımlarla romanı yeniden inşa etmişlerdir. Bu nedenle, kahramanların dünya görüşleri, yaşama biçimleri arasındaki fark, bu temel gerçeği değiştiremez. Kaldı ki, hiçbir yazar, bir başkasının yazdıklarını aynen aktarmaz. Eğer aynen aktarırsa, buna etkilenme ya da esinlenme değil, başka bir ad verilir.

Hay Bin Yakzan ve Türk Edebiyatı

Ne yazık ki Hay Bin Yakzan romanı Türkçe’ye çok geç çevrilmiş ve beklenen etkiyi uyandıramamış. Konu üzerine Said Halim Paşa ve Ahmet Hamdi Tanpınar gibi isimlerin açıklamaları dikkat çekici.

İşte bunun en somut örneklerinden birini, İbn Tufeyl ve eseri karşısındaki durumumuz oluşturmaktadır. Hemen hemen bütün dünya dillerine çevrilen bu roman, düşünsel katkıları yanında, aynı kültür ve inanç düzleminde yer aldığımız için, özgün Türk romanının oluşmasında önemli bir görevi yerine getirebileceği hâlde, bugüne kadar gün ışığına çıkarılamamıştır. Babanzâde Reşid tarafından yapılan tek Türkçe çevirisi, 1923 yılında yayınlanan Mihrab dergisinde tefrika edilmiş ve adı geçen dergi ile birlikte karanlığa gömülmüştür. Durali Yılmaz’ın çocuklar için yaptığı uyarlama da, ne yazık ki, istisna olarak kalmış ve gerekli ilgiyi uyandıramamıştır.

Batılılaşma süreci içinde “düşünsel bir göç”, “ruhsal bir uyruk değişimi” olayı yaşayan aydınımızı değerlendirirken Sait Halim Paşa bunların “Bilgisizliğin en kötüsüne, kendini bilmeme”ye düştüklerini söylüyor. Gerçekten de aydınımız, toplumumuzun ahlakî ve manevî hayatını, toplumsal ve siyasal geleneğini, kaynaklarını, anlayışını, kısaca toplumun dehasını temsil eden, ulusal varlığını, düşüncesini, kültür ve sanatını kuran değerleri küçümsemiş, aşağılamış, bunları araştırma ve inceleme gereği duymamıştır.

Yazıyı çok uzatacağı için kitaptaki mükemmel alıntılara yer veremedim. Bir sonraki yazının konusu o olacak. Kitabı buradan satın alabilirsiniz. Okumamız gereken bir kitap olduğuna inanıyorum. Bu eserin bir de çizgi filme uyarlanmış hali var. Çocukken rast geldiğimiz çizgi filmlerden. Buradan izleyebilirsiniz.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın