Hegel ve Marx Diyalektiği Arasındaki Farklar

Hegel ve Marx tarihin efendi köle diyalektiği sonucu hareket ettiğine ve bu hareketin sonsuza kadar devam etmeyeceğine inanırlar. İkisi de tarihin bir sonu olduğuna inanmışlardır. Fakat bu son Hegel ve Marx için farklı aşamalardır. Hegel ve Marx diyalektiği farklı şeyler değildir. Marx Hegel’in diyalektik anlayışını kabul eder fakat fark sürecin varacağı yer konusundaki düşünceleridir. Yazıda Marx ve Hegel’in nerede ayrıştıkları üzerinde durulmuştur.

Bütün devletler belli aşamalardan geçerler. Bu aşamalar ikisinde de ortaktır. Tüm devletler tarihi olarak hangi süreçlerden geçerler?

Karl Marx, Kapitalin ilk baskısının önsözünde şu saptamayı yapmıştı: “Endüstriyel bakımdan daha gelişmiş ülke daha az gelişmiş olana kendi geleceğinin bir aynasını sunar.” Bu, bilinçli ya da bilinçsiz olarak modernleşme teorisinin de çıkış noktası olmuştur. Modernleşme teorisinin sözcüleri gerek Marx’a gerekse Weber ve Durkheim gibi sosyologlara baş vurarak, endüstriyel gelişmenin belli ve kurallı bir büyüme şemasına göre gerçekleştiğini ve farklı ülke ve kültürlerde zaman içinde aynı toplumsal ve politik yapıları ortaya çıkardığını öne sürdüler.

Tarih iyiye doğru gider ve efendi köle diyalektiği sonucu gittikçe daha karmaşık ve eşitlikçi toplumlar ortaya çıkar. İlkel kabile toplumu, teokrasi, monarşi, feodal aristokrasi gibi aşamalardan sonra bir denge oluşacak ve tarih sona erecektir. Efendi ve köle arasında çelişki kalmadığı için yeni bir toplum biçimi ortaya çıkmayacaktır.

Marx, Hegel’den bütün insan olaylarının temel tarihselliği düşüncesini, insan toplumunun zaman içinde ilkel yapılardan başlayarak giderek daha karmaşık ve yüksek biçimlere doğru geliştiği düşüncesini ödünç aldı. Ayrıca, tarihsel sürecin temelde diyalektik geliştiği, politik ve toplumsal örgütlenmenin eski biçimlerinin, zamanla su yüzüne çıkan ve eski sistemin yerini daha yüksek bir örgütlenme biçimine terketmek zorunda bırakan iç çelişkilerin damgasını taşıdığı konusunda da Hegel ile aynı görüştedir. Ve Marx Hegel’in tarihin bir sonu olduğu inancını da paylaşır. Hegel gibi o da, tarihi sona erdirecek çelişkisiz nihai bir toplumu öngörür.

Hegel tarihin sonu olarak liberal devleti Marx ise komünist devleti görür. Çünkü Marx’a göre liberal devlette efendi ve köle arasındaki çelişki sona ermemiştir.

Marx ve Hegel tarihin sonunda farklı toplum biçimleri beklerler. Marx, liberal devletin temel bir çelişkiyi, burjuvazi ile proletarya arasındaki sınıf çelişkisini çözemediği görüşündedir. Liberal devletin evrensel özgürlüğü değil, yalnızca belli bir sınıfın, yani burjuvazinin özgürlüğünün zaferini temsil ettiğini söyler, Hegel’in tarihselciliğini Hegel’e karşı kullanır.

Hegel, yabancılaşmanın insanın kendisiyle olan ve kendi kaderi üzerindeki denetimini kaybetmesine yol açan çatışması tarihin sonunda liberal devlette mümkün olan özgürlüğün felsefi kavranışıyla uygun bir çözüme ulaşacağına inanır. Buna karşılık Marx, kendi yarattığı sermaye kendisinin tanrısı ve efendisi haline geldiği ve kendisine hükmettiği için, insanın liberal toplumlarda da kendisine yabancılaşmış kalmaya devam ettiği görüşündedir.

Hegel oy verme ve temel hakların tanınması sonucu kölenin artık kendi efendisi olduğunu ve çelişkinin bittiğini söyler. Marx ise kölenin efendi olmadığını burjuvanın efendi olduğunu ve herkesin efendi olacağı bir evrensel sınıf olması gerektiğini savunur. Bu sınıf da Marx’a göre işçi sınıfıdır.

Hegel’in, bütün halkın çıkarlarını temsil ettiği için “evrensel sınıf” olarak nitelendirdiği liberal devletin bürokrasisi, Marx’a göre, yalnızca sivil toplumdaki kısmi çıkarları, topluma egemen olan kapitalistlerin çıkarlarını temsil etmektedir. Filozof Hegel “mutlak özbilince” ulaşamamıştır, yalnızca kendi zamanının bir ürünü, burjuvazinin savunucusudur. Marks’m görüşüne göre, tarihin sonuna ancak gerçek “evrensel sınıfın, poletaryanın zaferiyle ulaşılacaktır. Sosyalist ütopyaya göre sınıf savaşı ancak o zaman nihai olarak sona erecektir.

Çünkü zenginlik ne kadar çok olursa olsun, her zaman görece yoksul insanlar olacaktır ve onlar bu nedenle öteki yurttaşların gözünde daha az insanlık onuruna sahip olacaklardır. Başka bir deyişle, liberal demokrasi eşit haklara sahip yurttaşları eşit kabul etmemeyi sürdürmektedir.

Marx işçi sınıfının sürekli yoksullaşacağını öngörmüştür. (Bugün hatalı öngörülerinden biris olduğunu biliyoruz.) Bu da bir çelişkidir.

Örneğin, kapitalist toplumda proletaryanın sürekli yoksullaşması, Marx’a göre yalnızca bir “problem” değil, aynı zamanda bir “çelişki”ydi, çünkü O’nun görüşüne göre bu, kapitalist toplumun bütün yapısını havaya uçuracak ve yerine başka bir toplumun geçmesini sağlayacak devrimci bir duruma yol açacaktı.

Yazıdaki alıntılar Francis Fukuyama’nın Tarihin Sonu ve Son İnsan kitabından alınmıştır. Yazıda Hegel ve Marx diyalektiği arasındaki farklar, daha doğrusu diyalektiği yorumlama biçimleri arasındaki farka yer verilmiştir.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın