Hegel ve Savaş

Kimi düşünürlerin savaşın kimi olumlu yanlarına dikkat çektiğinden daha önce bir yazıda bahsetmiştim. O yazıda Hegel ve savaş hakkında kısa bir bilgi vardı fakat konu ayrıntılı değildi. Hegel savaş konusunda üzerine düşünmeye değer sözler söylüyor. Tarihin Sonu ve Son İnsan kitabından şu alıntılara bakalım:

Devletler savaşmaya devam etmelidir. Bu düşünceye göre sürekli düşmana gereksinim vardır. Sanıyorum Celal Şengör gibi isimler (Karl Popper‘a hak vererek) bu nedenle Hegel’i olumsuzlamaktadır.

Hegel, yorumcusu Kojeve’den farklı olarak, tarihin sonundaki barış ve refahın insanın kendi insanlığından gurur duyma gereksinimini mutlaka karşılayacak olmadığının bilincindeydi. İnsan, sürekli olarak gerçek yurttaş olmaktan çıkıp salt bir bourgeoitfya dönüşerek yozlaşma ve özsaygısını yitirme tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Hegel’e göre hakiki yurttaşın ayırt edici özelliği ülkesi için ölebilmektir. O nedenle, tarihin sonunda devlet askerlik görevini kaldıramaz ve savaş yapmaya devam etmelidir. Düşüncesinin bu yanı, Hegel’in militarist olarak suçlanmasını getirmiştir. Ama Hegel hiçbir zaman savaşı kendi başına kutsamamış,onu insanın en önemli kaderi olarak görmemiştir.

Hegel’e göre savaşın yani ölüm korkusunun olmadığı yerde insanlar bencilleşir ve idealler kalmaz.

Hegel’e göre savaş daha çok karakter ve topluluk üzerindeki yan etkileri yüzünden önemlidir. Savaş ve talep ettiği kurbanlar olmadan insan, Hegel’e göre, yumuşar ve bencilleşir, toplum açgözlü bir hazcılığa (hedonizm) batar ve sonunda dağılır. İnsanın efendisi olarak, ölüm korkusu, eşi bulunmaz bir kuvvettir. Ölüm korkusu insanı bencillikten kurtarabilir ve ona, yalıtlanmış bir atom olmadığını, ortak ideallere dayalı bir topluluğa ait olduğunu hatırlatır. Her yirmi yılda bir kendi özgürlüğü ve bağımsızlığı için kısa, kararlı savaşlar yürütebilen bir liberal demokrasi, sürekli barış içinde yaşayan bir liberal demokrasiden çok daha sağlıklı ve hoşnut olurdu.

Savaş önemli olanla önemsiz olanı ayırt etmeyi sağlar.

Hegel’in savaşa ilişkin görüşleri, savaşa katılan birçok insanın yaşadığı bir deneyimi yansıtmaktadır: İnsan savaşta büyük acılar çeker, son derece büyük bir mutsuzluk ve korku duyar, ama bunu bir kez atlattıktan sonra herşeyi yapyeni bir açıdan görür. Sivil yaşamda normal olarak kahramanlık ve özveri olarak görülen şeyler onun için son derece olağan hale gelir, dostluk ve yiğitlik onun gözünde yeni ve daha canlı bir anlam kazanır, kendisinden çok daha büyük bir şeye katılmış olduğu düşüncesi sonraki yaşamını değiştirir.

Örneğin, yazar Bruce Catton modern çağın kesinlikle en kanlı ve en korkunç çatışmalarından biri olan Amerikan İç Savaşı‘nın sonuyla ilgili olarak şunları saptıyordu: “Savaştan sonra ötekiler gibi evine döndüğünde ve bütün ordular halkın yüreğiyle kaynaşırken, Sherman gazilerinden biri uyum sağlamada biraz zorlandı. Adamlar her yerde bulunmuş ve her şeyi görmüşlerdi ve önlerinde daha uzun bir yaşam durmasına karşın en büyük deneyimlerini tamamlamışlardı. Önlerindeki barış döneminde ortak bir amaç bulmak zor olacaktı…

Soğuk Savaş Dönemi’nde birçok bilimsel gelişme yaşanmıştı.Savaş teknolojinin ve bilimin gelişmesini sağlayabilir.

Hegel’in düşünceleri çok çekici olsa da unutulmamalı:

Savaş 20. yüzyılda hiçbir şekilde yiğitlik ve yaratıcılığı teşvik etmedi, tersine cesaret ya da kahramanlık gibi kavramların insanların gözünde yıpranmasını getirdi ve kendisine tanık olan herkeste derin bir yabancılaşma ve kargaşa duygusu yarattı. Eğer insanlar gelecekte gene barış ve refahtan bıkıp yeni thymotik mücadele ve meydan okumalara atılacak olursa, sonuçlar olasılıkla çok daha korkunç olacaktır.

Hegel toplumlar için savaşı kaçınılmaz görmektedir. Çünkü toplumlar varlıklarını kabullendirmek için ölüm kalım mücadelesine girecektir ve bu mücadele tarihin sonuna kadar tekrar edecektir. Efendi köle diyalektiği der buna Hegel. Hegel ve savaş üzerine düşünceleri büyük tehlikelere neden olabilir.

Admin hakkında 325 makale
Öğretmen, sosyal bilimler meraklısı, sadeleştirme uzmanı.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın