İhtilallerin Değişmez Kanunu: Tasfiye

Her büyük ihtilal belki de büyük olay sonucu bu işi gerçekleştirenler arasında yol ayrımı belirir. “Devrim kendi evlatlarını yer.” denilen durum budur ve bu bir kanundur. Bunun nedenlerini Şevket Süreyya Aydemir şöyle açıklıyor:

Önderliğe giden süreçte hayatını ortaya koymuş olmak

Önder kadro, ihtilâlden Önce önder olmayan insanların, ihtilâlin gelişmesi ve olayların akışı içinde sivrilmeleri, ön safa geçmeleri, önderleşmeleri demektir, önderleşmek, öyle bir oluştur ki, olayların sivrilttiği her şahsiyet, ihtilâlin akışı içinde sorumluluklar yüklenmiştir. İhtilâlin tarihinde müdahaleleri olmuştur yahut kader tayin edici anlar yaşamıştır.

İhtilâlin zaferine; kendi ruhundan, kendi kanından, kendi alın terinden bir şeyler katmıştır. Şu halde İhtilâlin yapısında onun; ihtilâle az çok şekil verici bir hakkı var demektir. Çünkü ihtilâl uğruna baş koymuştur. Onun uğrunda tehlikelere katlanmıştır. Kendisi hakkında belki de ölüm fetvaları çıkarılmıştır. Bu fetvaları çıkaranların ellerine düşseydi belki ölecekti de…

İhtilalin gerçekleşmesinde kesin bir rolü olan kişi kendini, ihtilalin kimsenin ayıramayacağı bir parçası olarak görür.

İşte bütün bu hizmet veya mihnetlerin sonucu olan hak sahibi olmak duygusu, önder olmak ve öyle kalmak ihtirası, hizmet gururu, bir ihtilâle ön safta katılanları ister istemez sarar. Bundan tabii bir şey de yoktur. Gerçi her ihtilâle karışanın bu önderlik vasıf ve hizmetleri bir değildir. Ama kritik bir anda, mesela muharebenin neticesine tesir edebilecek bir safhada, bir boğazı kapatıp düşmanı geçirtmeyen savaşçının, bütün harp boyunca başka hizmet fırsatı bulamasa bile, o günkü hizmet ve müdahalesinden duyduğu gurur, onun bütün ömrü boyunca sürebilir, ihtilâlde de böyledir.

Başkumandandan başlayarak, asker ve sivil bütün ihtilâlci hiyerarşiye derece derece inen ve bu hiyerarşide yer alan insanları derece derece saran öyle hak ve gurur kompleksleri teşekkül eder ki, İhtilâl muzaffer olunca bu şahsiyetlerin her biri, kendini bu eserin, ona şekil veren bir sanatkârı, bu eserin ayrılamaz, kimse tarafından ayırtılamaz sahiplerinden biri, bu eserin parçası, hatta bütünü sayar.

İhtilâl kadrosunun, her ihtilâl sonrasında kaçınılmaz görünen kendi içinde parçalanma kanuniyeti

Bu insanların her biri öyle düşünür ki, eğer kendisi olmasaydı bu eser noksan kalır ve belki zafere ulaşamazdı. Hem gerçek, belki de az çok öyledir de… Parçalanma kaçınılmazdır. tarihte hemen hiçbir ihtilâl bu akıbetten kendini kurtaramamıştır. Bu konuda çeşitli örnekler veren ilkçağ ihtilâllerini bir yana bıraksak bile, çağımızın malı sayılan Büyük Fransız İhtilâlinde, yakın Rus ihtilâlinde, Hitler’in zuhurunda Amerika memleketlerinde, yahut Ortadoğu’daki Irak’ta, Suriye’de, Mısır’da, Cezayir’de görülenler, bu kanuniyetin hep birer doğrulayıcıdırlar.

Müşterek düşmanın ve müşterek tehlikelerin artık yok olması

İhtilâlin akışında ihtilâlciler müşterek sloganlarla; müşterek düşman, müşterek tehlike karşısında ve bir kader birliği içindedirler, ihtilâl hedefine ulaşınca bu müşterek bağlar gevşer, hatta silinir. O zaman iş ve hedef birliğinin yerini, işlerin normal veya normale yakın şartlar içinde bölünüşü, görev ve mesuliyetlerin; savaşkanlık hatıralarına ve savaş devrinin ölçülerine göre dağılışı alır. Bu hem bir ganimetler taksimi, hem de tek bir şef etrafında itaatli bîr hiyerarşiye vücut vermek işidir.

Bu safhada tek irade ve tek önder hemen her ihtilâl sonrasının, normal nizamına ulaşıncaya kadar bir otorite şeklidir, işte Önder kadro bu safhada parçalanır. Çünkü bu tek irade sahibi ve tek önder kim olacaktır? Onun yakın çevresini kimler teşkil edecektir?… Yeni Şefin Apotre’ları kimler olacaktır? Şefin ilk çabası, ister istemez bir tasfiyeye yöneliş olur.

Yazı Şevket Süreyya AYDEMİR’in Tek Adam kitabının üçüncü cildindeki “Lider Kadronun Tasfiyesi” başlıklı yazısından alıntılanmış ve kısaltılmıştır.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın