Açık Kültür, Sosyal Bilimler

İktidarın Doğası Üzerine (SAE)

Büyük bir mitinge katılmış ya da denk gelmiş olanlar veya “mühim” bir adamla tanışmış olanlar iktidarın farklı, istediğini alan ve insanı etkileyen doğasından bir şeyler sezmişlerdir. “Mühim” adamla tanışmanın insanı şevklendirdiği ve onda mal ve makam isteğininin çoğalmasını sağladığını okumuştum. Büyük adamdan etkilenmek elbette menfaat düşüncesinden ayrı tutulamaz. İktidarın doğası bir sosyal bilimler meraklısı olarak ilgi alanlarımdan biri. Monark ve Korku, Cadılar Ve Mesih yazıları gibi bu yazı da birey iktidar ilişkisi üzerine. Bu yazının farkı ise demokrasiyle ilgili olması kaynağının yerli edebiyatımız olması.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde Halit Ayarcı’nın, bir muhalefet partisi lideriyle restoranda karşılaşmalarının anlatıldığı bölüm vardır. Kitabı okuyanlar bilir ki Halit Ayarcı bir büyük adam arketipidir. Fabrikaları vardır, iktidar partisi liderleriyle de muhalefet partisi liderleriyle de görüşür. Etrafındakiler Halit Ayarcı’ya çok önem verirler. Halit Ayarcı’nın etrafındakilerin birbirlerine verdikleri önem bile Halit Ayarcı’ya yakınlıkları ile orantılıdır.

Halit Ayarcı tipik bir iktidardır ve etrafındakiler onun doğasından etkilenirler. Bahsettiğim restoran sahnesinde ise Halit Ayarcı’dan daha çok güce (iktidara) sahip bir karakter ve bu karakterin sıradan bir vatandaş olan Hayri İrdal’ın ruhunu nasıl etkilediği anlatılır. Tabii Ahmet Hamdi Tanpınar romanda bunları Hayri İrdal üzerinden mizahi bir dille ele alır.

Kalantor zat benimle teşerrüf ettiği için son derece mesuttu. Birdenbire yüzünde bir çocuk tebessümü belirdi. Belli ki bu saadeti bana birkaç kelime ile anlatacaktı. Fakat birdenbire masanın üstündeki barbunyalar dikkatini çekti. Ben biraz daha bekleyebilirdim. Fakat barbunyalar bekleyemezdi. Onlar beklerlerse soğurlardı. Soğuk barbunya ise hiçbir işe yaramazdı. Halit Ayarcı’nın omuzundan çektiği eliyle bir tanesini aldı ve hep aynı mesut çocuk tebessümüyle ağzına götürdü. Fakat beni unutmadı, unutmamıştı ve unutmayacaktı da. Bunu göstermek için serbest olan sol elini benim omuzuma koydu ve hep aynı tebessümle yüzüme baktı.

Beni sevmişti. Ben bu teveccühün, iltifatın altında üç santim kadar döşeme tahtasına gömüldüm. O, hep aynı muhabbetle yüzüme bakıyordu. Konuşmağa lüzum yoktu, anlaşıyorduk. Beni sevmişti. Ben de onu sevmiştim.

Biz tekrak yerimize oturduk. Doktor Ramiz’in yüzü sevinçten kıpkırmızıydı. Ben, en aşağı dördüncü kat gökte Hazreti İsa ile sarmaş dolaştım. Niçin olmasın? Bu samimiliğe, bu iltifata taş olsam yine dayanamazdım. Bir ara sol omuzuma baktım. Mektep kitaplarındaki Asur tanrılarının omuzları gibi nur içinde bakıyordu. Ben, Hayri İrdal, bu biçare hayat artığı, bu iltifata mazhar olayım! Bu akıl alacak şey değildi. Rabbim, ne büyüksün sen!

Bu bir hulul hadisedir.

Zatın tek yaptığı Hayri İrdal’ın omzuna dokunarak masada duran barbunyayı yemektir. Başkalarının masasındaki barbunyayı yemesi hoş bir durum değildir fakat iktidarın doğasının bir parçası olsa gerek hem istediğini almış hem de insanlar bundan memnun olmuştur. İktidardan düşmüş olsa bile düşmüş gibi değildir. “Çünkü kudreti benimsemiştir. Daha doğrusu kudret denen şey onu benimsemiştir. Âdeta beraberlerinde gezer.” İktidarı elde etmiş kişiler birbirlerine benzerler çünkü iktidar hüviyetlerine sinmiştir. “Bu bir hulul hadisedir.”

Hulul kelimesinin kullanılması çok önemlidir çünkü Hayri İrdal iktidarla temas ettikten sonra kendinde meydana gelen değişimi türbelerde bulamadığını anlatır. İktidarla temas ettikten sonra tüm sıkıntıların kurtulduğunu, kendini güvende ve özgür hissettiğini, yaşam dolu olduğunu söyler. Halbuki iç sıkıntını gidermek için daha önce onlarca türbeye gitmiştir. İktidarın doğası ile ilgili bir meseleden bahsederken konuyu türbeye getirmesi tesadüfi değildir.

Mübarekler ve devletliler

Mübarekler ve devletliler arasındaki bir fark vardır. Türbelerine gidilen mübarekler dünyada mala kıymet vermemiş, ömrünü nefis terbiyesine vermiş, eline geçen üç beş kuruşu başkalarına dağıtmış insanlardır. Devletliler ise bir anlamda mübareklerin zıttıdır. İktidarın doğasını şu paragraflarla anlatır yazar:

Devletli hiç de bu cinsten, yani nefis, ruh terbiyesi diye kendini azaba sokacak, kısmetini köreltecek, ebedî saadetler uğrunda dünya nimetlerini tepecek insanlardan değildi. Bilâkis hoşuna gideni kapan, alan, yiyen, öğüten ve bunları yaptıktan sonra da gerisini arayan, bulamayınca canı sıkılan takımdandı. Ömründe hiçbir riyazet yapmadığı, en çetin hastalıkları bile perhizsiz yendiği aşikârdı. Masamıza bakışı, iltifat tarzı, barbunyaları derhal görmesi, benim tabağımda, çatalımda takılı duran midye tavasını bile lahzada fark edişi, kısmet ve nimet tarlalarının üzerinde nasıl şahinler gibi süzüldüğünü kendi malını velev âharın elinde olsa dahi nasıl seçip aldığını iyice gösteriyordu. Hayır, o başka çeliktendi. Bu iş için yaratılmıştı.

Düşünün bir kere, koskoca Büyükdere’de, bu lokantada, kahve köşelerinde yarı aç, yarı tok ömrünü geçiren Hayri İrdal’ın tabağındaki tek midyeyi bile, yemeğe kıyamadığı, tam lezzetine varmak için önünde tuttuğu tek midyeyi bile hoşuna gidince almakta tereddüt etmiyordu. Ve o böyle yaptığı için de Hayri İrdal dünyalar kadar mesuttu, yıllardan beri kendisini tanıyan dostu Doktor Ramiz ona bu yüzden âdeta gıpta ile bakıyor, âdeta onu kıskanıyordu. Elbette böyle bir adamla karşılaşma, göz göze gelme bir uğur, bir saadetti. Elbette insana bu yüzden birtakım iyilikler gelecekti. Nitekim öyle oldu. O geceden sonra, hattâ o gece içinde hemen hemen hayatımın mahreki ve mânası değişti.

Şunu önemle belirtmek gereği duyuyorum. Romanda eleştirilen de işte bu Hayri İrdal’ın değişimidir. Hayri irdal bu doğaya sahip değilken, hocası Muvakkit Nuri Efendi’nin söylediklerini dinlerken mesuttu. Bu değişimin sonunda ortaya çıkan insan büyük bir alayın konusudur romanda. Yazarın iktidarın doğasını övdüğünü düşünmek hata olacaktır. Benim anladığım bu en azından. İktidarın doğası böyle birkaç satıra sığdırılabilecek bir konu değildir tabii fakat Ahmet Hamdi Tanpınar sanıyorum meselenin derinini vermiştir.

Yazdıklarım kısaltılmıştır ve kitabın harika üslubunun yok olmasına neden olmuştur. Kitabı buradan satın alıp okuyabilirsiniz. Roman olarak birden fazla okuduğum tek kitaptır.

Bir Cevap Yazın

Theme by Anders Norén