Açık Kültür, Sosyal Bilimler

İnsanın Algoritması ve Felsefi Zombi

Yazıya başlamadan önce, bu yazının konusunun temelini oluşturan Canlılığın Algoritması ve Algoritmanın Sınırı yazısına bakmak yararlı olacaktır. İnsanın bir algoritma olduğunu ve bazı alanlar için onun biricikliğinin bir mit olduğunu kabul etmemizi için bazı sebepler olabilir. En azından bu biricikliğin sandığımız nedenlerden ötürü değil, biyolojik ve sosyal bazı nedenlerden geldiğini kabul edebiliriz. Hayatın biricikliği kesindir fakat hayatı yaşama şekli belli algoritmalara göre gerçekleşir.

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi bize insan yaşamının nasıl yaşanacağıyla ilgili genel bir formül verir. İnsan önce güvenlik ve barınma gibi temel ihtiyaçlarına yönelirken daha sonra Maslow’un üst ihtiyaçlar dediği saygı görme ve kendini gerçekleştirme gibi ihtiyaçlarına yönelir. İnsanın bu yönelimleri elbette bulunduğu topluma uyum içinde olması gerektiği için aynı motivasyonla yapılan hareketler farklı uygulamalar ortaya çıkarabilir. Örneğin bir Afrika kabilesinde saygınlık kazanmak için portlaç törenlerinde rakip kabileden daha fazla hediye dağıtmak gerekirken bir Batı toplumunda bir resim tablosuna servet ödemek gerekebilir.

Bir Homo Sapiens olan insanın temel istek ve ihtiyaçları değişmemekle birlikte ve hatta çoğu zaman diğer canlıların temeldeki istek ve ihtiyaçlarından çok da farklı değildir. Canlılık, organizmanın istekleri doğrultusunda yapılan atılımların bir toplamından ibarettir. Evlenmek, çocuk sahibi olmak istemek ya da saygınlık ihtiyacı insanlar için ortaktır ve bu ihtiyaçlar farklı hatta zaman zaman birbirinin zıttı görünecek şekilde tezahür edebilir.

Bilinci açıklamak ya da aldatmak

Karnımızın acıkmasına karar veremediğimiz gibi canımızın ne çekeceğine de tam olarak karar veremiyoruz. Belki de bağırsak bakterilerimizin istekleri ağır basıyor ve o anda ne yemek istediğimizi seçiyoruz. Teknoloji geliştikçe alt sistemlerden gelen istekleri düzenlemek mümkün olabilir. Eğer daha fazla protein tüketmek bizim için iyi olacaksa bakterilerin isteklerini bir şekilde düzenleyebiliriz. Cesur Yeni Dünya’da olduğu gibi istek ve ihtiyaçlarımızı çıkarlarımıza göre düzenleyebiliriz belki.

İnsan alt algoritmalarıyla birlikte toplamda bir algoritmadan ibaretse bu bazı etik tartışmaları gündeme getirebilir. Fakat unutulmamalıdır ki Google gibi şirketler için insanlar “id” lerden ibarettir ve ne yapabilecekleri gayet tahmin edilebilirdir. Netflix karşımıza neden dram değil de süper kahraman filmi çıkarması gerektiğini bilir. Hangi saatlerde ne dinleyeceğimizi Spotify tahmin edebilir. Anlaşılmaz canlılar olduğumuzu düşünmeyi severiz fakat borsalarda bir sisteme göre değil de içgüdülerimizle hareket ettiğimizde başımıza ne geleceğini az çok biliriz.

Kitleleri yönlendirme ve kontrol etme ile ilgili metinlerin hep birbirine benzediğini görmek bu açıdan şaşırtıcı değildir. İnsanla ilgili genel çerçeve belirlidir. Yemekler ve dil üzerinde bu kadar birleşebilmemizin nedeni de aynıdır. Hatta kıskançlık ve gurur gibi davranışları hayvanlarda da görmek ilginçtir.

Fizik ve metafizik içinde insan ya da felsefi zombi

İnsanı ya da insan zihnini tamamen nedenselliğe dayalı, fiziksel bir canlı olarak düşünmeyi zorunlu kılar bu yaklaşım. Kendimiz gibi insanlar yapabileceğimiz fikrine bile varabiliriz. İyi ama insan bilinci ya da alt sistemleri sadece madde ile açıklanabilecek şeyler midir? Ruh ya da metafiziksel bir birleşeni yok mudur onun? Onu tıpkı labaratuvarda üretilen bir ete indirgemek doğru mu? Bana kalırsa bu tür sorular ve dolayısıyla felsefi zombi tartışması boşunadır çünkü maddi dünyayı anladığımız ve onda anlaşılmayacak bir şey bulamadığımız yanılgısına sürükler bizi.

İnsan zihni ya da insan tamamen fiziksel durumlarla ilgilidir. Karbonları aynı şekilde dizersek aynı sonucu alacağızdır fakat karbonlar nasıl dizilir ya da kuantum boyutunda madde dediğimiz şey nedir? Bu soruların cevabını biliyormuş gibi zihni metafizik bir şeylerle ilişkilendirme çabası doğru olmayabilir. Metafiziği, fiziğin ötesi olarak değil henüz ulaşılamamış bölümleri olarak düşünmek bana çok mantıksız gelmiyor. Henüz ulaşılmamış alanın büyüklüğü elbette tartışma konusu.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: