Irkçılıktan Kültürcülüğe

Eğitimin farklılıkları kabul etmek hedefini dikkate aldığımızda okullarda bu tuzağa düşülmemelidir. Irkçılığın, etnisite ve kültür gibi yeni kelimelere bürünmesi tehlikesi söz konusu. Hepsinin temelinde “öteki düşmalığı” vardır.

“Jones bu kitapta Hindu ayinlerinin kutsal dili haline gelmiş olan Sanskritçe ile Yunan ve Latin dilleri ve ayrıca Gotça, Keltçe, Eski Farsça, Almanca, Fransızca ve İngilizce arasındaki şaşırtıcı benzerliklere işaret etti. Örneğin anne Sanskritçe’de “matar”, Latince’de “mater,” eski Kelt dilinde “mathir” ve İngilizce’de “mother”dı. Jones bütün bu dillerin, şu an unutulmuş eski ortak bir dilden türemiş olması gerektiği fikrine ulaştı ve böylece sonradan Hint-Avrupa dil ailesi olarak tanımlanacak şeyi ilk tasvir eden kişi oldu.

The Sanskrit Language çığır açan bir kitaptı ve Jones’un cesur (ve sonradan haklılığı anlaşılan) hipotezlerini içerdiği gibi yazarın farklı dilleri karşılaştırmak için geliştirdiği sistematik metodoloji de önemliydi. Bu yöntem sonradan başka akademisyenler tarafından da benimsendi ve böylelikle dünyadaki tüm dillerin gelişimi sistematik olarak incelenebildi.

William Jones tüm Hint-Avrupa dillerinin ortak eski bir dilden türediğini iddia edince, pek çok araştırmacı bu dili konuşanların kim olduğunu bulmaya çalıştı. Sanskritçe konuşan ilk topluluğun, üç bin yıl önce Orta Asya’dan gelerek Hindistan’ı işgal eden ve kendini Arya olarak adlandıran halk olduğunu fark ettiler. En eski İran dilini konuşanlar da kendilerine Airiia diyorlardı. Avrupalı araştırmacılar, bundan dolayı hem Sanskritçe hem de Farsçanın (bu arada Yunanca, Latince, Gotça ve Keltçenin de) doğumuna sebep olan bu eski dili konuşanların kendilerine Aryanlar demiş olması gerektiğini düşündüler.

Tüm bu muazzam Pers, Yunan ve Roma uygarlıklarını kuranların hepsinin Aryan olması bir tesadüf olabilir miydi? Sonrasında İngiliz, Fransız ve Alman araştırmacılar, bu çalışkan Aryanlarla ilgili dilbilim teorilerini, Darwin’in doğal seçilim teorisine eklediler ve Aryanların sadece bir dilsel grup değil, biyolojik bir yapı da olduğunu iddia ettiler: bir ırk. Üstelik herhangi bir ırk da değil, uzun boylu, açık renk saçlı, mavi gözlü, çalışkan ve rasyonel insanlardan oluşan, kuzeyin sisli topraklarında ortaya çıkıp tüm dünyaya kültürü yayan üstün bir ırk. Maalesef Hindistan ve İran’ı işgal eden Aryanlar, bu topraklardaki yerlilerle evlenerek açık tenlerini, sarı saçlarını ve bunun yanında elbette çalışkanlıklarıyla rasyonelliklerini kaybetmişlerdi, bu yüzden de Hindistan ve İran uygarlıkları çöktü. Avrupa’daysa Aryanlar ırksal saflıklarını korudular, bu sayede Avrupalılar tüm dünyayı fethetmeyi başardı, ve eğer daha aşağı ırklarla karışmamak için yeterince önlem alırlarsa, bu ırkları yönetmeye uygunlardı. On yıllar boyunca önemli ve saygın bulunan bu tür ırkçı teoriler, şimdilerde siyasetçiler ve bilim insanları arasında adeta lanetlenmiş durumdadır.

Irkçılık öteki düşmanlığıdır ve tarihsel kökenleri olduğundan zaman zaman yeni maskelerle karşımıza çıkar.

İnsanlar hâlâ ırkçılığa karşı kahramanca mücadele ederken, cephenin değiştiğini ve emperyal bir ideoloji olarak ırkçılığın yerini “kültürcülük”un aldığını gözden kaçırıyorlar. Böyle bir kavram yok, ama yaratmanın zamanı artık geldi. Günümüzün seçkinleri arasında, değişik insan grupları arasındaki farkları, biyolojik değil kültürel farklara atfetmek çok yaygındır. Artık “bu onların kanında var,” değil, “onların kültürü böyle,” diyoruz. Müslüman göçlerine karşı çıkan Avrupalı sağ partiler, bu yüzden ırk terminolojisi kullanmaktan kaçınıyorlar.

Örneğin, Marine le Pen’in konuşmalarını yazanlar, eğer Milli Cephe liderinin televizyona çıkıp, “bu aşağı Samilerin, Aryan kanımızı sulandırarak medeniyetimizi bozmalarını istemiyoruz,” demesini teklif etseydi yaka paça kovulurlardı; oysa bunun yerine şimdi Fransız Milli Cephe, Hollanda Özgürlük Partisi, Avusturya’daki Gelecek için İttifak ve bunlara benzer kurumlar, Batı kültürünün Avrupa’da geliştiği hâliyle demokratik değerler, hoşgörü ve cinsiyet eşitliği üzerine kurulduğunu; buna karşılık Ortadoğu’da gelişmiş Müslüman kültürünün hiyerarşi, fanatiklik ve kadın düşmanlığı üzerine kurulu olduğunu iddia ediyor.”

*Sapiens / Yuval Noah Harari.

Irkçılık ve ırkçılığın şekil değiştirmesi üzerine esşiz bir yazı.  Kitabı buradan inceleyebilirsiniz.

Admin hakkında 325 makale
Öğretmen, sosyal bilimler meraklısı, sadeleştirme uzmanı.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın