Şirazi, Sosyal Bilimler

İstek ve Hareketin Metafiziği

Spinoza’nın “Havaya atılan bir taş eğer konuşabilseydi yere düşerken kendi isteği ile yere düştüğünü sanırdı.” sözü meşhurdur. Özgür irade üzerine söylenmiş bu sözle filozof ne demek istiyor emin değilim fakat karmaşıklık dediğimiz şeyin üst üste binmiş basitlikler olduğunu bilmek bu sözün anlamına bizi götürebilir.

Steven Pinker bunu açıklamak için pembe rengin karmaşık göründüğünü ama aslında kırmızı ve beyazın bir karışımından başka bir şey olmadı ile örneklendirir. Fraktallar gibi, hep aynı açı ile kalemi oynattığımızda karşımıza çok karmaşık görünen bir yapı çıkar ama halbuki tek bir basit hamlenin defalarca tekrarıdır karşımıza çıkan şekil. Bu basit ama güçlü tespit zaman zaman karşımıza çıkan şu sorunun da cevabını verecektir. Kendi başına bilinci olmayan atomlar nasıl oluyor da bilinçli varlıkları meydana getiriyorlar?

Bilinç konusuna gelmeden önce karmaşıklığın anlamlandırmayı zorlamasıyla ilgili belki de felsefenin en önemli iki konusu olan isteme ve hareket üzerinden devam edeceğim. Öncelikle istemek nedir ve istemek mümkün müdür? İstemenin basitten karmaşığa doğru doğasıyla ilgili sırasıyla şu soruları sormalıyız. Taş bir şey ister mi? Spinoza’nın taşı mesela. Taş bir şey istemese bile taşın atomlarındaki elektron dağılımının belli bir kurala göre olduğunu biliriz. Bu bir isteğin sonucu değil, bir kanunun gereğidir elbette.

Mıknatıs ve solucan için istemek söz konusu mudur?

İşleri biraz karmaşıklaştırmaya başlarsak, mıknatıs demiri istediği için mi çeker yoksa bir kanun gereği mi? Covid-19 insana istediği ya da istemediği için mi bulaşır yoksa bir kanun gereği mi? Virüsten daha karmaşık bir canlıya geçelim. Bir solucan hareketlerini bir istek ve irade doğrultusunda mı yoksa kanun gereği mi yerine getirir? İkiye bölündüğünde iki farklı canlı olarak yaşamaya devam eden bir şey solucan unutulmamlı. Solucanın sahip olduğu alt sistemler, kanunlar bütünü olarak solucanın eylemlerine yön veriyor demek yanlış olmaz sanırım. Kolonisine rest çeken bir karınca düşünülemez.

İşi biraz daha ileriye getirelim. Bir horozun kendi istek ve iradesi var mıdır yoksa yaptıklarını kendi alt sistemlerini yerine getirmek için mi yapar? Suya doğru hareket, yeme doğru hareket, diğer tavukları etrafında toplamaya yönelik hareket, diğer horozlarla rekabet vs. Yeni doğan kaz yavruları ya da civcivler anneden ayrılmazlar. Bu anneyi takip etme içgüdüsü bir isteğin mi yoksa bir kanunun mu gereğidir? Burada içgüdü kelimesini kullandık ve hayvanlar için genel olarak bu kelimeyi kullanırız. Hayvanların bazı davranışlarını içgüdü bazılarını istekle açıklarız. Peki sırasıyla daha karmaşık canlılara maymuna ve insana geldiğimizde aslında aynı isteklerin karmaşıklaşmış halinden söz edemez miyiz? Belli kanunlara göre işleyen alt sistemler toplamda karmaşık, istek ve iradesi varmış gibi görünen bir varlığı oluşturuyor. Fakat burada önemli olan bu isteklerin ve irade sisinin altında yatan kanunları görmektir. Eylemlerimize yön veren şey esasında alt sistemlerdeki kanunlar. Sadece yöntemler değişiyor.

İlk neden mi, ilk kanun mu?

Filozoflar uzun yıllar her şeyin bir nedeni olduğunu, bir mobilyanın nasıl bir marangozu varsa bu evrenin de bir marangozu olması gerektiğini düşündüler. Evren saatinin “tıkır tıkır” işlemesini sağlayan büyük saatçi idi Tanrı. Herhalde Antik Yunanlılar gök cisimlerinin mükemmel düzenliliğini gördüğü için ona bir tanrısallık atfettiler. Saat gibi işliyordu evren ve bu düzeni sağlayan ve oluşturan bir varlık vardı. Gece, gündüz, mevsimler, gezegenlerin hangi tarihlerde görüneceğinin belli olması, ay ve güneş tutulmalarının tahmin edilebilmesi elbette bir düzenin sonucu olmalıydı. Ay altı evrende yani yeryüzünde ise karmaşa ve kaos vardı. Tüm bu hareketi, evrenin oluşumunu başlatacak bir ilk neden olması gerekiyordu.

İlk neden arayışındaki zorluk ve çıkmaz ise şuydu; ilk hareket ettirici, ilk devindirici yani ilk nedenin sonsuza kadar sorgulanamayacağı için bir durak noktası olması gerektiğiydi. Tanrı ilk neden olarak kabul ediliyordu. O ilk nedendi. Kendi kendinin nedeniydi. Hareketi başlatan oydu. Tanrı kabulü zorunluydu bir yerde çünkü Tanrının nedeni, yani Tanrıyı neyin ortaya çıkardığı ile devam ederdi bu tartışma. Bu tartışma Antik Yunanlının kafasını çok meşgul etmişti. Onlar tanrılardan öncesini de düşünmüşlerdi. Nedensellik zincirini Hesiodos kaosa kadar getirmişti. Her şeyden önce kaos oluştu diyordu. Tanrılardan bile önce. Peki kaostan önce ne vardı, kaos nasıl oluşacaktı?

Kanun ve hareket

Bitkiler, hayvanlar ve insan için hareket ihtiyaçla doğrudan ilgilidir. Hareket her zaman bir ihtiyaç sonucu ortaya çıkar. İngilizcede motion-emotion kelimelerinin benzerliği de bununla ilgilidir. Duygularımız bizi harekete geçirir. Duygular ise ihtiyaçlardan gelir. Yeme-içme, barınma, üreme, ait olma, hiyerarşide yer edinme ve estetik gibi ihtiyaçlarımızı gidermek için harekere geçeriz. Göksel cisimlerin hareketi ise elektronun hareketi gibi bir kanun gereğidir. Göksel cisimler uzayı büker, daha ağır olanlar daha çok büker ve bir döngü ortaya çıkar. Hareketin başlangıcı ise şimdilik “big bang” teorisine dayandırılmaktadır. Big bang ya da evrende sürekli oluşan bing bangler ise başka bir kanuna dayanıyor olmalıdır. Big bangin ya da bing banglerin ortaya çıkmasına neden olan kanun ise başka bir kanuna dayanıyor olmalıdır ama sanırım şu söylenebilir ki hareketin ardında irade yerine kanun aramak daha doğru bir adım olabilir. Sürtünme yoksa hareketin durması için bir sebep yoktur.

Hareketin metafiziği

Hareket dediğimizde cansızlıktan canlılığa geçiş meselesi de akla gelmelidir. Hareket canlılıkla birlikte düşündüğümüz bir şeydir çoğu zaman. Cansızlıktan canlılığa geçişin nasıl olduğunu henüz anlamadıysak bile “abiyogenez” gibi güçlü bir teori var. Cansızlıktan canlılığa geçişle ilgili başka teoriler de var. Cansızlıktan canlılığa aşama aşama geçildiğine göre cansızlık ve canlılık birbirinden çok da farklı şeyler olmasa gerek özünde. Görünüş öyle olmasa bile. Acaba cansızın ve canlının ardındaki ortak yasa diye bir şey söz konusu mudur ve bu yasaya ulaşılabilir mi?

Burada işin metafizik ve teolojiye gelmesini engellemek çok güç. Hareketin kaynağının irade değil de kanun olduğunu varsaymak bizi şu ayrıma getirir. Tüm evreni ve varoluşu iradesiyle ortaya koyan evrenden bağımsız ya da kendinden evreni kuran bir Tanrı mı yoksa her şeyin başlamasına sebep olan bir kanun Tanrı mı? Bu elbette cevabı alınamayacak bir sorudur. Hareket evrende (henüz) oluş ve bozuluşa tabii olmayan tek şeydir. Tüm varlıklar olur ve bozulur, entropi gereği eskir ve dağılır. Fakat buna oluş ve bozuluş diyen de bizizdir, o varlığının bir başka aşamasındadır sadece. Çürümüş bir domates sadece varoluşunun bir başka noktasındadır, onun bozulduğunu söyleyen bizizdir.

Peki bir şekilde ortaya çıkan bu hareket döngüsel (matematiksel) ya da kaotik (rastgele) midir? Eğer bu hareket basit bir kanuna dayanıyorsa ve hep aynı işliyorsa evrendeki her şey, evrenin varoluşu ve yokoluşu, big bang ve öncesi hep tekrarlanacak bir hareket olarak varsayılabilir. Bir ay çiçeği çekirdeği tanesinin büyüp bitki olup sonra tekrar çekirdek verip, sonra tekrar toprağa düşüp tekrar etmesi gibi varoluş hep tekrar edecek olabilir. Bu hep tekrarlanacak bir döngü demek olurdu. Belki reenkarnasyon gibi ama hiçbir şey değişmeden tekrar tekrar yaşanan döngüsel bir hareket olarak.

Evren kaotik ise ve döngüsellik yoksa hareketin nedeni olan ilk kanun bir yere varacaksa durum farklı olurdu. Kendinin bilincinde olan bu kanun ya da hareket ya da Tanrı belki de kendini farklı farklı aşamalarda deneyimleyen ve varacağı bir durak olan bir yapıdır. İlkesi sadece harekettir ve bu hareket döngüsel değildir. Burada tekrar hatırlanması gereken şudur; amaç istek ile ilgilidir ve istek ihtiyaçtan doğar. Kendi kendinin amacı olan tamamlanmış bir varlığın isteği olup olmayacağı en azından insan bilinci için tartışmalıdır. Bu durumda tüm varoluşu o aşkın varlığın bir taşması ya da mutlak kanunun işlemesi olarak görmek de mümkün olur. Aşkın olan varacağı noktaya doğru kendini deneyimleyerek ilerliyor.

Not:Bu kanaatlerden herhangi birinin kabulü çok ciddi tartışmaların açılmasına neden olur ki olmuştur da zaten. Yukarıdaki varsayımlar doğru bile olsa sonuç burada yazılan olasılıklara sıkışmaz. Elbette yukarıda yazılanlar benim okuduklarım ve izlediklerimden aklımda kalan fikir kırıntılarını birleştirmemden ibarettir. Yazıda bilgi yanlışları ve yanlış yorumlamalar olabilir. Tamamı bile yanlış olabilir. Çok indirgemeci olduğu da düşünülebilir. Yine de ne demek istediğimi anlatabildiğimi sanıyorum.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: