Açık Kültür, Maarif

Kropotkin ve Eğitim Üzerine

Pyotr Alekseyeviç Kropotkin ilginç biri. Lenin ile zıtlaşmış, onu bir Orta Çağ diktatörü olmak itham etmiş bir anarşist. Aynı zamanda bir bilimci. Darwin’in evrimin mekanizmasını doğal seçilim olarak görmesine karşı çıkmış, doğal seçilim yerine daha doğrusu güçlü olanın ayakta kalması fikri yerine karşılıklı yardım ve “dayanışma” fikrini ortaya atmıştır.

Ona göre doğal seçilim tüm coğrafyalar için söz konusu olamaz. Farklı coğrafyalarda farklı hayatta kalma modelleri söz konusu olabilir. Sibiryada hayvanların birbirlerine destek olarak hayatta kalmalarından yola çıkarak geliştirmiş bu teoriyi. Anarşizme yani tavandan tabana toplum şekillendirme yerine tabandan tavana toplumu şekillendirmek gerektiği fikrine ulaşmasında da bu deneyimleri etkili olmuş olmalı. Aynı zamanda onun soylu sınıfa mensup biri olması onu daha da ilginç kılıyor.

Kropotkin uzun süredir okumak istediğim bir isimdi. Sonunda Ekmeğin Fethi isimli kitabını okuyabildim. Kitap birçok konuyu ele almış olsa da bunlar hakkında bir yazı yazmak yerine kitabın genel olarak bende bıraktığı izlenim üzerine yazdım. Kropotkin gibi zihni düzgün birinin eğitim üzerine bazı görüşlerini okuyunca bu görüşlere hala ihtiyacımız olduğuna inandığım için yazının sonuna ekledim.

Ekmeğin Fethi eski bir kitap. Böyle fikre dayalı eski kitapları okumanın kötü yanı zaten zaman içinde çözülmüş meselelerin ele alınması ve yazarın daha da iyisini görememiş olduğu için biraz üzülmek. Kitap traktörden, tarımsal verimden bahsediyorken okumaya çalışmak yorucu. Böyle eski kitapları okumanın iyi yanı ise bugün hala devam eden meselelerin kökenindeki tartışmaları görmek. Meselenin doğuşuna ve tepkilere yönelik daha duru bir bakış açısı kazandırıyor. Örneğin bugün feministlerin daha çok ilgisini çekebilecek şu sözlere bakın:

Kadının kurtulması demek ona üniversite kapılarının, yargı, parlamento kapılarının açılması demek değildir; çünkü bu durumda, kurtulan kadın ev işlerini bir başka kadının üzerine yıkacaktır. Kadının kurtulması demek onun mutfak ve çamaşır gibi insanı kütleştiren işlerden kurtulması demektir. Kadının kurtulması demek çocuklarının beslenmesini sağlarken, ona toplumsal yaşama katılmasını sağlayacak boş zamanı da sağlamak demektir.

Ve, göreceksiniz, gerçekleşecek bu; gerçekleşmeye başladı bile hatta. Anlamamız gerekir ki, Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik gibi güzel sözlerle kendini tatmin eden ama ev köleliğine dokunmayan bir devrim gerçek devrim olamaz. İnsanlığın, ev köleliği prangalarına bağlı bulunan koskoca yarısı, öbür yarıdan özgürleşebilmek için kendi devrimini önünde sonunda gerçekleştirecektir.

Ekmeğin Fethi

Bu kitapta sevdiğim bir şey de şu oldu: Kitabı okurken bir insan ne kadar iyi düşünürse düşünsün, ne kadar sağduyulu olursa olsun zamanın nereye savuracağını fark edemeyeceğini görmek oldu. Çok temel sorunları ele alıyor ve çözümler sunuyor fakat günümüze baktığımızda bu sorunların çok daha farklı şekilde ve kapitalizm (belki liberalizm demek daha doğru.) nasıl çözüldüğünü görüyoruz.

Kropotkin ve eğitim anlayışı

Bu sağlıklı akıl yürütmeyi gördüğümüz alanlardan birisi de eğitim. Yapılandırmacılık John Dewey ile özdeşleştirdiğimiz bir kelime. Yaparak yaşarak öğrenme, deneyime dayalı öğrenme. Kropotkin de aklı selim ile yapılandırmacılıktan, adına yapılandırmacılık demese de bahsediyor. Kropotkin’in eğitim hakkında yazdığı şu satırlara bakalım:

Çocuğun kafasına bilgi yığmaya başlamadan önce, çocuğa kan verin; bilgileri almakta zorlanmaması, zaman yitirmemesi için önce onu güçlendirin, kırsal alana ya da bir deniz kıyısına yollayın… Burda, açık havada başlayın ona geometri öğretmeye; kitaplardan değil, en yakın kayaya olan uzaklığı onunla birlikte ölçün; çiçek toplayarak, balık tutarak doğa tarihini öğretin; balık tutmakta kullanacağınız sandalı onunla birlikte yaparak fiziği öğretin. Çocuğun kafasını boş laflarla, eski, ölü dillere ilişkin bilgilerle bombardıman etmeyin! Çocuğu “tembel” yapmayın! Düzenli, tertipli olmayan çocuklara bu alışkanlığı siz kazandırmaya çalışmayın, bırakın çocuklar birbirlerinden alsınlar bu alışkanlıkları; yaşam okulundan alsınlar.

Daha sonra bu çocuk bir laboratuvarda ya da bir işlikte çalışmaya başladığında, pek çok aracın, gerecin kullanılacağı bu dar alanlarda, ister istemez belli bir düzen içinde olmak gerektiğini öğrenecektir. Yeter ki siz düzenden, derslikteki sıraların ip gibi dizili olmasının anlaşıldığı, verilen karmakarışık derslerinse insanı tam bir kaosa sürüklediği ve sonuçta kimseye uyum, armoni duygularının, düzenli, sistemli, metodik olma alışkanlıklarının aşılanamadığı okullarınızla çocuğu düzensiz biri yapmayın.

Uzaktan eğitime bir eleştiri

Kropotkin’in yazdıklarından sonra, bu okumanın eğitim üzerine bana düşüdürdüklerini, özellikle uzaktan eğitim süreci hakkında bana düşündürdükleri şunlar:

Çok aklı başında olduğunu düşündüğümüz insanlar bile artık okul eğitiminin sonu gelmiştir, Corona süreci bunu bize göstermiştir, okul eğitimi artık eskisi gibi olamaz diye açıklamalar yapıyorlar. Denilmek istenen uzaktan eğitim süreçlerinin klasik eğitim sürecine entegre edilmesi ise bu faydalı olabilir belli durumlarda ama bundan fazlası değil. Uzaktan eğitimi klasik eğitim yerine koyduğumuzda sonuç çok daha uzun sürede daha az ulaşılmış hedef olabilir.

Eğitimin ilk halinin matbaa öncesin gidersek, bir tür elit eğitimi, hocanın dizinin dibinde öğreniliyordu. Belli alanlardaki hocaları görmek için şehir değiştirildiği oluyordu. Neredeyse tamamen özel ders üzerine kurulu bir sistemdi bu. Daha sonra okullar sayesinde kitle eğitimine geçildi fakat kitle eğitimi esasında bir fiyat performans buluşuydu. Herkese özel ders aldıracak ne bütçe ne o kadar ders verecek uzman vardı. Bir optimizasyon meselesiydi okul eğitimi. Şimdi uzaktan eğitim ise bu sorunun fiyat girdisini çok büyük ölçüde düşürüyor fakat performans hakkında aynı şeyi söylemek bana kalırsa mümkün değil. Kpss kursu almaktan ya da dil öğretiminden bahsetmiyorum. Ciddi bir eğitimden bahsediyorum.

Uzaktan eğitim sürecini tecrübe etmiş birileri varsa etrafınızda ne demek istediğimi anlıyordur sanıyorum. Bir şekilde uzaktan eğitime geçilirse birilerinin hiç de uzaktan eğitim almayacağından emin olabiliriz. Okul eğitimi bile özel dersi engelleyen bir şey değil. Çünkü gerçekte bu işin nasıl yapıldığı uzun süredir biliniyor. Kropotkin’den John Dewey’den önce önce de biliniyordu. Uzaktan eğitimin işlevini doğru konumlandırmak gerekiyor sanıyorum.

Kitabı buradan satın alabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın