Kuru Otlar Üstüne veya Taşra

Kuru Otlar Üstüne (2023) üzerine netameli konulara değinen ve neredeyse ana karakterlerin hepsinin gri bölgelerde dolaştığı bir film. Birine hak vermek de tamamen suçlamak da çok zor. Suçlamak daha kolay aslında ama yazının yönünün filmin kalabalıkların tartışacağı bu noktaya kaymasını istemiyorum. Yönetmen biraz ne hissettirmek istemiş? Belki biraz Nabakov’un Lolita’sını belki biraz American Beauty’yi. “Pedo az daha başına yakacaktı.” ya da “Senin anan bacın çocuğun olsaydı yine böyle mi yorum yapardın?” sorularını bir kenara bırakıp kolaycılığa kaçmayalım. Zor bir film, hazmedilmesi biraz zaman alabilir. Zannetmiyorum ki boy boy yorumlar yapılsın film hakkında. Taşrayı överek işin kolayına kaçmak isteyenlerin önünü kesecek gibi görünüyor film.

Taşrayı övmek deyince, film boyunca taşranın, doğanın enfes fotoğrafları gösteriliyor bize. Hayran olmamak elde değil. Fakat iki yönlü bu işler. Taşra aynı zamanda tüm o güzelliğine rağmen yaşamıyor. Kuru otlar üstüne filmin adı. Otlar yeşermiyor yaşayıp yaşamadığı belirsiz zamanını dolduruyor. Filmdeki karakterler gibi. Samet Hoca da taşrada sıkışmış ve artık canlılığını tazeliğini kaybetmiş kuru bir insana dönüşmüş. Taşrada tutunacak bir şeyler arıyor. Bu taşrada daha fazlası olduğu ihtimaline inanarak canlı kalmak istiyor. Artık kuruduğunu öğrencilere yönelik tutumundan, sürekli öfkeli hallerinden anlıyoruz. Gidince bütün sorunlarının çözüleceğine tekrar hayat dolacağına inanıyor.

Taşra neden boğucudur? Taşra ve inanılmaz kışa hapsolmuş taşra hiçbir şey yapmaya olanak vermiyor. Basit bir doğa gezisi bile risklerle dolu. Yapılacak tek şey bir şeyler içip muhabbet etmek. Sürekli aynı insanlar ve aynı koşullar altında geçen sıkıcı bir hayat. Taşranın kendi çirkin kuralları da vardır üstelik. Yaşam daha az diye kötülük daha az değildir. Komşunuz köpeğinizi vurabilir ya da hiç yoktan başınız belaya girebilir. Kendi esnetilemez kanunları vardır taşranın ve gidenin yapması gereken şey uyum sağlamaktır. Elektrik bile var mı yok mu belli değildir. Taşranın iyi olduğu düşünülen bir şeyi de suyudur ama onu da bir analiz ettirmek gerek derim. Taşra dedikodu üzerinden ilerler. Taşrada fikirler değil kişilikler müdafa edilir. Fikirler şehirlerde tartışılır taşrada işler biraz sertleşince silah çıkar ortaya.

Dördüncü Duvarı Yıkmak

Taşra ile şehirde geçen fikir tartışmaları birbirinden çok farklıdır. Hatta “Ahlat Ağacı” filmini hatırlayacak olursak o filmde taşrada geçen bir fikir tartışması bile taşra standartlarındadır. Bu filmde ise Samet Hoca ile Nuray Hoca arasındaki tartışma şehirde yapılmış esaslı bir fikir mücadelesidir. Bireysellik mi toplumsal dayanışma mı? Filmi izleyenlerin hatırlayacağı gibi, aynı sahnede yönetmen dördüncü duvarı yıkar. Filmdeki oyuncuların olayın kurgu olduğunun farkında olduğunu bize hatırlatır yönetmen ama neden? Bu yöntem genelde komedilerde kullanılan bir yöntem ve diğer türde filmlerde de zaman zaman kullanılan tiyatro kökenli bir yöntem.

Benim şahsi düşüncem bir filmde gerçekçi olmayan bir şey görüldüğünde daha doğrusu kurgunun hissedildiği anlarda izleyici filmden düşer ve olumsuz bir şeydir. Bu filmde ise dördüncü duvarı yıkmak böyle bir etkiye yol açmadığı gibi farklı şeyleri düşündürüyor. Film çok ama çok gerçek olduğu için dördüncü duvar yıkıldığında filmin gerçekliğinden çıkmadığınız gibi dikkatiniz artıyor. Bunun yanında bu sahnede aslında kamera gerçeğe yani bize dönüyor. Kim olsa aynısını yapardı demek istiyor belki de yönetmen. Nuray Hoca’nın evindeki sahnelerde Samet Hoca ışıkları kapatır. Toplamda iki kere kapattığı ışıklardan birini bu evde büyük bir etik ihlalden önce kapatır.

Işıkları Kapatmak

İki sahnede ışık kapanır ve ışıkların kapandığı iki sahne de Samet Hoca’nın etik manada yanlış ya da tartışmalı bir karar vereceği sahnelerin öncesindedir. Taşrada okulun ışıklarını kapatmaya gittiğinde açık olan ışık Sevim’in sınıfının ışığıdır. Bu sahneden sonra ilk kez birisiyle yanında oda arkadaşı olmadan malum olay hakkında konuşur ve diğer tarafın gerçekten şuçlu olup olmayacağı kanusunda hemen ikna olur. Buradaki büyük etik ihlal hem bu konuyu biriyle tek konuşması hem de bir yansıtma yapmasıdır. Nuray Hoca’nın evinde ise gece boyunca gri çizgide gezer. Çizginin siyaha kaymadan önce Samet Hoca ışıkları kapatır. Işıkları yani vicdanını.

Samet Hoca gerektiğinde ışıkları kapatabildiğini aslında çok defa göstermiştir. Bireycidir, toplumsal dayanışmaya inanmaz. Zaten toplumundan pek de hazzetmez. Arkadaşının yüzüne baka baka buradan gidince kimseyi hatırlamayacağım der. Ailesine de pek düşkün değildir. Nuray Hoca’yı zor durumda bırakacağını bildiği halde bir yalanı sürdürme zahmetine bile katlanması gerekmeyen bir yalanı devam ettirmez. Taşradan bağımsız şeylerdir bunlar. Gittiğin yere kendini de götürürsün. Samet Hoca aslında taşrada iyi şeylere de rastlar ama onların üzerinde durmaz fark edip geçer. Bot dağıtılan öğrenci küçük botlar alıp kardeşine vermiştir mesela botları. Veteriner zaman ne kadar boşuna geçerse geçsin hayatın değerli olduğunu, gençliğin çok değerli olduğunu haykırır Samet Hoca’nın yanında ama o bunlarla pek ilgilenmez.

Son söz olarak; Kuru Otlar Üstüne iyi farklı bir film olmuş. Sinemamızın böyle filmler üretebildiğini görmek güzel.

In

Bir Cevap Yazın

Diğer 1.069 aboneye katılın