Şirazi, Sosyal Bilimler

Kuvve ve Fiil Bağlamında İnsanın Varlığı

Kuvve ve fiil Aristo’daki en önemli kavramlardan. Basitçe bir şeyin zaman içinde geçirdiği değişim kuvveden fiile bir yolculuktur. Örneğin bir yumurtayı düşünelim. Yumurta kuvve (imkan) halinde bir tavuktur. Yumurta tavuk olma kabiliyetini içinde taşır. Kuvveden fiile tavuk olur. Bir mısır tanesi kuvve olarak mısır bitkisi olmayı içinde taşır.

“Şu dalda çiçeğe durmuş bir tomurcuk görsem ve ne güzel bir gül desem sana yalan mı söylemiş olurum? Sadece gerçeği bir mevsim erken söylemiş olurum.”

Doğanın işleyişindeki bu karmaşık gerçeği daha ciddi konulara taşımak mümkündür. Evren ya da insan üzerine eğilelim. Evrimsel bir bakışla insanın ilkel ortak ataları, hatta sudaki yaşantısına kadar gidelim. Sonra gidebildiğimiz en öncesine, Big Bang’e gidelim. Başlangıçta ne vardıysa bu var olan şey kuvve halinde insandı. Eğer başlangıçtaki bu şey ya da şeyler her neyse insan olma imkanını içinde taşıyordu. Bu cevher bir takım etkiler sonucu insanı ortaya koyabilecek bir “malzeme” idi. Yoksa insanın ortaya çıkması mümkün olmazdı.

Burada iki nokta önemlidir. Bu bilgi inanç değil bir zorunluluktur. Konuşma ve zeka dediğimiz şeylerin varlığı bunun kanıtıdır. İkinci nokta ise burada bir mükemmele gidiş iddiası olmadığıdır. Mükemmele, gelişmişe gidiş kabulü olsa bile insanın ortaya çıkışının bir iradenin sonucu olduğu savunulmamaktadır. Burada tanrısal bir irade ile iyiye gidiş olduğu hatta tanrısalın kendini ortaya koyması düşüncesi Hegelci bir düşünce olurdu. Eğer bu değişimin tesadüfi olduğu kabul edilse bile başlangıçtaki malzemenin “insan” olma kuvvesini içinde taşıdığı kabul edilmelidir.

İnsanla ilgili bu kabulümüzü var olan her şeye taşıyabiliriz. Burada kuvveden fiile geçişte bir önemli nokta da kuvvenin her zaman fiile geçmek zorunluluğu taşımamasıdır. Kedide yürüme becerisi vardır. Kedi yürümediği zaman, yattığı zaman da bu beceri vardır ama yürümesi için bir önce yürüme becerisinin, sonra isteğinin, sonra da iradesinin olması gerekmektedir. Mısır bitkisi yürüme kuvvesine sahip olmadığı için yürüme zaten onun için söz konusu olmazdı. Mısır bitkisi yürümek ister miydi? Yürüme kuvvesi olmadığı için belki de yürüme isteği ve iradesi de mısır bitkisinde olamaz. Mısır bitkisinin yürümeyi bilmesi ve istemesi için ne gerekirdi? Bu noktada bir konudaki istek ve iradenin kendisi de canlıda bir kuvve olarak var olmalıdır.

Kuvveden fiile bir çatı yapmak

Kışlar rüzgarlı geçtiği için iyi bir çatı yapmaya karar verdiğimizde önce çatı “ihtiyacını” duyarız ve bunu isteriz. Sonra çatı yapmaya karar verip (irade) çatıyı aklımızda planlarız (düşüncede var etme) ve çatıyı yapmaya (eylem) başlarız. Bu sıradan olayda ihtiyaç-istek-düşünme ve eylem sırasını izledik. Bu örneği acaba insana uygulayabilir miyiz? Elbette çatı söz konusu olduğunda onun bir tasarım ürünü olduğunu bildiğimiz için evren ve insanla ilgili yapacağımız benzetme hep yetersiz kalacaktır. Yine de bu akıl yürütmeye engel değil.

İnsanın en alt düzeyinde ihtiyacın olduğunu düşündük çatı yapma eyleminde. Eylem en sonda geldi. ihtiyaçtan önceki aşamaları hala tartışıyoruz. Genlerin bir tür makine gibi çalıştığını düşünmek için sebepler var ama bu elbette başka bir konu. İnsanın ortaya çıkışıyla ilgili durumda ise bazı açmazlar vardır. İnsanın eylemlerinin temelinde ihtiyacı bulduk. İnsan bir tasarım ürünü olarak ortaya çıktıysa onun ortaya çıkışının nedenini de ihtiyaca bağlamak mümkün olur mu?

Bu soru hakkında elbette çok çeşitli yorumlar yapılabilir. Evet insan kendini yapanın aynısıdır ya da homo sapiens sadece bir aşamadır ya da tamamen başka açılardan konu ele alınabilir. Yine de insanın varlığı konusunda ihtiyaç temelinde kalamayız. İnsan ihtiyaçlarını doğadan karşılayabilir çünkü kendisi eksiktir. Eksik olmayanın ihtiyacı da olmayacağı için akıl yürütmekte artık zorlanmaya başlarız. Kurduğumuz ihtiyaç-istek-düşünme ve eylem sıralaması ortadan kalkar. Eğer bir tasarımcının insanı var olmasını sağladığını kabul edersek onun hakkında söyleyebileceğimiz ve emin olabileceğimiz tek şey “var ediyor” olduğudur.

Yaratmak diyelim günlük dile uygun olsun diye. Onun hakkında tek bildiğimiz yaratıyor olduğudur. Bir şeyin var olmasıyla ilgili yaptığımız yorumlar kendi deneyimlerimize ve “ihtiyaç” temeline dayanır. İhtiyaç temeline dayanmayan, aşamalarını takip edemediğimiz bir sürecin ancak kendisine bakabiliyoruz. Yine de bizim kelimelerimizle, yaratma/tasarlama imkanına sahip ve var ediyor. Fazlası üzerine konuşmak zorlaşıyor. Kuvve ve fiil belki de teoloji alanında öyle güçlü bir temel değildir.

Yaratan bir Tanrı varsa yarattıklarını bilmez mi? Tözü ve sıfatları anlaması gerekmez mi? Yarattıklarını anlıyorsa bu ne anlama gelir? Bunlar elbette daha da fazla yorum üretilebilecek konulardır.

Bir Cevap Yazın