Lale Devri : Türk Rönesansı

Osmanlı’da Lale Devri 12 yıllık bir ara dönemidir. Lale Devrinde yapılan yeniliklerle Osmanlı yeni bir döneme, yeni bir anlayışa kapı aralamıştır. İlk kez Batı ile savaşlar dışında yakınlaşma bu dönemde gerçekleşmiştir. Yazıdaki alıntılar Oral Sander’in Anka’nın Yükselişi ve Düşüşü, kitabındandır.

Vikipedi’de ki tanımıyla Lale Devri :

Lâle Devri, Osmanlı Devleti’nde, 1718 yılında Avusturya ile imzalanan Pasarofça Antlaşması ile başlayıp, 1730 yılındaki Patrona Halil İsyanı ile sona eren dönemdir.[1] Bu dönemin padişahı III. Ahmet, sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’dır.

III. Ahmet dönemi, aynı zamanda Lale devridir (Uzunçarşılı, 1978: 147-71; Kinross, 1972: 378-82).

Lale, dönemin edebiyatının, öteki güzel sanatların ve Batılılaşma hareketlerinin simgesi durumuna gelmiştir. O kadar ki, bu çiçek, 20. yüzyılda cumhuriyet dönemine kadar Türk şiirinin simgesi olma durumunu korumuştur. Ayrıca, Lale devri, geçici bir heves de olmamış, yeni bir dünyevilik, aydınlanma, rasyonel bir araştırma duygusu ve liberal reform dönemini açmıştır. (Karal, 1970: 55-6).

İslâmcı Doğu’nun geleneksel dini değerlerine lâik bir karşıt-ağırlık sağlamak üzere, yeni bilimsel gelişmeleri, ekonomik refahı ve askerî gücü için de esin kaynağı olarak Batı’ya bakılmağa başlanmıştır. Böylece, lâle, Batı uygarlığının etkisi altında yeni doğmağa başlayan “Türk Rönesansı”nın simgesi olarak değerlendirilebilir.

“1720 tarihinde Paris’e elçi olarak gönderilen Yirmisekiz Çelebi Mehmet’in yazdığı rapor Lale Devri’nde yapılacak yeniliklerin el kitabı durumuna gelmiştir. 1727 yılında İbrahim Müteferrika’nın İstanbul’da ilk matbaayı kurması bu raporun aydınlatıcı etkisinin sonucudur.”

Raporda şu ifadeler yer almaktadır:

“Müslümanlar düşmanlarının durumları hakkında bilgi sahibi olmalıdırlar. İleri görüşlü davranmak ve yeni Avrupa yöntemleri, örgütleri, stratejileri, taktikleri ve savaş sanatı konularıyla yakından ilgilenmelidirler” (Kinross, 1972: 381).

Rapor üç bölüme ayrılmıştı. Birincisinde, iyi düzenlenmiş bir hükümet sisteminin devletler için önemini belirtmekte ve öteki ülkelerde var olan çeşitli rejimleri anlatmakta ve yorumlamaktaydı. İkincisinde, bilimsel coğrafyanın devlet yönetimindeki yararlarına dikkati çekmekte, üçüncü bölümde de, Avrupa ordularının farklı çeşitlerini, talim alanlarındaki örgüt ve disiplini, savaş yöntemlerini ve askeri kanunlarını inceleme konusu yapmaktaydı.

Sonuç olarak da, Avrupa ordularının üstünlüğünü ve onları örnek almanın Osmanlılar için önemini belirtmekteydi (Lewis, 1970: 48). Türklerin hukuk ve düzeni kabul etmede öteki halkları geride bıraktıklarını, bu nedenle yeni askeri bilim ve teknikleri öğrendikleri taktirde bu devlete karşı hiçbir kimsenin duramayacağını söylemekteydi.

Lale Devri Yenilikleri

Lale Devri çiçek aşısının uygulanması, itfaiye örgütünün kurulması, matbaanın açılması, tercüme bürosunun kurularak kimi klasiklerin Türkçe’ye çevrilmesi, batılı anlayışta mimari eserlerin verilmesi, Avrupa’ya elçilikler gönderilmesi, Yalova’da kağıt fabrikasının açılması gibi toplumsal yenilikleri içerse de ciddi askeri ıslahatların da yapıldığı bir dönemdir.

Sanat alanında da Nedim (şiirde) ve Levni (nakkaş olarak) ön plana çıkmıştır.

Nedim’den meşhur bir dize:

Bu şehr-i Sitambol ki bî-misl ü behâdır,
Bir sengine yek pâre Acem mülkü fedadır.

Vikipedi‘den

Lâle Devri’nde sanat ve toplumsal hayata özgün bir anlayış getirilmişti. Sultan III. Ahmet, Topkapı Sarayı ile Yeni Câmii’de birer kütüphane, Ayasofya’da Bâb-ı Humâyun’un karşısında Türk sanat şaheserlerinden sayılan Sultan Üçüncü Ahmet Çeşmesi ve İstanbul’un su ihtiyacını karşılamak amacıyla da “Deryayi Sim” adlı bir su bendi inşa ettirmiştir.

 

Bu arada bir Fransız soylusu olan Comte de Bonneval, İslâmiyeti kabul edip Ahmet adını almış ve Osmanlı hizmetine girmişti. Kendisi 1731’de topçu kıtalarını (humbaracı) düzeltmekle görevlendirildi. Gerçekten olumlu çalışmalarından sonra 1734’te Üsküdar’da yeni bir öğretim merkezi olan Hendesehane açıldı. Ancak, bu yenilikler uzun ömürlü olmadı. Her türlü yeniliğe karşı olan Yeniçerilerin baskısıyla okul kapatıldı.

III. Ahmet yönetiminin sonlarına doğru, devletin Pasarofça antlaşmasından sonra yararlandığı ender rastlanan barış dönemi, doğu sınırında İran’la ortaya çıkan savaşla bozuldu. 1730 tarihinde İran’da iktidara yeni gelmiş olan Nadir Han karşısında uğranılan yenilgi, sarayın taşkınlıklarına ve saray çevrelerinin “Frenk tarzı”na karşı kızgınlığın artmakta olduğu İstanbul’da bir “halk” ayaklanmasına yol açtı (Lewis, 1970: 47-8).

Hükümetin kendi ihtiyaçlarına kayıtsızlığından ve “gâvur usullerinin” yaygınlaşmasından rahatsız olan Yeniçeriler de bozucu seslerini duyurmağa başlamışlardı. Baskı karşısında Sultan sadrazamı halletti ve kendisi de yeğeni I. Mahmut lehine tahtından çekildi. Bu olay sonunda da Lâle devri tüm hızım yitirdi. İbrahim Müteferrika 1745 yılında ölünce matbaası da çalışmamağa başladı ve tutucu ortam 1783 yılma kadar çalışmasını engelledi. Bu gecikme, Türk rönesansı olarak kabul edilebilecek olan Lâle Devri gelişmesini uzun süre geciktirecektir.

Konu hakkında daha fazla bilgi için dönemi anlatan kitapları okumak faydalı olacaktır. Benim alıntıladığım kaynaklar Oral Sander’in Anka’nın Yükselişi ve Düşüşü kitabından. Kitabı buradan satın alabilirsiniz.

Tarihin Arka Odası (Murat Bardakçı – Erhan Afyoncu – Nurhan Atasoy) programında zamanında konu uzun uzun konuşulmuş. Buradan izleyebilirsiniz.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın