Açık Kültür

Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı

Marifetname Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın hemen her konuda yazdığı geniş bir eser. Tasavvuf ve nefsi dizginleme konusunda önerilerin yer aldığı yer yer tuhaf bir kitap. İçinde insanın görünüşünden karakter tahlili yapmayı anlatan bir bölüm bile var. Bana kalırsa asla akla yatmayacak ve dini açıdan uygun sayılmayabilecek kısımlar da var. Yazdığım bu olumsuzluklar kitabın değersiz olduğunu düşündürmemeli asla. Ne kadar tuhaf bir kitap olsa da içinde çok iyi bölümler var. Bu bölümlerden alıntılara yer verdim.

Marifetname bugünün anlayışıyla bakıldığında pek çok konuda tepki alacak bir kitap. Eski kitaplar için kaçınılmaz bir şey sanırım bu. Çünkü bilgi ve anlayış sabit değildir. Sürekli değişim halindedir. Bir zamanlar kölelik nasıl meşru ise bu kitapta da bugün kabullenilmesi imkansız görüşler yer almaktadır. İşte kitaptan bazı güzel alıntılar :

Doğru gibi görünen yanlış yol üzerine.

Çünkü, o gönül, bu dalı kök ve bu ayrılığı kavuşma, bu bulanığı saf ve bu karanlığı aydınlık, bu gurbeti vatan ve bu süprüntülüğü mesken, bu gerilemeyi ilerleme ve bu noksanı olgun, bu talihsizliği nimet ve bu hapishaneyi cennet sanıp, bu gurur dünyası ile mağrur olmuştur. Hayvanî nefsin esiri olup, kötü ahlâkı ile dolmuştur. İnsan suretinde hayvan olup, iki âlemde kör kalmıştır. Bencillik gölgesi ile cehalet karanlığında şaşkın olmuştur. Hakk’ı anmaktan yüz çevirip, nefsanî vesveselerle belâsını bulmuştur. Cemiyet nimetinden mahrum olup, ikilik gazabına düşüp kalmıştır. Hakk’ın huzurundan uzak olup, dünya işleriyle ilgili fikirlerine dalmıştır. Ömrünün vakitlerini boşa harcayıp, kendini yüksekten alçağa salmıştır. Çünkü, Mevlâ’nın huzurundan düşmanın kucağına gelmiştir. Eşyanın en lezzetlilerini verip, dünya nimetini almıştır.

İnsanın doğanın hakimi olmasının nedeni üzerine

Onun için avam, insanı kendi kalbinde sakin bilmiştir. Bunun gibi büyük arş, sonsuz Melik’in iradeleriyle bütün âlemde mutasarrıf olup, âlemin bütün kısımları, büyük arşa mağlup ve bağlı olduğundan, niceler mülkün sahibi Allah’ı -haşa- arşta sakin olmuş zannına kapılmışlardır. Şu hâlde “Şüphesiz Allah, insanı kendi suretinde yarattı ki kendisini bilsin” remzi, bundan anlaşılır. Çünkü, sultanı yine sultan bilir. Sultanın kudretini, sultandan başkası ne bilir? Eğer Hak Teâlâ seni, bu beden memleketinde padişah etmese idi, saltanat işlerini sana ısmarlamasaydı, sana âlemin örneği olmak için bu nüshayı bağışlamasaydı, sen o cihanın sultanını nice bilirdin?

Dünya hayatının anlamsızlığının nedeni üzerine

Ey insanoğlu, helâl sana damla damla, haram ise sel gibi gelir. Eğer seli terk eder, damlaya yönelirsen, vaktin ve kalbin benimle sefa bulur. Ey insanoğlu, dünyadan kaçırdıklarına üzülme, ondan sana verilenlere de sevinme; çünkü bu gün senin, yarın başkasınındır.

Her ne doğurursanız, toprak içindir. Her ne bayındır ederseniz, harap içindir.

Akıl üzerine. Aklı olan cennete giremez demiyor Marifetname’de. Bugün birilerinin dediğinin aksine. Allah’ın sevgisinin bir işareti olarak görüyor onu.

Hak Teâlâ bir kuluna muhabbet eylese, ona, temiz kalp, büyük ahlâk ve kuvvetli akıl bağışlar. Aklın ereği bilmezliğini itiraftır. Akıllının dili kalbine bağlıdır. Nice alçaklığı, aklı büyük eder. Nice çirkini ahlâkı güzel eder. Aklın yarısı, gafilliktir. Yarısı tahammüldür. Bilmezden gelmek gibi akıl olmaz. Dalgınlık gibi yumuşaklık olmaz. Edepsizin aklı yoktur. Akılsızın dini yoktur. Akıl, Yezdan’ın hitabına kabildir. İki cihan saadetinin sermayesidir. Akıl, yaratılıştaki bir nurdur ki hikmet nurlarını almayla ışığı artar. Akıl odur ki nefsi şehvetlerden keser, kalbi şüpheli nesnelerden ayırır ve ruhu halka bakmaktan alıkoyan Hepsini devamlı huzurda toplar. Akıl odur ki işlerin sonunu sana gösterir ve kâinat defterini okur. Akıl, olgun bir nurdur ki kalbin tamamını kaplar. Hissî idrakler ve akılla algılananlar elde edilir. Akıl insan ruhudur. Hayvanî ruha binicidir. Hayvanî ruh ki şehvanî nefistir, o insan bedenine binmiştir. Akıllar ve kalpler, ruhlar ve melekler âlemine ve göklere mensupturlar. Nefisler ve bedenler, mülk âlemine ve dünyaya mensupturlar. Şu hâlde onlar, nuranî ve ulvîdir; bunlar, zulmanî ve süflîdir.

İnsanın karakterinin suretine yansıması üzerine.

Arifler demişlerdir ki: Âlemde insan ahlâkı, türlü hayvanların şekil ve suretlerinin benzer ve örnekleri, insan nefsinde de vardır ki hayvanî kötü ahlâklardır. Meselâ kibir sureti, kaplana benzerdir. Sataşma sureti, aslana benzerdir. Haset sureti, kurda benzerdir. Nitekim hazreti Yakup aleyhisselâm evladının hazreti Yusuf aleyhisselama olan hasetlerinden, ayrılık olayından önce, rüyasında, yedi kurt suretinde Yusuf aleyhisselamın üzerine hamle ile hücum eder görmüştü. Onun için çocukları ona “Onu bizimle gönder” dediklerinde, onlara “Onu kurt yemesinden korkarım” demesiyle bahane buyurmuştu.

Zalime karşı durmak üzerine.

Hz. Peygamber (s.a.s.) efendimiz, ümmetine şefkat gösterip, insanların felâketinin yine insanlar olduğunu duyurmuştur. Nitekim hadisi şeriflerinde şöyle buyurdular: “İnsanların felâketi insanlardan başkası değildir”. Yine buyurdular: “Müminin en hayırlı malı koyundur ki onunla dağ başlarında ve ovalarda bulunup diniyle baş başa fitnelerden emin olur”. Yine buyurdular: “Sultanlarla düşüp kalkan fitneye düşer”. Yine buyurdular: “Madem ki bilginler, sultanlara karışmayıp dünyadan uzak kaldılar; öyleyse onlar insanlar içinde peygamberlerin emanetçileri olmuşlardır. Ne zaman sultanlara karışırlarsa, onlardan uzaklaşınız ki şüphesiz onlar, peygamberlere ihanet etmişlerdir”. Yine buyurdular: “Kim bir zalimin zulmüne sözü ile yardımcı olursa, muhakkak Allah Teâlâ o zalimi kendi başına musallat eder”.

Marifetname iki cilt olarak yayınlanmış. Buradan kitabı inceleyebilir ve sipariş verebilirsiniz.

Bir Cevap Yazın