Medeniyetler Çatışması Tezi

Medeniyetler Çatışması tezi Samuel Huntington’ın dünyanın gelecekteki gündeminin ne olacağıyla ilgili. F. Fukuyama’nın Tarihin Sonu tezine karşılık yazılmış bir tez. Bu teze göre gelecekte mücadelenin nedeni ideolojik veya ekonomik olmayacak. Mücadelenin nedeni kültürler olacak ve savaşlar farklı medeniyetler arasında gerçekleşecek.

Huntington tam olarak ne diyor? Beşeriyet arasındaki büyük bölünmeler ve hâkim mücadele kaynağı kültürel olacak. Medeniyetlerin çatışması global politikaya hâkim olacak. Medeniyetler arasındaki fay hatları geleceğin muhabere hatlarını teşkil edecek. Medeniyetler arasındaki mücadele, modern dünyadaki mücadelenin evriminde nihaî safha olacak.

Huntington’a göre medeniyet nedir? Güney İtalya’daki bir köyün kültürü, Kuzey İtalya’daki bir köyünkinden farklı olabilir; fakat her ikisi de onları Alman köylerinden farklı kılan müşterek İtalyan kültürünü paylaşacaklardır. Avrupalı toplumlar, kendilerini, sırasıyla, Arap ve Çin toplumlarından ayıran kültürel hususiyetleri paylaşacaklardır. Mamafih, Araplar, Çinliler ve Batılılar daha geniş herhangi bir kültürel varlığın parçası değildirler. Bir medeniyet, bu suretle, insanların kendilerini diğer türlerden ayırt eden yönünden başka onların sahip olduğu en yüksek kültürel gruplaşma ve en geniş kültürel kimlik seviyesidir.

Kimlerdir bu medeniyetler ve niçin çatışacaklardır?

Medeniyet kimliği, gelecekte gittikçe artan bir şekilde ehemmiyet kazanacak ve dünya büyük ölçüde, belli başlı yedi veya sekiz medeniyet arasındaki etkileşimle şekillenecektir. Bunların içine, Batı, Konfüçyus, Japon, İslâm, Hint, Slav-Ortodoks, Latin Amerika ve muhtemelen Afrika medeniyetleri giriyor. Geleceğin en mühim mücadeleleri, bu medeniyetlerin birini diğerinden ayıran kültürel fay kırıkları boyunca meydana gelecektir.

Batı’nın bir sonraki düşmanı

Silâh ve silâh teknolojisindeki seyelân umumiyetle Doğu Asya’dan Orta-Doğu’ya doğrudur. Bununla beraber bir ölçüde aksi yönde hareket (de) mevcuttur; (meselâ) Çin, Pakistan’dan Stinger füzeleri almıştır. Batı’nın askerî gücüne karşı koymak için ihtiyaç duyulan silâh ve silâh teknolojilerinin üyeleri tarafından iktisabını ilerletmek üzere tertiplenen Konfüçyen-İslâmî bir askerî bağlantı, bu suretle vücuda gelmektedir. Orta vadeli gelecekte, merkezî bir mücadele mihrakı Batı ve muhtelif İslâmî-Konfüçyen devletler arasında vücut bulacak.

Batı ne yapmalı?

Batının menfaatine olan şey, kendi medeniyeti içinde, bilhassa Avrupai ve Kuzey Amerikan unsurları arasında daha büyük bir birlik ve dayanışmayı ilerletmek; kültürleri Batı’nınkine yakın Doğu Avrupa ve Latin Amerika’yı Batı toplumlarına katmak; Rusya ve Japonya ile işbirliğine dayalı yakın ilişkileri geliştirmek ve sürdürmek; medeniyet arasındaki mahallî mücadeleleri büyük savaşlara dönüştürecek kışkırtmaları önlemek; Konfüçyen ve Islâmî devletlerin askerî kapasite tenkisatını hafifletmek ve Doğu ile GüneyBatı Asya’daki askerî süperliğini devam ettirmek…

Türkiye ve Yunanistan’ın durumu

Benjamin Franklin’in ifadesiyle, Batı toplumları ya birlikte hareket edecekler veya tek tek avlanacaklardır. Batı’nın birliğini güçlendirmenin yolu ise, hem Batı kültürünü Batı’nın içinde tutmak, hem de Batı’nın sınırlarını belirlemekten geçer. Her şeyden önce bütün büyük Batı ülkelerinin yaptığı ve ABD’nin de yapmaya başladığı gibi, Batı-dışı ülkelerden gelen göç kontrol edilmeli, ve kabul edenler asimile edilmelidir. Ayrıca soğuk savaş döneminde, Batı kültürünün bir güvenlik kuruluşu olan NATO’nun şimdiki baş gayesinin, Batı uygarlığının savunuculuğu ve koruyuculuğu olduğunu kabul etmek gerekir. Tarih, din ve kültür itibariyle Batılı olan devletler, isterlerse Batı’ya katılabilmelidirler. Açık ifadesiyle, NATO Visegrad ülkelerine, Baltık ülkelerine, Slovenya’ya, Hırvatistan’a açık, Müslüman ve Ortodoks ülkelere kapalı olmalıdır.

Türkiye ile Yunanistan’ın NATO ile bağları gevşeyecek, giderek üyelikleri ya sona erecek ya da anlamsızlaşacaktır. NATO’dan çekilmek Türkiye’deki Refah Partisi’nin açık hedeflerindendir. Yunanistan ise NATO ile olduğu kadar Rusya ile de ittifaklar kurmaktadır.

Medeniyetler Çatışması tezine eleştiriler

Medeniyetler çatışması tezi Ahmet Davutoğlu tarafından da eleştirilmiş bir tez. Bazı beğendiğim eleştirileri bu yazıya ekledim fakat insan bu tez ile tarihin sonu tezini kıyaslayınca hayret ediyor. Birisi bu kadar derinken biri sıradan bir politikacının sıradan bir paranoyası ya da korkudan rant elde etme çabası gibi görünüyor. Irkçılık kültürcülük olarak karşımıza çıkıyor. Medeniyetler Çatışması tezi yine de bazı konuları öğrenmek için güzel bir kaynak.

Modern haçlı savaşlarına bir çağrı

İtalyan bilim adamı G. Sacco, Huntington’ın tezini eleştiriye bir hatırlatma ile başlıyor: Huntington’ın makalesi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında G. Kernan’ın aynıdergide, yani Foreign Affairs’de M.X. imzasıyla çıkan ve soğuk savaş dönemini başlatan anti-sovyetik makalesine benzemektedir. Sacco “Medeniyetler Çatışmasını yeni bir haçlı seferi için silahlara çağrı, bir savaş çığlığı, bir slogan olarak nitelendiriyor. Huntington’ın analitik akla değil, insanın mensubu olduğu grup reflekslerine hitap ettiğini söylüyor.

Samuel Huntington, emperyalizmin suçlarını kültürel çekişmenin ürünü olarak temize çıkarıyor. Bu, sadece köklerini hafifçe gizlenmiş bir biçimde ırkçı sahte-bilimden alan, bugün tüm ritmlerden, tonlardan ve uyumsuz seslerden duyabileceğimiz bir sesin en yetkin versiyonudur. Diğer versiyonlar, bazan kimlik politikası ve cemaatçilik olarak ortaya konulmaktadır.

Bu yaklaşım bize ister istemez meşhur “Kurt ile Kuzu” hikayesini hatırlatıyor. Hani, bahane arayan kurt, nehrin aşağısındaki kuzuya “suyumu bulandırıyorsun” demiş. Çağdaş dünyanın mimarı Batı uygarlığı değil mi? Suyun başını onlar tutmuyor mu? Burada asıl konumuz Huntington’ı eleştirmek olmadığından bu tür soruları geçiyoruz. Huntington’ın hareket noktasında haklılık payı var. Fakat tezi “kimi doğru unsurları da içinde barındıran teorik bir zeminin siyasî çıkarların gerektirdiği sonuçlara varabilmek için ne ölçüde yozlaşabileceğinin çok kötü bir misali”.

Son olarak kitaptan Sezai Karakoç ile ilgili yazılmış kısa bir alıntı

Sezai Karakoç ortada gerekli belirtiler yokken, ya da öyle görünürken, herkesin ulusal boyutlarla açıklayıp geçtiği çatışmaları bir uygarlık krizi olarak değerlendirdi. Öyle ya, Birinci, İkinci Dünya Savaşlarında hedef Almanya gibi görünüyordu. Oysa ilki Osmanlı Devleti’ni yıktı, ikincisi İsrail’i kurdu. Bunun bir anlamı vardı. II. Dünya Savaşı’nda yıkılan Stalin Rusya’sını Amerika yeniden inşa etti de kendine “Soğuk Savaş” rakibi yarattı. Bunun da bir anlamı vardı. Türk aydını Almanya’ya, Amerika’ya, Rusya’ya kapıldı. Önlerine sunulan tercihlerle yetindi. Sezai Karakoç ise bütün imkânsızlıklar içinde canhıraş bir donanımla İslâm uygarlığı haritası üzerinde çalışıyordu.

Medeniyetler Çatışması kitabını buradan satın alabilirsiniz. Medeniyetler Çatışması kelimelerinin geçtiği bir video var. TUSİAD konferansında Atilla Yeşilada ekonomi hakkında konuşuyor. Çok kısaca bahsediyor bu konudan. İlgimi çekti benim. Bir “mit” üzerinde duruyor. Çok değerli bir video olduğunu düşünüyorum.

Admin hakkında 325 makale
Öğretmen, sosyal bilimler meraklısı, sadeleştirme uzmanı.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın