Mesih Kompleksi ve Ekolojik Filtre

Mesih kompleksi adından da anlaşılacağı üzere bireyin kendi görkemli kişiliğine inancı sonucu ortaya çıkabilecek ruhsal bir bozukluk. O kurtarıcıdır. Çevresindekileri, şehrini, ülkesini belki dünyayı kurtaracak kişidir. Bireylerde ortaya çıktığında açıkça kendini belli eden bu ruhsal bozukluk ülkelerde ortaya çıktığında kendini açıkça belli etmek bir yana, taraftar da toplayabiliyor. Ülkeler başka ülkelere fikir ve mutluluk (ve elbette demokrasi) ihraç edebileceklerine inanıyorlar. Bir ülkeye bir sistem götürme yani bir şeyi yayma isteği (Hristiyanlığı, komünizmi, liberalizmi vs.) çoğu zaman iyi niyetli olmamakla birlikte iyi niyetli olsa bile beklenen sonucu yaratmayacaktır.

Soğuk savaş bitmedi, soğuk savaş biz Çin ve ABD arasında devam ediyor. Tarihin çarkları dönecek ve kaçınılmaz olan olacak. Sonunda dünyadaki en mükemmel sistemin Çin komünizmi olduğunu herkes görecek. Bir Çinli buna inanabilir samimiyetle. Bir ABD’li ise artık dünyanın tartışmasız şekilde hakimi olduklarını ve dünyanın geleceği noktanın şimdiden burası olduğunu düşünebilir. Bir ülkenin kurtuluşu ABD sistemini mümkün olduğunca hızlı uygulamakla mümkündür. Beyaz adamın tarihsel yükü de zaten bu az gelişmişleri medenileştirmek değil midir?

ABD, Çin, Rusya ve elbette Avrupa devletleri rejimlerinin mükemmelliğine ve dünyaya ihraç edilmesi gerektiğine inanabilirler. Bu biraz anlaşılabilirdir fakat diğer devletler de sanırım dünyaya katacak çok şeyleri olduğu inancındadırlar. Şuan dünya rezil durumdadır. Bütün sistemler çökmüştür ve dünya yeni bir nizam arayışındadır. Bu nizam ise ancak bizim gibi x ile y’yi sentezlemiş (Bu x ile y’nin yerine koyulacak iki kelime her zaman her kültürde bolca bulunur.) köklü bir ulusun dünyada söz sahibi olmasıyla ortaya çıkar. Ulusumuz geçmişte olduğu gibi (Geçmişteki bu şanlı zamanları muhtemelen hemen her ülke öyle ya da böyle tattığı görüşündedir.) bugün de dünyaya nizam vermelidir. Silkinip kendine gelmelidir. Bu tarihin bize yüklediği ödevdir.

Bu gibi söylemlerin ne kadar çılgınca olduğu “biz” yerine “ben” kelimesini koyunca ortaya çıkıyor. İlginç şekilde bireyler “ben” yerine biz dedikleri zaman türlü çılgınlıkları gizleyebiliyorlar. Sanırım şunu kabullenmek gerekiyor. Bir ülkenin dünyaya kendini rol model sunması hatta kendini dünyanın nizamını sağlayacak olan ülke olarak tanımlaması mesih kompleksi olarak değerlendirilmelidir. Tarihin sizin ülkenize yüklediği kutlu misyon hiçbir ülkenin umurunda olmadığı gibi bu misyonu yerine getirmek için yapılacak iyi niyetli hamleler bile en iyi ihtimalle karmaşaya neden olacaktır. Bir ülkenin başka bir ülkeye sistem götürmeye çalışması bir insanın başka bir insana hayatı nasıl yaşayacağını öğretmeye çalışması gibidir.

Çözümler ve fikirler toplumlara ekolojinin filtresinden geçerek ulaşır

Bireyler ciddi problemlerin sokma akılla çözemezler. Bu problemleri kendi varoluşları ile kavrayacak donanımları yoksa bir zaman sonra yorgun, umutsuz ve üzgün düşeceklerdir. Sorunu başka bir yolla çözmeleri ya da onu başka bir soruna dönüştürmeleri ihtimal dahilindedir. Toplumlar için de sanırım benzer bir yasa geçerli olmalıdır. Getirilen her fikir ya da sunulan her çözüm o toplumun ekolojik gerçeklerine toslayacak ve o filtreden geçerek başka bir şeye dönüşmek durumunda kalacaktır. Ekolojik filtre derken kültürü hatta toplumun altyapı ve üstyapı öğelerini belirleyen an alt katmanı anlatmaya çalışıyorum. Getirilmeye çalışılan en büyük fikir ve çözümlerden birisi olan demokrasi bile bu ekolojik filtreden kaçamaz.

Söz konusu fikirler ve çözümler olduğunda şu konuyu anlamak işe yarayabilir. Bir soruna getirilen çözümün gerçek bir çözüm mü yoksa sahte (popülizm ya da oyalama amaçlı) bir çözüm mü nasıl anlarız? Örneğin işçi bayramı günü yapılan sokak röportajında insanlara, “Bugün bir saat siz meydanı temizleseniz ve işçiler dinlense olur mu?” diye sorulmasını ele alalım. Ya da daha ciddi bir mesele olarak kent lokantalarını ele alalım. İşçilerin 1 Mayıs’ta dinlenmeleri için halkın meydanları süpürmesi ya da bazı semtlerde vatandaşlar ucuz yemek yesin diye açılan lokantalar soruna yönelik gerçek mi çözüm müdür yoksa sahte bir çözüm müdür? Örnekleri bir kenara bırakarak şu temel soru üzerinde duralım. Bir çözümün gerçek mi bir çözüm mü yoksa sahte bir çözüm mü olduğunu nasıl anlarız?

İnsanlık tarihi doğru bilgiye ulaşma çabasının da bir tarihidir. Eristik, retorik ve diyalektik ile gerçeğe ulaşılamayacağını anlayınca mantık konusunun üzerine gittik fakat beynin kendi yanılgılarını ayırt etmeye çalışırken çok da maharetli olmadığını anlayınca bilime sarıldık. Bilim bizim önyargılarımızdan bağımsız olarak sorunlarımızı çözecekti fakat bilimin de yanlışlanabilirlik ilkesiyle çalıştığını görmek ya da bütün modellerin yanlış ancak bazılarının faydalı olduğunu fark etmek bizi başladığımız yere dönmüş gibi hissettirdi. Üstelik konu bu değil! Ekolojik filtreden geçse bile bir çözümün o toplum için gerçek bir çözüm olup olmadığının anlaşılması şu iki ilke ile mümkün olabilir; sürdürülebilirlik ve ölçeklenebilirlik.

Eğer soruna getirdiğimiz çözüm dış destek kesildiğinde de arkasında kimse durmadığında da çözüm olarak kalmaya devam ediyorsa bu iyidir. Örneğin işçi bayramında işçilerin dinlenmesi için meydandan geçen vatandaşların yerleri süpürmesi sürdürülebilir değildir. Bir zaman sonra meydandan kimse geçmemeye başlayacaktır. İkinci olarak sorun bütün ülkede aynı yöntemle çözülebilir mi? Yani çözümden birkaç işçi değil tüm işçiler faydalanmalıdır ve işçilerin dinlenmesi için bütün şehirlerde halkın yerleri süpürmesi sağlanabilir mi? Sanıyorum bir çözümün gerçek bir çözüm olup olmadığını anlamak için en az bu iki şartı sağlaması gerekir. Bu iki şartı sağlıyorsa ekolojik filtreden geçebilir.

Bir Cevap Yazın

Diğer 1.076 aboneye katılın