Açık Kültür, Sosyal Bilimler

Mitostan Logosa Geçemeyiş

Mitos ve logosla dünyayı kavrama ve mitolojilerden akla geçiş süreci birçok sosyal bilimin önemli bir meselesidir. Mitostan logosa geçişle ilgili daha fazla bilgi için buraya bakılabilir. Bu yazı mitos ve logosun anlamının genişletilerek neden logosa geçmenin çok zor olduğuyla ilgili olacak.

Anne tavuk daha gırtlaktan çıkardığı kısa bir sesle bütün civcivleri etrafında toplar. Civcivler bu sesi duyunca panikle annelerinin kanatları altına sığınır. Bu süreçte sanıyorum hiçbir mantık süreci yoktur. Civcivler sesi duyunca kesin bir tehlike var diyerek değil, o sesin kendilerinde uyandırdığı korku duygusuyla annelerine sığınırlar. Neden sonuç zinciri kurarak mantıksal bir değerlendirme yapmazlar. Arılar için ana arı neredeyse kovan orasıdır.

Civcivlerle ve arılarla ilgili örnek aslında bu canlıların duygulara dayanan algoritmaları işletmesiyle ilgilidir. Bir canlıyı harekete geçiren şey duygunun kendisidir. İngilizcedeki motion/emotion bağlantısı tesadüfi olmamalıdır. Civcivlerin ve arıların ve elbette diğer canlıların kendilerinde güçlü duygulara neden olan işaretleri takip etmeleri çoğu zaman onların yararınadır. Doğal seçilim mekanizmasında bu davranışlar hayatta kamayı sağladığı için yaygınlaşmıştır.

Duygu ve akıl birbirinin devamıdır

Duygular mantık öncesi dönemde, henüz akıl yokken ve halen şuan akıl seviyeleri düşük canlılarda hayatta kalmayı sağlayan güvenilir bir mekanizmadır. Eğer civcivler anne çağırır çağırmaz ona koştukları zaman hayatta kalma şansları artıyorsa hayatta kalmak için mantık şart değildir. İnsan için de benzer bir durumu kabul edebiliriz. Mantık öncesi dönemde sadece duygularımızla hayatta kalmamız mümkün olmuştur.

Burada söylemeye çalıştığım insanın alt sistemlerinde duyguları tetikleyen fakat mantığa daha az ihtiyaç duyan ya da duymayan algoritmaların insanın hayatta kalmasını sağlıyor olmasıdır. Mantık boyutu olmayan bu alt sistemler duygular aracılığıyla organizmayı yönlendiriyordu. Bugün de cinnet gibi uç durumlarda sürüngenlerle ortak olarak kullandığımız beyinle tepki verilebildiğiyle ilgili tartışmalar var. Yanlış hatırlamıyorsam amigdaladaki bazı aktiviteler sonucu frontal lob devre dışı kalıyordu.

Organizmadaki alt sistemler duyguları tetikleyerek bazı davranışları yapmamızı sağlıyor fakat akıl da aynı yöntemi kullanıyor. Yani bir şeyi mantık süzgecinden geçirdikten sonra yine bizde hangi duyguya yol açıyorsa ona göre hareket ediyoruz. Akıl burada duyguyu aşan bir şey değil, istediğimiz duyguya ulaşmayı sağlayacak bir gerece dönüşüyor. Aklım sayesinde duygusal zaaflarımdan kurtuluyorum demek bir yanılsama çünkü aynı zamanda aklım sayesinde kavuşmak istediğim duyguya kavuşuyorum.

Akıl duygunun zıttı ya da onun üstünde bir şey değil, duyguya ulaşmak için kullandığım bir başka algoritmaya dönüşmüş oluyor. Akıl duygunun bir askerine dönüşüyor. Peki akıl aslında kontrol edemediğimiz duyguları dizginlemiyor da onu daha incelikli bir strateji ile hedefine yaklaştırmaya çalışıyorsa. Sanıyorum Apollon Dioynisos ve daha modern bir versiyonu olan id-ego-süperego bu durumla ilgili.

Logosa belli belirsiz bir dokunuş

Tanrı için saf akıl tabiriyle karşılaşmışızdır. İnsanın logosu ise duygu içindir. İçinde bulunduğumuz vücut bizi eğlendirebilir, acı çektirebilir, üzebilir veya ödüllendirebiliriz. Acı bir gerçektir ki vücudumuz bizimle eğlenebilir. İçinde hapsolduğum bir deri olarak bile görebilirim bu bedeni. İstediklerini yaptığımda beni ödüllendiriyor, yapmadığımda canımın sıkkın olmasını sağlıyor…

Esasında logos dediğim şey aslında altlardaki benden bağımsız isteklerin yerine getirilmesini sağlayan bir gereç. Güçlü olan yine duygular ve o alttaki güçlü algoritmalar. Duyguların asıl patron olduğunu anlamak için gazetelerin üçüncü safya haberlerine göz atmak yeterli. Mantıklı birinin yapacağı şeyler mi bunlar? Hiç beklenmedik insanlardan beklenmedik saçma sapan hareketler. Duygular zamanı geldiğinde akla sen dışarı çık diyebiliyor. Bunu kendi hayatımızdan da biliyoruz.

Bana öyle geliyor ki biz zaman zaman logosa belli belirsiz temas edebiliriz ancak. Duygular hayatımızın asıl itici gücüdür. Akıl temelli değil duygu temelli bir hayat yaşıyoruz ve aklı abartıp duyguları görmezden gelmek sadece soruna neden oluyor gibi. Aklımızla ne kadar güçlü sistemler kurduğumuzu sanırsak sanalım bu sistemler her zaman yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır çünkü hepimizde akla sen çık dışarı diyecek daha temel şeyler var. İlerleme sandığımız şey bir gerileme olabilir.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: