Açık Kültür, Sosyal Bilimler

Nasıl Danimarka Olunur?

Yazıya başlamadan önce birkaç hususu belirtmem gerekir. Danimarka derken demek istediğim demokrasisi ve kurumları oturmuş bir refah devletinin nasıl oluşturulacağıdır. Danimarka burada sadece bir semboldür. ikinci husus ise bu konu tartışılırken, coğrafya ve iklim gibi neyi ne kadar etkilediği belirsiz bir konuya girerek kaçak güreşilmemesi gerektiğidir. Yazıyı yazarken yararlandığım kaynak Francis Fukuyama’nın Siyasi Düzenin Kökenleri isimli iki ciltlik çalışmasıdır.

Coğrafya ve iklimin gibi değişkenlerin reddi.

Bir ülkenin kendine ait coğrafyası ve iklimi o ülkenin neden o hale dönüştüğünün tek gerekçesi olarak kabul edilemez. Aksi takdirde çağlar geçtiği halde o bölgede yaşayan insanların hep aynı özellikleri göstermesi beklenirdi. Coğrafya ve iklimden etkilenen kültür zamanla değişmektedir ve çok önemli meseleler çağdan çağa farklılık göstermektedir. Bunun yanında komşu iki ülke arasında çok ciddi farklar oluşabilir. Bir komşu ülkenin diğer ülke üzerine etki yapması elbette kaçınılmazdır fakat ilk değişimi başlatan sebep bir anlayış değişikliği olmalıdır.

Sosyal Bilimlerde alttaki kaplumbağa denen bir anlayış vardır. Bir olayın nedenini açıkladığımızda aslında alttaki kaplumbağayı açıklamış oluruz. Peki o kaplumbağanın altında ne var? Biz sadece olaylar zincirinin bir yere kadar teorik olarak izini sürebiliriz demek çok yanlış olmaz. Kuzey Kore, Güney Kore farkının elbette çok ciddi siyasi nedenleri vardır. Farklılıkları ortaya koyan iklim ve coğrafyadan çok dünyayı algılama ve onu kavrama kapasitesi olmalıdır. Demokrasi gerçek anlamıyla ancak Fransız İhtilali sonrası dünyaya yayılmıştı.

Güçlü ve zengin devletin üç şartı: Devlet, hukukun üstünlüğü, hesap sorulabilir hükümet

Bir devletin Danimarka gibi güçlü ve müreffeh (bolluk içinde ve özgür) olması için modern liberal demokrasilerde güçlü devlet yönetimi, hukukun üstünlüğü ve hesap sorulabilir hükümet. Günlük hayatın en önemli tartışmalarıdır bunlar. Güçlü devlet, ülkenin dış ülkelere karşı güçlü olması ülke içine hakim olmasını ifade eder. Hukukun üstünlüğü, yasanın kişilerin üstünde olmasını, kimsenin yasalardan üstün olmamasını ve güçlünün hukukunun değil, hukukun gücünün olmasını ifade eder. Hesap sorulabilir hükümet ise hükümetin başarı ya da başarısızlıklarının belli aralıklarla yapılan seçimlerle tekrar değerlendirilmesini ifade eder.

Bu üç kavramı somutlaştırmak için şu örnekleri verebiliriz:

Afganistan‘da 2004’ten beri demokratik seçimler vardır fakat devlet otoritesi çok zayıftır ve topraklarının büyük kısmında kanunları uygulayamaz.

Rusya güçlü bir devlete sahiptir ve demokratik seçimler yürütmektedir fakat liderler hukukun üstünlüğüne bağlı olduklarını düşünmemektedirler.

Singapur ise güçlü bir devlete ve İngiliz sömürgesinden kalma bir hukukun üstünlüğü özelliğine sahiptir fakat demokratik hesap sorulabilirlik özelliği zayıftır. (Francis Fukuyama)

Danimarka gibi olmanın şartı : Güçlü kurumlar

Tarihsel olarak güçlü ve zayıf devletler arasındaki fark kaynakların yetersizliği kadar verimli kullanılamaması ile de ilgili. Bir devlet Weber’in ortaya koyduğu gibi geliştikçe bürokratik yapıları oluşturmaya başlar. Bu bürokratik yapılar yani kurumlar güçlendikçe artık işlerin yürümesi için liderin etkisine ihtiyaç azalır. Lider değişimi, kriz vs gibi durumlarda kurum özerkliği ve kültürü sayesinde sorunları çözer. Liderlerin hatalarından doğabilecek sorunlar kurumlar engeller.

Güçlü ve etkin kurumlar oluşturmak istikrar için ancak karar alma mekanizmalarını yavaşlatabilir. Bürokrasi bazı durumlarda dezavantaja dönüşebilir. Yine de Danimarka olmak için geçmişten geleceğe etkin kurumların olması gerektiğini söylemek mümkün. Peki güçlü bir kurum nasıl ortaya çıkar? Devleti zengin yapan üç şartın yanında, güçlü kurumların oluşabilmesi için liyakat konusunu halletmek gerekir. İşi becerebilenlerin işlerin başına geçmesi sağlanmalı, adam kayırma ve torpil gibi nepotizm ile sonuçlanacak süreçlerden uzak durulmalı.

Liyakat ilkesi göz ardı edilirse kurumlar etkili olamaz. Bir noktadan sonra liyakate son verilirse de kurumlar çözülmeye başlar. İş yapamaz ve çözüm üretemez. Danimarka olmanın şartı güçlü kurumlar oluşturmaktan geçer.

Çin demokratik değil fakat gelişiyor?

Çin ilginç bir örnektir. Hukukun üstünlüğü ve hesap sorulabilir hükümet olmadığı halde ekonomik büyümesini sürdürmektedir. Bir devletin Danimarka olması için hukukun üstünlüğü ve hesap sorulabilir hükümet olmasa da olur mu? Bu sorunun cevabı çok tartışmalı olsa da uzmanlar Çin’i bekleyen büyük bir tehkikeden bahsederler. Zenginleşen orta sınıf bir toplumsal patlamaya neden olabilir. Çin gelişirken, herkesin sofrada yemeği artarken sorun yok fakat bu büyüme durduğunda ortaya ne çıkacaktır?

Bunun yanında özgürlükler ve demokrasi açısından Çin asla bir Danimarka değildir ve olamayacak gibi görünmektedir. Sansür, ucuz iş gücü ve sahte ürünlerin Danimarka’sı olabilir Çin. Çin Tiananmen olaylarında büyük sorunlar yaşamıştır ve benzeri bir kalkışma tehlikesi için geçmiş değildir. Belki de Çin yavaş yavaş reformlar yaparak bir liberal demokrasiye dönüşecek belki de üç şartın sağlanmadan da Danimarka olunabileceğini gösterecek…

Yazıda dikkat çekilen konular elbette Danimarka olmanın tam yolu değildir ve burada ortaya konan nedenler alttaki kaplumbağadır. Bu nedenlerin ortaya çıkmasına sebep olan nedenler ve onlara neden olan nedenler elbette daha başkadır ve başka bir inceleme konusudur. Yine de Danimarka gibi zengin ve demokratik bir devlet olabilmenin yolları yukarıdaki kavramlarla ilişkilidir.

1 Comment

  1. Gelişmeyle ilgili olarak şahsi düşüncem, kaynaklar olduğu kadar toplumun yatkınlığı da önemlidir. Türkiye gibi kozmopolitliği yüksek toplumlarda ortak bir ülkü, fikir etrafında toplanabilmek zor. Avrupa’nın artı noktası, oturmuş bir devlet tasavvuruna sahip olmaktır. Kaotik durumlar sınırlı. Olabildiğince yüzlerce yıl istikrarlı bir yapı kurmuşlar. Büyük savaşlar görseler de toplumun karşı karşıya geldiği durumlar az. Birlikte yaşayabilme iradesine inanıyorlar. Devletlerinin tüm organları işliyor. Bu sebeple istikrarlı bir durum oluştuğunda insanlar durumu daha da iyileştirmeye odaklanıyorlar. Türkiye gibi ülkelerde sürekli darbe, anayasa değişikliği, toplumsal gerilimler yaşandığı için odaklanmakta güçlük çekiyoruz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: