Onur Kültürü (Toplumları Anlamak)

İçinde yetiştiğimiz kültür şüphesiz ki davranışlarımız üzerinde etkili. Peki davranışlarımızı etkileyen bu kültürün bir miras olduğunu, ortam değiştirdiğimizde veya o kültürle hiç münasebetimiz olmasa bile bizi hala etkilediğini düşünmüş müydünüz? Onur kültürü dünyadaki ve ülkemizdeki en güçlü kültürlerden biri. Toplumları ve toplumumuzu anlamak için bu kültürü anlamak önemli olabilir.

Onur kültürü kavramını Outliers kitabında gördüm. Schopenhauer’ın “şövalye ahlakı” diyerek eleştirdiğini düşündüğüm kavramı hatırlattı bana. Onur kültürü nedir?

Onur kültürleri Sicilya ya da İspanya’nın Bask Bölgesi gibi dağlık bölgelerde ve diğer verimsiz alanlarda kök salmak eğilimindedir. Açıklamaya göre, eğer kayalık dağlarda yaşıyorsanız ürün ekip biçemezsiniz. Büyük olasılıkla koyun ya da keçi yetiştirirsiniz ve hayvancılık çevresinde gelişen kültür tarım çevresinde gelişen kültürden çok farklıdır. Bir çiftçinin hayatta kalması toplumdaki diğer insanlarla işbirliğine bağlıdır. Oysa hayvancılıkla uğraşan kişi özgürdür.

Ayrıca çiftçiler geceleri geçim kaynağının çalınabileceğinden kaygı duymazlar, çünkü bir hırsız tarladaki bütün ekini kendi başına biçmeyi göze almadıkça ürünler kolay kolay çalınamaz. Oysa hayvancılık yapan, bu konuda kaygılanmak durumundadır. Sürekli hayvanlarını yitirme tehdidi altındadır. Bu nedenle de atak olmak zorundadır: Sözleriyle ve davranışlarıyla güçsüz olmadığını açıkça ortaya koymak zorundadır. Adına sanına yönelik en küçük bir meydan okuma karşısında bile savaşmaya hazır ve istekli olmak zorundadır ve “onur kültürü” denilen şey de işte bu anlama gelir.

Bu bir adamın adının sanının, geçim kaynağının ve kişisel değerinin merkezinde olduğu bir dünyadır. “Genç çobanın adının sanının gelişimindeki kritik an onun ilk kavgasıdır” diyor etnograf J. K. Campbell Yunanistan’daki çobanlık kültürünü kaleme alırken. “Kavgalar mutlaka insan içinde gerçekleşir. Bir kahvede, köy meydanında, en çok da otlak sınırında yaşanır; şöyle ki bir çoban bir diğer çobanın sürüden ayrılmış olan koyununa taş atar ya da küfür savurur ve bu davranış koyunun sahibi olan çoban için kaçınılmaz olarak şiddet içeren bir karşılık gerektiren bir tehdittir.”

“Bu insanlar kayalık, verimsiz topraklar üzerinde hayvancılık yaparak kıt kanaat geçinmeye çalışıyorlardı. Çevrelerindeki acımasızlık ve karmaşaya sıkı aile bağları yaratarak ve kan bağına duydukları sadakati her şeyin üzerinde tutarak karşılık veren kabile özelliklerine sahip insanlardı.”

Onurunuz için savaşmalısınız.

Bir onur kültürünün zaferi, Amerika’nın güneyinde suç modelinin neden her zaman bu kadar belirgin olduğunu açıklamaya yardımcı oluyor. Orada cinayet oranları ülkenin geri kalanında olduğundan daha yüksek. Ancak –hırsızlık gibi– mala yönelik suçlar ve “yabancı” suçları daha düşük. Sosyolog John Shelton Reed’in kaleme aldığı gibi “Güney’de yoğunlaşmış görünen cinayetler hem katil hem de kurban tarafından bilinen nedenlerle birinin (sıklıkla bu bir kadındır) tanıdığı biri tarafından öldürüldüğü cinayetlerdir.”

Reed ekliyor: “İstatistikler gösteriyor ki anlaşmazlık ve zinadan kaçınabilen Güneyli, diğer herhangi bir Amerikalı kadar güvende, hatta büyük olasılıkla onlardan daha da güvende.” Issız bölgelerde şiddet ekonomik kazanımla ilgili değil. Kişisel. Onurunuz için savaşıyorsunuz.

Onur kültüründe şiddet meşrudur.

Yıllar önce güneyli gazeteci Hodding Carter genç bir adamken bir jüride görev yaptığını anlatmıştı. Reed olayı şöyle anlatıyor:

Jüri önündeki dava, bir dolum istasyonuna komşu olan sinirli bir bey-efendiyle ilgiliydi. Uyarılarına ve nam salmış öfkesine karşın, aylarca, istasyon çalışanlarının ve çevrede dolanan her tür alaycının çeşitli şakalarına hedef olmuştu. Bir sabah av tüfeğinin her iki namlusunu ona eziyet edenlerin üzerine boşaltarak birini öldürdü, bir diğerini kalıcı biçimde sakat bıraktı ve üçüncü bir kişiyi de yaraladı…

Kuşkulu bir yargıç jürinin oylarını aldığında, Carter “suçlu” diyen tek jüri üyesi oldu. Diğerlerinden birinin ifadesiyle “Onları vurmuş olmasaydı, çok iyi bir adam sayılmazdı, arkadaşlar.” Ancak bir onur kültüründe, sinirli bir beyefendi kişisel bir tehdide uygun bir karşılık olarak bir insanı vurmayı düşünebilir. Ve ancak bir onur kültüründe bir jüri –o koşullar altında– cinayetin suç olmadığını düşünebilir.

Onur kültürüne sahip olan ve olmayan gençler arasında yapılan bir deney

Genç adam elinde anket kağıdıyla koridorda yürürken, bir başka adam –deneyi gerçekleştirenlerin suç ortağı– onun yanından geçti ve dosya dolaplarından birinin çekmecesini açtı. Zaten dar olan koridor daha da daraldı. Genç adam toparlanıp çekilmeye çalışırken suç ortağı ona kızgın kızgın baktı. Dosya dolabının çekmecesini gürültüyle kapattı, genç adamı omzundan itti ve alçak, ancak işitilebilir bir sesle tetikleyici sözcüğü söyledi: “Ahmak.”

(Ahmak sözcüğü özellikle kullanılmıştır. İnsanların en aşağılayıcı kabul ettiği kelimelerden biridir.)

Cohen ve Nisbett, bu sözcüğün kişiye yönetilmesinin ne anlama geldiğini olabildiğince doğru biçimde ölçmek istiyordu. Deneklerinin yüzlerine baktılar ve orada ne kadar öfke gördüklerini ölçtüler. Her zamankinden daha sıkı tokalaşıp tokalaşmadığını görmek için genç adamla el sıkıştılar. Kendilerine ahmak denmesinin –tahrik ve saldırganlığı etkileyen hormonlar olan– testosteron ve kortizol seviyelerini yükseltip yükseltmediğini görmek için, tehditten önce ve sonra, genç adamlardan tükürük örnekleri aldılar.

Evet beklendiği gibi onur kültürünün hakim olduğu coğrafyalardan gelenler patlamaya hazır bomba gibiydiler. Sinirlilerdi ve kavga çıkarmak için kaşınıyorlardı. Hormon seviyeleri yükselmişti. Diğer bölgelerden gelen öğrenciler ise durumu ciddiye almamış ya da alaya almışlardı. Outliers kitabında deneyin ayrıntıları yer alıyor. Mutlaka göz atın ilginizi çektiyse. Genel olarak yazıda onur kültürü ile ilgili anlatılanlardan sadece belli satırları alıntıladım.

Kültürel miras direniyor

“Bu çalışmalardaki medyan öğrenciniz, 1990’larda 100 bin doların üzerinde para kazanan bir aileden geliyor” diyor Cohen. “Bu etkiyi gördüğümüz güneyliler, Appalaş tepelerinden gelen çocuklar değil. Daha çok Atlanta’daki orta ve üst düzey Coca-Cola yöneticilerinin çocukları. Ve büyük soru işareti de burada. Onlarda neden böyle bir etki görmemiz gerekiyor? Neden yüz yıl sonra böyle bir etki görmemiz gerekiyor? Atlanta banliyölerindeki bu çocuklar sınır bölgelerine özgü yaşam felsefesine göre mi davranıyor?”

Kültürel miraslar etkili güçler niteliğinde. Derin köklere sahip ve uzun ömürlü. Kuşaktan kuşağa direniyor, onları yaratmış olan ekonomik, sosyal ve demografik koşullar ortadan kalktığında bile neredeyse hiç bozulmuyor ve tavır ve davranışları yönlendirmekte öyle bir rol oynuyorlar ki onlarsız dünyamıza bir anlam vermek olanaksız.

Outliers (Çizginin Dışındakiler) kitabı hakkında daha fazla bilgi için bu yazıya bakabilirsiniz.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın