Paranın Felsefesi

Georg Simmel Paranın Felsefesi isimli eseri için işte benim kitabım demiş. Bazılarına göre zorunlu bir kötülük olan para bu kadar tartışmalı bir şeyken bir düşünürün para hakkında bu kadar çok yazması ve bu kitabına hayatının kitabı olarak görmesi ilginçtir. Kitabı okuyunca yazarın neden böyle dediğini anlıyorsunuz. Parayı basit bir mübadele aracı olarak görmek ve küçümsemek hatadır. İnsan hayatının en değerli kavramları para ile ilişkilidir. Hatta para ile eşitlenir ve öznel değerlerimiz para aracılığıyla nesnelleşir. Zaman verip nesne alırız. Tarihte insan öldürmenin bile parasal bedeli olmuştur. Bir evlilik para ile ilişkili olabilir. Georg Simmel Paranın Felsefesi kitabı için benim kitabım demiştir çünkü insanla ilgili çok önemli meseleler para aracılığı ile nesnelleşir.

Para ile ilgili şu zıtlığı hatırlatır yazar alıntılarıyla; “Hans Sachs “Para Dünya’nın seküler Tanrısı’dır” sonucuna varmıştır. Paranın sağladığı gücün aksine, cimrilikteki itibar kaybı en iyi şekilde bir XV. yüzyıl şairince ifade edilmiştir. Bu şaire göre her kim paraya hizmet ederse “kölesinin kölesi” olur.” İnsanlık tarihinin belki de en uğraşmaya değer hedeflerinden birisi olan “finansal özgürlük” kavramı belki de bu bağlamda ele alınmalıdır. Kendi zamanına sahip olan kişi özgürlüğü çok daha yakındır. Para artık bir stres kaynağı değil zaman ve kaynak sağlayıcının kendisidir.

Para denilince aklımıza gelen ikinci kelime nesnelleşme olmalıdır. Para göreceli ve öznel değerler arasında bir karşılaşma imkanı yaratır ve şeylerin değerini bireyin öznelliğinden kurtarıp onu dünyaya açarak nesnelleşmesini sağlar. Örneğin beğendiğiniz bir ayakkabının değeri sizin için 10 ya da 500 dolar olsa bile ayakkabı insanlığın değer ölçüsünden de geçer ve fiyatı nesnelleşir. Kiraz ve ayakkabı, Askılık ve yazıcı değer olarak karşılaştırılabilir. Böylelikle para her şeyin ortak paydası haline gelir. Göreceli değerlerimiz nesnelleşir. Bir piyanonun ve bir şarkı sözünün göreceli değeri cisimleşir. Öyleki Yedi Krallık Döneminde özgür bir insanı öldürmenin bedeli 200 şilinmiş. Ölen kişinin toplumsal konumuna göre bu fiyat 200’ün katları olarak artıyormuş. İnsan hayatının göreceli değerinin bile nesnelleşmesi söz konusudur burada.

Parayla ilgili ilk aklımıza gelmesi gereken kelime ise mübadele olmalıdır. Para mübadeleden doğar. Senin elinde bana verecek sadece mandalina varsa ve benim mandalinaya değil alçıya ihtiyacım varsa kolay kolay iş yapamayız. Para tüm ihtiyaçları karşılayan bir sembol olarak ortaya çıkar ve hepimizin “ihtiyacı” olur. Burada dikkat edilmesi gereken şudur: Mübadele sadece nesneler arasında olmaz. Zaman verip nesne alırım. Mübadele bir şeyleri feda etmek üzerine kuruludur. Evimi satmam için karşılığına ikna olmam gerekir. Para karşılığı yaptığımız ve feda ettiğimiz her şey mübadelenin konusudur.

Para ve Değerin Sembolleşmesi ve Azalışı

Tarihte para yerine kullanılan çeşitli araçları görüyoruz. Mübadelenin zorluğu bir şekilde parayı zorunlu kılıyor. Ticaret arttıkça para kullanımı artıyor. Deve, samur kürkü ya da gümüş külçe para olarak kullanılsa da zamanla araç sembolikleşiyor. Örneğin samur kürkü mübadele aracıyken önce deri sonra da derilerin ucu mübadele edilmeye başlanıyor. Parayı ortaya çıkarırken dikkat edilmesi gereken husus para basmanın otoritenin tekelinde olmasına dikkat edilmesi. Örneğin deniz kabuğunun para olarak kullanıldığı toplumlarda para farklı kişilerce piyasaya dürüldüğü için çabuk devalüasyon oluyor.

Otorite senyoraj hakkını kaptırmak istemiyor doğal olarak. Bir paranın basım maliyeti ile piyasa fiyatı arasındaki fark senyoraj hakkı olarak otoritenin oluyor. Örneğin 100 doların basım maliyeti belki 50 cent bile değildir. Bu durumda ABD bastığı her 100 dolar için 99.50 dolar senyoraj geliri elde eder. Paranın basımının otorite tekelinde olması için otoriteler bugün olduğu gibi dün de önlem almışlardır. Eğer her isteyen ABD doları üretebilseydi 100 dolarının değeri muhtemelen 0.50 cente düşerdi. Gerçi o zaman da enflasyon nedeniyle kağıt, mürekkep enerji ve işçi vs gibi giderler artacağından 100 doların maliyeti 100 dolara çıkacaktı 🙂

Kitaptaki bir örnekte yazar şu tarihi gerçeği hatırlatırken bugün de yaygın olan bir davranışa dikkat çeker. Orta Çağ monarklar sürekli para bastıkları için paranın değeri düşer ve insanlar altın ve gümüş biriktirmeye yönelirler. Altın ve gümüş paranın aksine arzı sınırlı olan araçlardır. Bugün bile sürdürülebilir ons altın çıkarma maliyeti kimi kaynaklara göre ortalama 1300 dolar civarındadır. Günümüzde başta bitcoin olmak üzere bazı dijital paraların varlıklarını meşrulaştırmak için güçlü argümanlarından birisi de budur. Bitcoin toplam 21 milyon adet kalacağını ve artmayacağını vaad eder. Bu vaad matematik ve teknoloji ile güvence altına alınmıştır.

Georg Simmel’in Paranın Felsefsi kitabındaki paranın ne olduğuyla ilgili kısmını kitaptan örneklerle kısaca anlatmaya çalıştım. Bir sonraki yazıda Paranın Felsefesi kitabındaki neyin pahalı neyin ucuz olduğunun toplumları nasıl etkilediğiyle ilgili yazarın tespitlerini değerlendireceğim.

Bir Cevap Yazın

Diğer 1.069 aboneye katılın
%d blogcu bunu beğendi: