Açık Kültür

Paris’in Yıkılması ve Günümüzdeki Haliyle Yeniden İnşaası

Modern şehircilik tarihinin en tartışmalı konularından, Paris’in yıkılıp bilinen günümüz hâliyle yeniden inşa edilmesinin hikâyesi: Sanayi İnkılabıyla değişen üretim yöntemleri, bir yandan şehirlerde nüfusu artırırken diğer yandan da sınıfsal eşitsizlikleri günden güne derinleştirir. Bu durum ise Avrupa’nın önde gelen şehirlerinde uzun süreli, yer yer kanlı sınıfsal mücadelelerin yaşanmasına neden olur.

Bu şehirlerden belki de en önemlisi Paris’tir. Şehrin nüfusu 1831’de 750.000’den bir anda, 15 yıl içerisinde, 1846’da 1 milyonu geçer. Öyle ki, bu devasa nüfus artışı, o dönem Avrupa’yı kasıp kavuran kolera ve tifo salgınlarının öldürdüğü on binlerce insana rağmen yaşanır. Gitgide kalabalıklaşan Paris’te; dar sokaklar, altyapı yetersizliği, konut eksikliği ve ara sıra patlak veren salgın hastalıklar yaşamı günden güne daha da katlanılmaz hâle getirir.

Hülasa, Ortaçağdan kalma kent mevcut hâliyle günün ihtiyaçlarına cevap veremez; böylece değişik zamanlarda çeşitli uzman ve siyasilerce şehri yenilemek için farklı farklı planlar hazırlanır. Tüm bunlar yaşanırken, I. Napolyon’un sürgündeki yeğeni Fransa’ya döner ve önce meclise sonra da 1848’de İkinci Cumhuriyet’in Cumhurbaşkanlığına seçilir.

Göreve gelir gelmez görev süresini on yıla çıkaran tartışmalı anayasa değişikliğini hayata geçiren yeğen Napolyon, 1852’de ise kendisini “III. Napolyon” adıyla imparator ilan eder. Böylece Fransa’da İkinci Cumhuriyet rejimi yıkılıp yeniden imparatorluk kurulmuş olur. Paris’te doğmasına karşın 7 yaşında sürgüne giden ve sürgün hayatının önemli bir kısmını, 12 yılını Londra’da geçiren III. Napolyon döndüğü Paris’i hiç beğenmez. Hayali Paris’i Londra gibi geniş bulvarları, parkları olan bir şehre dönüştürmektir.

İmparator için bu aynı zamanda, şehirde sık sık patlak veren isyanların bastırılmasını zorlaştıran dar sokaklardan kurtulmak anlamına da gelmektedir. Yani bir taşla iki kuş vurulacaktır; hem iktidarı tehlikeye atacak isyanlar daha kolay bastırılacak hem de şehir yenilenecektir. III. Napolyon planını uygulayacak kişinin seçiminde İçişleri Bakanının (Victor de Persigny) önerisiyle Georges-Eugène Haussmann’da karar kılar. Paris’te doğan, burjuva ve asker kökenli bir aileye mensup olan, çok iyi eğitimli Haussmann Bakana göre bu iş için biçilmiş kaftandır.

Bakan De Persigny imparatora yazdığı mektupta Haussmann için şöyle diyor: “Günümüzün en sıradışı insanlarından birisi; cüsseli, güçlü, gayretli, enerjik ve aynı zamanda akıllı ve sinsi. Bana tüm başarılarını soluksuz anlattı, çünkü en sevdiği şey belli ki kendisinden bahsetmek”

Kurşun köşeyi dönemez

Haussmann’ı çağıran İmparator III. Napolyon’un isteği bellidir: Eline aldığı haritaya şehri boydan boya kesen üç çizgi çeker. Bu çizgilerden biri, şehri Kuzey’den Güneye, diğer ikisi ise Seine nehrinin iki tarafından şehri Doğu Batı istikametinde böler. Bu çizgilerin geçtiği yerler ne kadar kalabalık ya da tarihi olursa olsun yıkılacak ve yerine geniş bulvarlar yapılacaktır. Şehri ihtiyari olarak 17 yıl boyunca kocaman bir şantiyeye çeviren, tarihin o güne değin gördüğü en geniş çaplı kent dönüşümü böylece başlamış olur.

İmparatorun direktiflerini alan Haussmann planını oluşturmaya başlamış ve hemen işe koyulmuştur. ‘Kurşun köşeyi dönemez’ prensibiyle boydan boya şehri kesecek caddeler için yıkım işlemlerine başlanır. Haussmann’ın emriyle, Paris’in bu tarihi, kaotik ve labirent görünümlü merkezinde, aralarında birçok önemli eserin de bulunduğu toplamda 12.000 yapı yıkılır. İşin ilginç yanı, yıkılan yapılar arasında Haussmann’ın kendi evi de vardır.

Yıkımlardan sonra açılan geniş alanları, Haussmann günümüz Paris’inde aynen korunduğu şekliyle tasarlar. Bu alanlarda yapılacak simgesel yapılar için ise dönemin ünlü mimarlarıyla çalışır. Örneğin, meşhur opera binası Palais Garnier, Les Halles Çarşısı, de la Ville Tiyatrosu, ve Saint Augustin Kilisesi gibi birçok önemli eser bu dönemde yapılmıştır.

Haussmann o günün en önemli ulaşım aracı trenleri şehrin merkezine getirmek için caddeleri olabildiğince geniş tutmuş ve şehrin göbeğine bir tren istasyonu (Gare du Nord) inşa etmiştir. Öyle ki, ilerleyen yıllarda Paris metrosunun ana hatları da bu caddeler üzerine kurulmuştur.

Buna ek olarak Haussmann şehre temiz içme suyu getirilmesi için dönemin en önemli uzmanları ile çalışmış ayrıca günümüz Paris’inde hâlâ kullanıldığı şekliyle bir de kanalizasyon sistemi inşa ettirmiştir. Tüm bunların yanında Haussmann şehrin detaylarına da ekstra özen göstermiştir. Parklardaki çitlerden, sokaklardaki kiosklara, aydınlatmalara, banklara varana kadar onlarca kent mobilyası, sokak sanatçıları için sahneler, umumi tuvaletler Haussmann’ın gözetiminde yapılmıştır.

Yine Fransız balkonunun, ağaçlarla süslenmiş caddelerin, kesme taşının şehrin her yerinde yaygın kullanımı onun dönemine denk gelir.

Haussmann’ın kovuluşu

Tarih 1869 yılını gösterdiğinde (günümüzde yaklaşık 75 milyar avroya denk gelen) 2.5 milyar franklık maliyetiyle, uzun süre şehri şantiyeye çeviren Haussmann’ın planı şehirde öfkeyi gitgide artırır. Bunun üzerine III. Napolyon kendi popüleritesini korumak adına Haussmann’dan istifa etmesini ister. Ancak Haussmann istifa ederse yaptığı işten pişman olduğu düşünülür diye bu teklifi reddeder ve istifa etmez. Bunun üzerine ise imparator tarafından kovulur.

İlerleyen zamanda, Fransa’nın Prusya’ya yenilgisi sonrası halk sokağa yeniden dökülür – belki de o geniş meydanlarda dar sokakların aksine sayılarının ne kadar çok olduğunu idrak ederek – imparatorun azledilmesini isterler. İmparator 1870’de azledilir ve III. Cumhuriyet kurulur. Şöhreti günden güne azalan Haussmann ise kiralık bir dairede kalan ömrünü yoksul bir şekilde geçirir ve 1891 yılında öldüğünde arkasında o günden bugüne değil süren çok tartışmalı bir miras bırakır…

Bir kesime göre Haussmann, halk direnişinin kırılmasındaki en büyük engel olan dar sokakları yerle bir eden, bu bölümlerde yaşayan yoksul halkı şehrin kenar mahallelerine itip günümüzde hâlâ devam eden derin sınıfsal ayrımlara yol açan ve yüzlerce tarihi binayı yıkan bir zorba. Haussmann, diğer bir kesime göre ise zamanının çok ötesinde bir şehir tasarlayan, adeta bir bataklığı andıran Ortaçağdan kalma Paris’i günümüz güzelliğine büründüren, bu yönüyle Kraliçe Victoria dahil Paris’in güzelliğini duyan milyonlarca insanı şehre çeken sıradışı bir dahi.

Kaynaklar

https://www.kitapyurdu.com/kitap/paris-modernitenin-baskenti/268320.html

https://www.theguardian.com/cities/2016/mar/31/story-cities-12-paris-baron-haussmann-france-urban-planner-napoleon

https://www.wikiwand.com/en/Haussmann%27s_renovation_of_Paris

Yazı İrfan Batur’un Twitter hesabında verdiği bilgilerin bir araya getirilmiş halidir. (Yazara bu harika yazı ve yayınlama izni verdiği için teşekkür ederiz.)

Bir Cevap Yazın

Theme by Anders Norén