Açık Kültür

Peygamber Mucizelerinin Tasvirlere Yansımaları

Türk-İslam dönemi el yazma kitapların bazı örneklerinde konularına göre sayfalara resimler eklenmiştir. Yapraklardaki bu süsleme sanatı nakış veya tasvir olarak tanımlanmaktadır. 19. yüzyıldan sonraki süreçlerde batılı sanat tarihçilerin tanımlamaları ile literatürde Latince kökenli minyatür sözcüğü de kullanılmıştır. Yazma eserler kendi içlerinde aşk, kahramanlık hikayeleri, tıp, savaş ve silah sanatları, padişahların hayatları, sosyal hayat detaylarının resmedildiği düğün, sünnet, fal kitapları vs. alanlara ayrılmaktadır.

Dini olayların anlatıldığı yazma eserlerde genellikle Peygamberlerin mucizeleri Kur’an’ı Kerim ayetlerinden beslenerek metinleştirilip, resmedilmiştir. Dini kitapların dışında yukarıda saydığımız farklı konulu nüshalarda peygamberlerin resmedildiği de görülmektedir. Örneğin Miraçname nüshasında Hz. Peygamber’in gök yolcuğunun resmini gördüğümüz gibi, bir Falname nüshasında Hz. Yusuf Peygamber’in kuyuya atılışının neye delalet ettiğini anlayabilmemiz için Peygamber resimlerinin kullandığını görmekteyiz. Bu bağlamda resimli yazma eserlerin yapraklarından örneklerle peygamberlerin mucizelerini ve tasvirlerini
inceleyelim.

Hz. Yunus Peygamber’in balığın karnından çıkışı

Kısas-ı Enbiyâ nüshaları peygamberlerin hayat hikâyelerini ve tebliğ faaliyetlerini anlatan eserlerin genel adıdır. Süleymaniye Kütüphanesi Hamidiye 980 numara ile kayıtlı bu eserin yaprağında, Hz. Yunus Peygamber’in, dört büyük melekten Cebrail’in yardımıyla balığın karnından çıkarılması mucizesini görmekteyiz. Kur’an’ı Kerim’in onuncu sûresi Yûnus adını taşımaktadır. Bu sûrede, kendilerine azap geleceği bildirilen ve iman etmeleri sayesinde azaptan kurtulan kavmin Yûnus kavmi olduğu beyan edilir. (Yûnus 10/98). Kur’ân-ı Kerîm’e göre Allah’ın elçilerinden biri olan Yûnus Peygamber, (es-Sâffât 37/139) kavmi kendisine inanmayınca öfkeyle onlardan uzaklaşmış (el-Enbiyâ 21/87), yüklü bir gemiye binmiş (es-Sâffât 37/140), ve geminin batması sonrasında kendisini bir balık yutmuştur. (es-Sâffât 37/141-142). Eğer, Yûnus, Allah’ı tesbih edenlerden olmasaydı, insanların tekrar dirileceği
güne kadar o balığın karnında kalabilirdi; fakat o, “Senden başka ilâh yoktur, şüphesiz ben zalimlerden oldum” demiştir. (el-Enbiyâ 21/87-88; es-Sâffât 37/143-144), ardından duası kabul edilerek, Allah’ın rahmetiyle (el-Kalem 68/49) güçsüz bir halde balığın karnından çıkarılmıştır.(Resim 1)

Tasvirde, balığın ağzından yukarı doğru çıkan Hz. Yunus Peygamber’in başından yukarı kutsallıkla bağlantılı olarak alev yükselmektedir. Karada çiçeklerin ve yaprakların süslediği zeminde bekleyen melek, Cebrail Aleyhisselâmdır. Sağ elinde kurtuluşa sebep olacak Hz. Yunus Peygamber’in eli, sol elinde ise Peygamber’in giyinmesi için elbise ve başlık bulunmaktadır. Sahnenin gerisinde hayvan mücadelesi ayrıca işlenmiştir.

(Resim 1) Hz.Yunus dört büyük melekten Cebrâil’in yardımıyla kendini yutan balığın karnından kurtuluyor. Kısasü’l Enbiyâ nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Hamidiye 980 kayıtlı eserden

Hz. Yusuf Peygamber’in kuyuya atılışı

Falnâme: Türk ve Fars kültürlerinde falla ilgili eserlerin genel adıdır. Falname nüshalarında rastgele açılan bir yaprakta karşınıza çıkan resim falınızın yorumu olacaktır. Örneğin Yusuf Peygamber’in kuyuya atılışı yazma eser yaprağında falınız olarak çıkarsa yorumu şu şekildedir: Falın öncesi gam, elem, perişanlıktır; ama sonrası ise çok iyidir. Bu fal sefer, ortaklık, alım satım, nikâh, taşınmak, mevki sahipleriyle görüşüp iş çözmek için çok uğurludur.

Yûsuf Peygamber’in üvey kardeşleri, babaları Yakup Peygamber’in Yûsuf’a aşırı
düşkünlüğünden duydukları rahatsızlığı dile getirerek onu öldürmeye veya uzak bir yere götürüp bırakmaya karar verirler. Bu esnada, içlerinden birinin teklifi sonrası Yûsuf’u bir kuyuya atmayı planlarlar. Daha sonra babalarının yanına gelerek kırda beraber gezinip eğlenmeleri için Yûsuf’u kendileriyle göndermesini isterler. Babaları Ya‘kūb Peygamber, oyuna daldıkları bir sırada Yûsuf’u bir kurdun kapmasından endişe ettiğini söylerse de onlar böyle bir şeyin asla mümkün olamayacağını ifade ederek Yûsuf’u alıp götürürler ve kararlaştırdıkları gibi bir kuyuya atarlar. (Resim 2) Akşam ağlayarak babalarının yanına dönerler; Yûsuf’u kurdun yediğini ileri sürüp kanla boyadıkları gömleğini ona gösterirler. Ya‘kūb, oğullarının sözlerine inanmadığı gibi kanlanmış gömlekte herhangi bir yırtık da göremez (Taberî, XII, 213-214) ve sabırla, tevekkülle Allah’a sığındığını belirtir. Diğer taraftan Yûsuf’un atıldığı kuyunun civarından geçen bir kervanın mola vermesi esnasında su bulmaya giden su taşıyıcısı kovasını kuyuya salınca kovaya tutunan Yûsuf’u yukarı çeker. Taberî’nin rivayetine göre o yörede bekleyen kardeşleri Yûsuf’u kervan mensuplarına az bir
bedelle köle olarak satarlar.

Falname nüshasının yaprağındaki tasvirde Yusuf Peygamber haricinde sahnede on bir kişi bulunmaktadır. Ön düzlemde dört kardeşin Hz. Yusuf Peygamber’i ağzı açık kuyuya atmaları resmedilmiştir. Arka düzlemde tepelerin ardında ise yedi kardeşin olayları seyredişleri görülmektedir. Yine kutsallıkla bağlantılı olarak Yusuf Peygamber’in başından yukarı alev yükselmektedir.

(Resim 2) Yusuf Peygamber’in üvey kardeşleri tarafından kuyuya atılma sahnesi, Falname nüshası TSMK H 1703 kayıtlı eserden

Hz. Adem ile Havva’nın Cennet’ten Kovulması

Osmanlı divan şairi Mehmet bin Süleyman Fuzuli’nin (1498-1556) Hadikatü’s-Süeda (mutluluk bahçesi) adlı Kerbelâ Vak‘ası’nı işlediği mensur eserinden alınan resimdir. Hz. Âdem’i kıskanan Şeytan, yılan ve tavus kuşunun yardımıyla cennete girip Âdem ile Havva’yı kandırarak yasak ağacın meyvesini yemelerini sağlar. Âdem ile Havva, edep yerlerinin açık olduklarının farkına vararak birbirlerinden utanırlar ve mahrem yerlerini incir yaprağı ile örterler. Kur’an’ı Kerim’e göre onları yasak ağaca yaklaşmaya teşvik eden şeytandır. Âdem’e karşı açık bir kıskançlık içinde bulunan şeytan, önce Allah’ın emrine karşı gelerek Âdem’e secde etmemiş, (Andolsun ki sizi yarattık, sonra bir sûret, bir şekil verdik, sonra da meleklere,
Âdem’e secde edin dedik, hemen secdeye kapandılar, yalnız İblis secde edenlere katılmadı. el-A‘râf 7/11-12), sonra da onu aldatarak günah işlemesine sebep olmuştur.

Tasvirde cennet bahçeleri ve köşk asıl mekandır. Rengarenk kanatları olan insan suretindeki tasvirler cennetin melekleridir; bu kovuluşun ardından şaşkın bir şekilde ellerini açmış, parmaklarını ısırır şekilde resmedilmiştir. Hz. Adem ve Havva’nın kutsallıkla bağlantılı olarak vücutları alev içerisinde gösterilmiştir.

(Resim 3) Hz. Adem ile Havva’nın Cennet’ten Kovulması (Hadikatüs Süeda, BNF ,suppl. Turc 1088)

Hz. Musa dört büyük kitaptan Tevrat’ın indirildiği Tûr dağında

Kitâbü’l-mesâlik ve’l-memâlik adlı eser İslâm coğrafyacılarının klasik dönem
temsilcilerinden İstahrî (ö.951-52’den sonra) tarafından yazılmıştır. Coğrafya konulu eserde Mısır şehri resmedilirken Tûr Dağına Hz. Musa yerleştirilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de Sînâ, “dağ” anlamındaki tûr kelimesiyle birlikte Tûriseynâ (el-Mü’minûn 23/20) ve Tûrisînîn (et- Tîn 95/2) şeklinde iki defa geçmekte olup tûr kelimesi yalnız kullanıldığında (et-Tûr 52/1) Sînâ dağını tanımlamaktadır. Musa Peygamber’in mucizesi ile İsrâiloğulları denizi geçtikten sonra Musa’nın önderliğinde Tûr’a gelirler. Musa Peygamber, otuz ve on gecelik bir süreyle dağa çıkar. Rabbini görmek istediğini söyleyince dağa bakması emredilir ve akabinde dağ
paramparça olur. Daha sonra Hz. Musa’ya ilâhî emirleri ihtiva eden levhalar verilir (el-A‘râf 7/142-145; Tâhâ 20/80) detaylı bilgi için parantez içersinde verilen Kur’an’ı Kerim ayetlerine bakılabilirsiniz.

Tasvirde dağın eteğinde kırmızı kaftanın içerisinde bağdaş kurup, ellerini birbirine kenetleyen Musa Peygamber görülmektedir. Coğrafya konulu eser kapsamında dağlar, ovalar, yönler ve nehir suları farklı tonlarla belirtilmiştir.

(Resim 4) El-İstahri’nin Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi B.334’de kayıtlı eseri Kitabül Mesalik eserinden detay (Mısır Şehrinin haritasında Hz. Musa Detayı)

Hz. Peygamber’in Göğe yolculuğu Mi’rac’ın tasviri

Klasik İran ve Türk edebiyatında bir şairin beş mesnevisinden oluşan külliyatına hamse denir; Nizâmî-i Gencevî (ö.1214 [?]) Fars edebiyatında hamse türünün kurucusu sayılır. Miraçname veya Mi‘râciyye ise İslam edebiyat ve sanatlarında Hz. Peygamber’in miracını konu alan eserlerin genel adıdır. İslami gelenekte ise, Hz. Muhammed’in Mekke’den Kudüs’e oradan da semavata yani göklere olan yolculuğunu ifade için kullanılır. Mi‘rac kelimesi Kur’an’da geçmemekle birlikte çoğul şekli olan meâric “yükselme dereceleri” mânasında Allah’a nisbet edilmiştir. (el-Meâric 70/3) Ayrıca “merdiven” anlamında meâric bir âyette ve urûc kökünden türemiş fiiller çeşitli âyetlerde yer almaktadır.

Tasvirde Hz. Peygamber, Mi‘raç gecesinde onu taşıdığı rivayet edilen binek hayvanı burak üzerindedir. Yüzü peçe ile kapatılmış, başının ve özellikle sırtının etrafında kutsallıkla bağlantılı olarak alevler yükselmektedir. Çin bulutlarının üzerinden yükselen sahne düzleminde göklerde uçan ve Hz. Peygamber’e nurlar saçan kanatlı melekler görülmektedir.

(Resim 5) Hz. Peygamber’in Göğe yolculuğu Miraç tasviri, Hamse, Nizami, Tebriz, İran, 1539-43, British Library, Or. MS 2265,

İdris Peygamber’in terzilik mesleği

Bir dünya tarihi kitabı olan Zübdetü’t Tevarih’in ilk bölümlerinde Hz. Adem Peygamber’den başlayarak, Eski Ahit ve İslam Peygamberlerinin öyküleri, mucizeleri anlatılıp resmedilmiştir. Bu bağlamda eserin bir varağında Kur’an’ı Kerim’de adı iki yerde doğrudan zikredilen terzilik mesleğinin piri İdris Peygamber görülmektedir.

Hz. İdrîs’in terzi olduğu, her iğne saplayışında “sübhânallah” dediği, akşam olduğunda yeryüzünde ameli ondan daha üstün hiç kimsenin bulunmadığı da İbn Abbas’tan rivayet edilmiştir (İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Ḳurʾân, V, 236). “Biz onu yüce bir mekâna yükselttik” meâlindeki âyet açıklanırken kendisine hem peygamberlik hem de otuz sahîfe verilmesi yanında kalemle yazı yazan, elbise diken, hesap ve yıldız ilmiyle meşgul olan ilk insanın İdrîs olduğu belirtilir. (Fahreddin er-Râzî, XXI, 233).

Tasvirde ağaç dallarına meleklerin tırmandığı bir köşkün önünde dizleri üzerine oturmuş, karşısındaki iki meleğe kumaş parçası kesen İdris Peygamber görülmektedir. Ayrıca İdris Peygamber’in sağ elinin hizasında küçük sehpa üzerinde kitaplar resmedilmiştir, bunun sebebi ise ‘ders’ ve ‘İdris’ sözcüğünün etimolojisinin Arapça ar, drs kalıbının dars kökünden gelmesidir. “Bir metni özellikle Kur’an’ı Kerim’i cümle cümle yorumlayarak öğretme, ders verme, vaaz verme” sözcüğü bu kalıpla bağlantılıdır. Buradan anlaşılacağı üzere İdris Peygamber, terzilik mesleğinin yanı sıra, ders veren, öğreten kimsedir.

(Resim 6) Hz.İdris meleklerin karşısında bir parça kumaş keserken tasvir edilmiştir. Zübdetü’t-Tevârih nüshası TİEM 1973 kayıtlı eserden.

Yukarıda verilen örnekler üzerinden, Türk ve İslam yazma eserlerinin nüshalarında
Peygamber mucizelerinin ve tasvirlerinin sadece dini kitaplarda olmadığı; coğrafya, tarih, edebiyat vs. eserlerin nüshalarında da konu olarak işlenip, resmedildiği görülmektedir.

KAYNAKÇA

*BAYRAK KAYA, E. (2020). Âdem İle Havva’nın Yaratılışı ve Cennetten Çıkarılış Öyküsünün Minyatür Sanatına Yansımaları. Sanat Dergisi, (35), 204-224.
*BEKİR TOPALOĞLU, “Yûsuf Sûresi”, TDV İslâm Ansiklopedisi.
*MUSTAFA SİNANOĞLU, “Sînâ”, TDV İslâm Ansiklopedisi,
*SALİH SABRİ YAVUZ, “Mi‘rac”, TDV İslâm Ansiklopedisi,
*SÜLEYMAN HAYRİ BOLAY, “Âdem”, TDV İslâm Ansiklopedisi,
*ÖMER FARUK HARMAN, “Yûnus”, TDV İslâm Ansiklopedisi.
*ÖMER FARUK HARMAN, “İdrîs”, TDV İslâm Ansiklopedisi,
*ÖMER FARUK HARMAN, “Mûsâ”, TDV İslâm Ansiklopedisi,

Bir Cevap Yazın