PISA Direktörü: Türkiye Eğitimde Dünyaya Uyum Sağlayamadı (Değerlendirme)

PISA direktörü Schleicher Türk eğitim sisteminin dünyaya uyum sağlayamadığını ve okullarda öğretilen bilgilerin artık gereksiz olduğunu söyledi. PISA direktörünün eğitim ve ülkemizin eğitim sistemi hakkkında söylediklerini değerlendirmek gerekiyor.

Eğitimin genel başarısı asla öğretmenlerin başarısından fazla olamaz. Yani öğretmenler ne kadar iyiyse, sistem de o kadar iyi olur. Önemli olan en yetenekli kişileri öğretmen olmaya çekmek.

Ülkemizdeki bu durumu düzeltmek zor görünüyor. Eğitim fakültelerinin bir çekiciliği yok. Artık bölümler dolmamaya başladı. Eğitim fakültesi mezunu birisi önce KPSS + Alan sınavı + Mülakat ile karşılaşacağını biliyor. Bu kadar çalışmayı bekleyen öğretmen varken üniversite sınavından iyi bir puan alan birinin bu fakülteleri tercih etmesi akıl işi değil.

Üstelik öğretmen maaşları diğer fakültelerden mezun olacak kişilerin maaşlarından fazlasıyla düşük. (En iyi öğrencilerin tercih ettiği fakültelerden.)

Üçüncü çok önemli nokta da en yetenekli öğretmenleri en zor koşuldaki okullara vermek.

Bu konu ülkemizde teşvikle değil zorunlu 6 yıl kalmayı gerektiren sözleşmeli öğretmenlik modeliyle sağlanmaya çalışılıyor.

Gelecekte tek bir disipline hakim olmak değil birden fazla disipline hakim olmak önemli olacak

Gelecekte yaratıcı öğretmenler sadece fizik, biyoloji anlatmayacak. Farklı disiplinleri harmanlayarak eğitim verecek.

Bu konu artık bilim için de geçerli. Artık tek disipline hakim olan değil farklı disiplinlerden bir konuya bakabilen bilimciler gerekiyor. Esasında bir meseleyi iyi bilmek demek onu tüm yönleriyle iyi bilmektir. Üniversitelerdeki yandal ve çift anadal programlarının yaygınlaştırılması ve bunların teşvik edilmesi yerinde olabilir.

Şimdi internete bir şey yazıyorsunuz ve karşınıza 20 bin sonuç çıkıyor. Artık okuryazarlık bilgi bulup çıkarmak değil, bilgi inşa etmek.

Artık bilgi o kadar çoğaldı ki onu öğretmek mümkün değil. Öğrencilere işine yarayacak bilgileri bulma ve onları kullanarak hedefe gitmelerini sağlayacak beceriler kazandırılmalı. Bunun için öğrencilere felsefe dersi verilmeli ve problem odaklı düşünmelerini sağlayacak etkinlikler sunulmalı.

Türkiye’de matematikte çok fazla cebir, geometri, hesap öğretiyorsunuz. Ama matematik artık çok farklı şeyler için kullanılıyor; mesela olasılık, risk, kesinlik hesapları için. Geleceği şekillendirecek matematik, öğretilen matematikten çok farklı.

Bu konu teori ve pratik arasındaki dengeyle ilgili bir konu. Matematiğin konusu gerçek hayat oldukça bu sorun çözülecektir. Matematikte bile ürün odaklı düşünmek mümkündür. Bu temel matematiğin ihmal edileceği anlamına gelmemelidir.

Öğrendikleri bilgiyi yeniden üretme görevi —yani bir şeyi ezberlemek ve onu kâğıda dökmek görevi- verildiğinde çok iyi notlar alıyorlar. Fakat ellerindeki bilgiyi yaratıcı bir şekilde uygulamaları istendiğinde zorlanıyorlar.

PISA direktörünün Türk eğitim sistemi dünyaya uyum sağlayamıyor derken kastettiği konu bu. Türkiye’de öğrenciler eskiye göre iyiler fakat yeni yaklaşım olan bilgiyi üretme anlayışına göre yetersizler. Bunun için yapılması gereken problem ve proje tabanlı öğrenmeye dönmek olacaktır. Yaratıcı düşünme becerileri kazandırmak için fikrin değerlendirmeye alındığı bir sistem kurgulanabilir.

Altını çizmek istiyorum, geleceğin öğretmeni daha az eğitmen daha çok akıl hocası olacak. En iyi skorları alan Şanghay’da, öğretmenler Türkiye’deki meslektaşlarına kıyasla daha az öğretiyorlar. Zamanlarının çoğunda yeni eğitim teknikleri geliştiriyorlar. İyi öğretmenler araştırmacıdır, sadece ders kitabında ne yazıyorsa onu öğretmezler. Hükümet öğretmenliği hem finansal hem entelektüel açıdan çekici kılmalı.

“Öğretmen artık öğretenden çok öğrenmeyi öğretendir.” yaklaşımı uzun süredir eğitim bilimleri kitaplarımızda yer alıyor. Sınıflarda bunun uygulanması zor. Sunuş yoluyla öğretim okullarımızdaki neredeyse tek yöntem. Bunun zenginleştirilmesi gerekiyor.

Eğitimde önemli olanın, tüm okulların “iyi okul” olması olduğu akıldan çıkmamalı.

‘Seçmek’ eğitimde hiçbir zaman iyi bir yöntem değil. Odak noktası her zaman gelişme olmalı. Öğrenciler nasıl daha iyi öğrenir, öğretmenler nasıl daha iyi öğretir, okullar nasıl daha iyi olur?

Seçmek yerine asıl odaklanılması gerekenin eğitim sisteminin iyileşmesi olduğu açık. Tüm okullar iyi olursa zaten seçime gerek kalmaz. O zamana kadar birçok ülkede olduğu gibi bizde de bir seçme durumu söz konusu olacaktır. Eve en yakın okul en iyi okuldur parolası yeni bir konu değildir. 2013’den beri kalkınma raporunda yer almaktadır.

PISA direktörünün söyledikleri tabii ki ilk defa söylenen şeyler değil. Bu konularda eğitim bilimciler uzun süredir yazıp çiziyorlar. Daha güzeli bu konulardan Nurettin TOPÇU başta olmak üzere eski münevverlerimiz de kitaplarında bahsediyorlar. Nurettin TOPÇU’nun Maarif Davamız kitabını okuduktan sonra, eğitimle ilgili okuduğum her yeni şeyi önceden okuduğum hissine kapılıyorum.

PISA direktörünün söyledikleri de yeni olmayan ama önemli meseleler. Ülkemizin eğitim sistemi bu sorunları çözebilecektir. Yazıda  Şanghay öğretmenleri geçiyor. Aklıma gelen bir anımı anlatayım. Şanghay’dan gelen üç öğretmenle tanışmıştım. Konu eğitime gelince onlara MEB’in Türkiye’de öğretmenlere önerdiği kitaplar olduğunundan bahsetmiştim. Bu kitaplardan birkaçını biliyorlardı ve listenin tamamını onlara yollamamı istemişlerdi.

İçlerinden biri Almanya’ya altı aylığına gönderilmiş söylediğine göre. İçlerinden birisi İngilizce öğretmeni olmalarına rağmen üçü de İngilizce biliyorlardı.

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın